DIŞ MİHRAK KAVRAMI..
Ahmet ZORLU
Dün birkaç kurumu ziyaret ettim.
Nabız yoklama amaçlı bu ziyaretlerde gördüm ki, dolar ve avrodaki yükseliş her kesimden insanı, özellikle ucundan, kıyısından dövizle irtibatı olanları bir hayli ürkütmüş..
Özellikle, ekonominin nabzını iyi tutan bir dost ile sohbet ettim.
Anlattıkları, sanki büyük bir ekonomik felaketin habercisi gibi..
En büyük sıkıntıyı, evini veya işyerini döviz ile kiralayanlar çekiyor.
Bir dostum anlatıyor;
“Kent Merkezinde işyerim var. İşyeri sahibi yurtdışında yaşıyor. Yılda 4500 Avro kira ödüyordum. Yıllık ödediğim bu para eskiden o kadar yük gelmiyordu bana. Bu ay sonunda yıllık kira sürem doluyor. İşyeri sahibini arayıp Avronun Türk Lirası karşısında yaşadığı önlenemez yükselişe dikkat çektim ve yıllık kirayı bir kez daha değerlendirme talebinde bulundum. Aldığım cevap, ‘Benim cebime giren parada bir artış yok. Dolayısıyla, ya yüzde 10’luk kira artışı ile birlikte ya yeni sözleşmeyi imzalayıp parayı gönderirsin, ya da kira süresi bitiminden itibaren işyerini boşaltırsın’ cevabını aldım. Yani 450 Avro da zam talep ediyor. Ne yapacağımı bilemez durumdayım. En kötüsü de yarına güvenle bakamıyorum. Zira hammaddeyi dövize endeksli fiyattan alıyorum. Ürettiğim ürünü ise iç pazara verdiğimden lirayla satıyorum. Şu anda, Türkiye genelinde küçük ve orta ölçekli işletmesi olanların durumu benimle aynı. Esnaf Kefalet Kooperatifinin kapısını çaldım, tamam kredi verelim dediler, ama iş banka boyutuna gelince, sicilimiz olduğu için kredi bile alamadık”
Evet, ekonomik sallantılar olur, yaşanır ve alınan önlemlerle tahribat zaman içinde onarılır. Ancak bu seferkinde bir eksik var sanırım. Millet sağduyulu bir ses bekliyor. Yani çıkıp da ülkenin ekonomi kumandasında oturanların, “Evet bazı konularda alınan ekonomik önlemlere rağmen dolar ve avrodaki artış bizi bir miktar zora soktu. Ancak aldığımız şu şu önlemlerle, iki yıl içinde bu kontrolsüz artışların yarattığı hasarı onarabiliriz.” demesi gerekir.
Bu denmediği için işletmeler, vatandaşlar ekonomik kayıplarının yanına bir de umuda dair kayıplarını eklediler.
Türkiye’de ve dünyadaki bütün ekonomistlerin birleştiği bir gerçek var ki o da, “Demokrasisi güçlü ülkelerde, ekonomik sıkıntılar daha az hasar yaratır, daha çabuk atlatılır.. Bizde ise sanki bu anlamda farklı bir yol izleniyor ve mevcut demokratik sistemi sıkıntıya sokarak krizin üzerine gidiyoruz.
Bununla birlikte, siyasette dış mihrakları hedef alarak ve içteki milli duyguları ateşleyerek iyi bir sonuç almanız mümkündür. Ancak paranın milliyeti yoktur. Konu ekonomi olduğu zaman her insan, tasarrufunu, birikimini güvenli bir yerde tutmayı seçer.
O nedenle, iç yatırımcıya, dış yatırımcıya ve hepsinden önemlisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan her vatandaşa güven verecek ekonomik ve demokratik uygulamaların ardı ardına hayata geçirilmesi gerekir.
Kaldı ki, alacağınız bu önlemler ve demokrasiyi güçlendirecek kararlara dış mihrakların müdahale şansı yoktur.
Artık, bu dış mihrak kavramının da bu anlamda bu anlamda yeniden incelenmesinde yarar vardır.
Güçlü bir ülkeye, ekonomisi sağlam bir ülkeye dış mihrakların nüfuz etmesi, ekonomisini, demokrasisini tahrip etmeye kalkışmasının imkanı var mıdır?
Mesela ABD’yi ele alalım.
Dünyada hangi ülke yönetimi ABD’ye karşı sempati besliyor.
Hiçbir ülke.
Ama buna rağmen, dünyanın en büyük ekonomisi ABD’nin.
İstediğiniz kadar ABD ekonomisini sarsmaya çalışın, başarılı olamazsınız.
Bu da gösteriyor ki, dünyada söz sahibi olmanın yolu, dış pazarımızı genişletmek, teknolojik temelli yatırımlar yapmak, dışa bağımlılığımızı her alanda en aza indirmek zorundayız.
Ama biz ne yapıyoruz.
Buğdayı, samanı, canlı hayvanı, eti ve bilumum teknolojik ürünleri dışarıdan temin ediyoruz.
Oysa ülkemiz geçmişte, tarım ve hayvancılıkta kendi kendine yeten ülkeydi.
Yumurtayı bile dışarıdan alarak birilerini zengin etmedik mi?
Gelinen noktada, Türkiye, demokratik ve ekonomik değerlerini yeniden masaya yatırmak ve oluşturulan büyük hasarı bir yerden onarmaya başlamak durumundadır.
Bu da birileri ile kavga ederek, toplumu ayrıştırarak, kutuplara ayırarak olmaz.
Bunu yapmadığımız takdirde, Kıbrıs konusunda, Suriye konusunda, terör konusunda ve dövizdeki artışlar ile dış borçların faizi konusunda ‘eli zayıf’ ülke olmaya devam edecek, dış mihraklar da her şeyimize karışmayı sürdürecektir.