Ahmet ZORLU

EĞİTİM..

Ahmet ZORLU

Türkiye kocaman bin deney laboratuvarı..

Cam fanuslarda, deneysel farelerin yerine çocuklarımız, gençlerimiz yerleştirilmiş..

Düşünmeyen, konuşmayan, tartışmayan, dizi müptelası, şükürcü, geleceğini bile hesaplamayan bir gençlik nasıl yetiştirilir sorusuna cevap arayan, ehliyetsiz bilim adamı kılıklı adamlar, çocuklarımızı deneylerinde hoyratça kullanıyor.

Milyonlarca anne-baba, yaşanan ve çocuklarımızın geleceği ile birlikte ülkemizin geleceğini karanlığa sürükleyen bu büyük deneyi çaresizlik ve sessizlik içinde izliyor.

“Eğitim seviyesi arttıkça partimizin oyları azalıyor” diyen bir hükümet yetkilisinin laboratuvar şefliğini yaptığı bu büyük ve bir o kadar da karanlık deneylerin dozu her geçen gün artıyor.

Akranı olduğumuz ülkeler bilimde, fen de, matematikte sınır tanımazken,  çocuklarımıza orta çağ karanlığı dayatılıyor.

Hatırlarsınız, bir grup milletvekilinin Fetullah Gülen ile fotoğrafları sosyal medya ve gazetelere yansıyınca AKP Kayseri Milletvekili İsmail Tamer, “4+4+4 Eğitim Yasası ile ilgili çalışmalar yapılıyordu. Fetullah Gülen’in yeni eğitim sistemi ile ilgili görüşlerini almaya gitmiştik” diye açıklama yapmış, hiçbir toplum kesiminden ses çıkmamıştı.

Oysa, hep birlikte haykırmalıydık;

Demeliydik ki, Demokratik gelişmiş toplumlarda, partilerin, tarikatların değil milletin eğitim sistemi vardır. Bu toplumlarda çağın değişimi doğrultusunda sistemde değişiklik yapma zorunluluğu doğsa bile, bu değişiklik, iktidar partisinin eğitim kökenli olmayan üç-beş milletvekilinin hazırlayacağı yasa tasarısıyla değil; araştırma-geliştirme sürecinden geçmiş, analizleri yapılmış, kamuoyunda enine-boyuna tartışılmış, pilot uygulamaları yapılmış, alt yapısı oluşturulmuş olarak yapılır.

Maalesef, Ülkemizde özellikle son yıllara baktığımızda, adı milli olan eğitim sistemimiz, bırakın iktidar değişiminde, değiştirilen Milli Eğitim Bakanları’nın eğitim anlayışları doğrultusunda değiştirilmektedir. Bu durum, deneme-yanılma, yap-boz, koy-kaldır, olmadı başa dön şeklinde gerçekleşmekte, bu ise eğitimde sistem değiştirmek değil, eğitimde kaos yaratmak, fasit bir dairenin çevresinde dönüp durmaktır.

Bu deneme-yanılmaların, yap-bozların ceremesini maalesef bu işte hiçbir suçu olmayan nesillerimiz çekmektedir.

Hammaddesi insan olan eğitimin amacı, iyi davranışlar (ahlaklı, hakkını bilen, haklara saygı gösteren, ben merkezci olmayan) kazandırmak; bir mesleğin bilgi, beceri ve tekniklerini öğretmek; insanı daha üretken bir hale getirmektir.

Çıkarcı, cahil, bencil, fırsatçı bireyler yetiştirmek bir eğitim sisteminin amacı olamaz, olmamalıdır.

M.Ö. 551 – 479 yılları arasında yaşayan ve Çin tarihinde resmi din olarak kabul edilen öğretilerin kuramcısı olan Konfüçyüs “Bir yıl içinde sonuç almak istiyorsan tohum ek, on yıl içinde sonuç almak istiyorsan ağaç dik, yüz yıl içinde sonuç almak istiyorsan insan eğit.” sözü ile eğitimin önemine dikkat çekmiştir.

Albert Einstein, “Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.” diyor.

TEOG sonrası getirilmek istenen, hatta getirilen yeni lise geçiş sistemi, iktidarın ‘İflas eden’ İmam-Hatip Projesine insan aktarma projesinden ibarettir.

Bu sistem, eğitimde fırsat eşitliğinin cenaze namazında kılınan duadan ibarettir.

Zira bundan sonra eğitimde fırsat eşitliği ilkesinden artık hiç kimse söz edemez.

Sayın Bakan, 17 bin dolayındaki ortaokuldan sadece 600 tanesinin nitelikli okul olduğunu bizzat kendisi söylüyor.

Nitelikli okulda çocuklarımızın eğitim görmesi bu satten sonra mümkün değildir.

Eğer ekonomik durumunuz müsaitse, çocuğunuzu bedelini ödeyerek lisede okutabilecek, belki iyi bir üniversiteye girmesine imkan hazırlayabileceksiniz.

Ama paranız yoksa, çocuğunuzu en yakın İmam-Hatibe gönderecek, lise sonrasının ise karanlık bir işsizlik süreci olduğu gerçeğini de kabul edeceksiniz.

Ya da, kendiniz için yapmadığınız bir şeyi, çocuğunuz için yapacak ve çıkıp, ARTIK YETER, BİZİM ÇOCUKLARIMIZ KOBAY FARESİ DEĞİLDİR diye haykıracaksınız..

Tercih sizin..

….

Şanlıurfa Menşeili, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanımızın milletimize dayattığı ithal ve ucuz et olayı ile ilgili dün gazetemizdeki arkadaşlar geniş bir haber toparlaması yaptı.

O nedenle detaya girmeyeceğim.

Söyleyeceğim tek şey, Türkiye her alanda olduğu gibi, bu iktidar döneminde gıda da dışa bağımlı hale getirildi.

Yönetenlerin, üretme, istihdam gibi konulara kafaları basmıyor.

Bastır parasını, koy üstüne yüklü vergiyi, dayat tüketiciye..

Buğdayından, Mercimeğine kadar dışa bağımlı hale geldik.

Şimdi hayvancılığı ortadan kaldıracak bir sürecin içindeyiz.

Yani her şeyimiz dışa bağımlı..

Siz de diyeceksiniz ki, “Ülkeyi yöneten Başbakanın yedi Sülalesi, vergiden yırtmak için Malta’da kurdu ise şirketlerini..

Elbette eti de dışardan alacağız.

Afiyet olsun, ne diyelim..

Yazarın Diğer Yazıları