DIŞ POLİTİKA…
Ahmet ZORLU
Yunanistan’ın sessiz sedasız, bütün uluslar arası sözleşmelerde Türkiye’ye bırakılan adalar başta olmak üzere, statüsü tartışmalı tüm adacıklara asker çıkararak Yunan Bayrağı dikmesinden mi başlasak.
Kıbrıs konusunda yaşanan olumsuz gelişmelere mi değinsek.
Suriye’de dost sandıklarımız tarafından içine düşürüldüğümüz çıkmazdan mı bahsetsek.
Şangay Beşlisi tehdidi ile diz çökeceğini sandığımız ABD ve Avrupa’nın her gün Türkiye’yi yönetenlerle ilgili getirdikleri ve Türk milletini can evinden vuran uygulamaları mı öne alsak..
Ya da ABD Yargı makamlarının talimatı ile gittiği bu ülkede gözaltına alınarak yargının huzuruna çıkmayı beklemeye başlayan Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı’nın durumunu mu irdelesek.
Yok yok konuya, dost bilinen Barzani’nin Kerkük’te yapmaya çalıştığı oldu-bittiden başlayalım dilerseniz.
Barzani yandaşları, bundan böyle Irak’ın petrol zengini Kerkük Kenti’nde, Irak Bayrağı’nın yanına Bölgesel Kürt Yönetiminin bayraklaştırılan flamasının da birlikte asılması yönünde bir karar aldı. Uygulama kentte Türkmenler ile Barzani yandaşları arasında elleri tetiğe götürecek gerginliklerin yaşanmasına neden oluyor.
Şeytanın avukatlığını yapmak istemiyorum, ama Barzani yandaşlarının birden bire flamalarını bayraklaştırmaları fikri nereden akıllarına geldi?
15-20 gün önce Türkiye’de Havaalanında, ardından Başbakanlık Makamında birden bire ortaya çıkan ve gönlere çekilen Barzani Flaması, sakın bu karara esin kaynağı oluşturmasın.
Şimdi diyeceksiniz ki, “Türkiye’nin destek verdiği bir uygulama ise Kerkük’teki Türkmenler neden ayağa kalktı?”
Dışişlerine bir ömür vermiş 11. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, uzun zamandır devam eden sessizliğini bu konuda bozdu ve twıtter hesabından şöyle bir açıklama yaptı;
"Kerkük'te Irak bayrağının yanına IKBY bayrağı asılması kentteki Ulusal Birliği ve Türkmen, Kürt ve Araplar arasındaki beraberliği tehdit eder. Irak Anayasasına aykırı bu tek taraflı kararın gözden geçirilmesi ve ülkedeki tüm grupların anayasa doğrultusunda hareket etmesi, Irak'ın ve bölgenin istikrarı bakımından büyük önem taşımaktadır. Zaten yeteri kadar çatışma ve acıyla bitap düşmüş Irak'ın başına yeni problemler açmaması gerekir."
Biz Suriye’de PYD-PKK işbirliği ile bir devlet oluşumuna şiddetle muhalefet ederken, bunun için Rusya ve ABD’ye rağmen açık açık bu oluşum konusunda tavır koyarken, başka bir komşu bölgemizden, (bölgemizden diyorum dikkat ederseniz, komşu ülkemizden demiyorum, çünkü buradaki Barzani efendi bir aşiret lideridir, bakmayın bizi yönetenler kendisine Devlet başkanı muamelesi yapmasına) böyle bir özerkleşme, bağımsızlaşma adımının gelmesinden sonra şimdi biz ne yapacağız.
Al sana, içinden çıkılmaz bir manzara daha..
Kerkük’te Barzani yanlıları ile Türkmenler Savaş noktasına gelmişken, bizimkilerin durumuna bakıyorum, beylik bir iki açıklama ile durumu idare etmeye çalışıyor.
Aslında durum, “Eyy Barzani” kükremesini gerektirecek noktanın da ilerisine geçti.
Tamam hükümet edenlerle Barzani arasında bir duygusal bağ var.
Ama Sayın Bahçeli’nin de sesi çıkmıyor farkındaysanız.
Yaşananlar, dış politikanın gruplarla değil, devletler muhatap alınarak yapılması gerektiği gerçeğini bizi yönetenlere bir kez daha hatırlattı.
Zira, yıllardır besleyip Suriye’ye saldığımız, adına ÖSO dediğimiz beslemelerin dolar zafiyetini gören ABD bunlarla savaşmak yerine dolarla hakim oldukları toprakları alıyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şerefli askerleri El-Bab’da, “Bundan sonra ne olacak” sorusuna cevap arıyor.
ABD ve Rusya yönetimleri, Kürtleri silahlandırdı ve şimdi de Suriye’yi bölme planlarını hayata geçirmeye çalışıyor.
ABD Genelkurmay Başkanı Arkara’ya dost ziyareti için gelmiyor heralde.
Konu Suriye olacak.
Şimdi soru şu?
Bunca kuşatılmışlıktan sonra, Türkiye komşuları ile nasıl bir yol izleyecek ki, komşu topraklarda yanan ateş ülkemize sıçramasın?
Bana göre Türkiye, Dış Politikada fabrika ayarlarına dönmelidir.
Başka ülkelerin yönetimlerine efelenmekten vazgeçmeli, başta komşularımız olmak üzere bütün ülkelerde devlet yönetimlerini muhatap almalıdır.
Konulara Türkiye Cumhuriyeti’nin menfaatleri penceresinden bakarak, “İran’ın, Irak’ın, Suriye’nin başta olmak üzere bütün ülkelerin toprak bütünlüğü konusunda kararlı bir tutum ortaya koymalıdır ki, meşru olan da budur.
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne Fetönün açtığı yaralar çok hızlı şekilde sarılmalı ve Kahraman Mehmetçiğimiz yine bölgede caydırıcı güç olma konumunu yeniden kazanmalıdır.
Irak ve Suriye’de sahnelenmek istenen oldu-bittiye söylemlerle değil, kararlılıkla karşı çıkılmalıdır.
Aksi takdirde, Türkiye’nin sınırında yakılan ateş korkarım bizi de derinden etkilemeye başlayacak, Barzani’nin gerçek yüzünü de görme imkanı bulacağız.