EKONOMİ DE NE DURUMDAYIZ?
Ahmet ZORLU
Eğer bir ülkede, ekonomik göstergeler iyi ise, bir çok toplumsal konuda ortak görüş hakimdir. Zira dar gelirli, sabit gelirli ve üst gelir grubu, önlerindeki zaman dilimlerinde, gelir ve gider durumunu tahmin etmekte ve bütçesini buna göre yaparak sıkıntıdan uzak durabilmektedir.
Ancak ekonomik göstergeler, yarının ne olacağı noktasında bile topluma umut vermiyorsa, o ülkede hiçbir alanda huzur yoktur..
Türkiye uzun zamandır dozunu gittikçe artıran ekonomik belirsizliklerle mücadele etmek zorunda kaldı, bırakıldı.
Dövizin istikrarsız şekilde yükselişi, gıda fiyatlarının önlemez kontrolsüzlüğü, mutfak enflasyonunun dizginlenemez boyutlara ulaşması, temel girdi maliyetlerindeki artışlar, ekonomik şartlara dayanamayan küçük esnafı bitme noktasına getirmiştir.
Bu gün Kayseri’nin ticarette en hareketli kabul edilen noktalarındaki mağaza ve dükkanlar arasında satılık veya kiralık tabelasını çok sık görmemiz bu yüzdendir.
Kamuya iş yapmayan, kamuyla iş yapmayan herkes büyük bir sıkıntı içerisindedir. Kamuyla iş yapma kabiliyeti ise polikim portrelerle sınırlandırıldığı için herkes her işe talip olamamaktadır.
Bu güne kadar en istikrarlı sektörler arasında saydığımız inşaat sektörünün de durağan bir dönem yaşaması ekonomik göstergelerin her geçen gün daha da kötüleşmesi sonucunu getirmektedir.
Zira Türk Ekonomisi, üretim, ihracat, istihdam gibi olmazsa olmazlar yerine, sıcak parayla ayakta tutulmaya çalışılan bir mekanizma tarafından yönetilmektedir.
Sosyal Devlet ilkesi, sadece ülkemizde yaşayan Suriyeliler için kullanılır olmuştur.
Eğitim, anne-babaların her geçen gün çocukları için karamsarlaşmasına zemin hazırlayacak derecede kalite kaybı yaşamaktadır. Bunu fırsat bilen özel eğitim kurumları anne baba bütçeleri için birer büyük kara delik haline gelmiştir.
Referandumun ertesinde, muayene katılım paylarına yüzde 60, ilaç katılım paylarına da yüzde 70 oranında yapılan zam, sağlıktaki olumsuz tablonun fotoğrafını ortaya koymaktadır.
Önceden yapılan 2 Boğaz Köprüsünün geliri, Üçüncü Boğaz Köprüsünün borcunu ödeyememekte, yapımcı firmaya taahhüt edilen günlük araç geçiş güvencesinin yarısı kadar bile köprüden araç geçmemektedir. Dolayısıyla kalan bölüm hazineden, yani bizim vergilerimizden karşılanmaktadır.
İstanbul-İzmir arasını yarı yarıya kısalttığı söylenen Körfez Geçişi ise tam bir hilkat garibesidir.
Zira Körfez geçişi için araç sahipleri ortalama 120 lira ödemektedir. Oysa İzmir-İstanbul uçak bileti önceden alırsanız 80 liradır.
Ve her ay Milyonlarca Lira da, bu köprüyü yapan firmaya hazineden para aktarılmaktadır.
Yakında bu köprü rezaletine bir yenisi eklenecek.
O da, Şehir Hastaneleri yükü..
Aralarında Kayseri’nin de bulunduğu çeşitli illerde, özel sektör tarafından inşa edilen şehir hastaneleri tamamlandıktan sonra, devlet bu hastaneleri yapan firmalara her yıl yüklü miktarlarda kira ödeyecektir.
Hem de ortalama 20-25 yıl..
Arsa devletten, bina müteahhitten, kira yine devletten..
Son 15 yılın ekonomik hareketlerini izlediğimizde, kamu yatırımı olarak bu ülkeye üretim ve istihdam alanında tek bir çivi çakılmamıştır.
Yapılanlar, yok, köprü, tünel gibi yatırımlardan ibarettir.
Bunların hiç biri de ekonomiyi ayağa kaldıracak, işsizlik sorununu çözecek çalışmalar değildir.
Oysa, ülkemizin tam bir üretim ve istihdam seferberliğine ihtiyacı vardır.
İki gün önce İşkur yetkilisi Kayseri’de 21 bin dolayında ek istihdam sağlandığından bahsediyordu.
Sayın yetkili, SGK Primini siz öderseniz, maaşının bilmem yüzde kaçını finanse ederseniz ben bile bir eleman alırım işyerime.
Ama siz rakamı açıklamak için, ek istihdama verdiğiniz 6 aylık destek süresinin sonunu bekleyin derim.
Siz prim ve maaş desteğini kestiğiniz anda o 21 bin kişi yeniden size iş başvurusunda bulunarak işsizler safında yer tutacaktır.
Özetleyecek olursak, ülkenin en önemli sorunu ekonomidir.
Ekonomisi iyi olmayan ülkelerin ve kentlerin sosyal sıkıntıları da her geçen gün katlanır.
Ve ekonomi ile demokrasi birbirine bağlı unsurlar olduğundan, gelecek açısından da umutlar her geçen gün biraz daha azalmaktadır.