Ahmet ZORLU

DİN, SİYASET, TİCARET..

Ahmet ZORLU

Corc Washington Üniversitesi Uluslar arası İlişkiler Bölümü tarafından düzenli olarak yayınlanan Global Economic Lournal  isimli dergi için bir makale kaleme alan İranlı Profosör Hüssein Askari, çalışmasını ‘An Economic İblamicity Index” isimli bir makale halinde yayınladı.

Araştırmanın temel amacı, Ekonomik ilerleme, devlet yönetimi, insani ve politik haklar ve uluslar arası ilişkiler gibi başlıklarla ülkeler analiz edilerek, Yüce Kitabımız Kur-an’ı Kerim’in öngörülerine uygun yönetim şekillerini belirlemekti.

Araştırmaya göre, Kur-an’a uygun yaşayan ülkelerin başında İrlanda, Danimarka ve Lüksemburg var. Türkiye 208 ülke arasında 71, Suudi Arabistan 91,  İran 139, Pakistan 145. sırada yer alıyor. 208 ülke üzerinde yapılan incelemede, ilk 30 sırada Müslüman tek bir ülke yer bulamadı..

Elbette bunu söylerken, devletlerin Kur-an’ı Kerim’in öngördüğü sosyal dayanışma, adaletli yönetim,  genel ahlaka aykırı uygulamalar ve yönetenlerin kamu malına yaklaşımı esas alındı. Yoksa 5 Vakit namazları ya da tuttukları oruçlar baz alınmadı.

Gambiya’nın Devlet Başkanı Yahya Jambeh’in ülkesinden kaçarken, bir elinde bulunan Kur’an görüntüleri dünya insanlığının zihnine kazındı. Bu imajın İslam’a verdiği zararı kimse küçümsemesin... Başkan koltuğundan kalmamak için her yolu deneyen, hırsına mağlup olmuş, dahası kaçarken de halkının malı olan hazineyi boşaltmış bu kişiliksiz adamın görüntüleri, on dört asır önce Hz. Ali karşısında yer alan Muaviye’nin askerlerinin, Kur’an’dan bölümleri mızraklarının ucuna takmalarıyla aynı niteliktedir. Zira iktidarları uğruna yaptıkları yanlışları meşrulaştırmak için İslam’ı kullanan Müslüman siyasal zihin, dün neyse bu gün de aynı mantıkla hareket etmektedir.

Son yıllarda ülkemizde, başta yönetenler olmak üzere, özellikle kamuya iş yapanların İslam’ı, inancı bir basamak olarak kullanmaları da ahlaklı vicdanları rahatsız eder boyutlara ulaştı.

Kamu imkanları ile oluşturulan konvoylarla Cuma Namazına gitmek,  yine kamu imkanları ile gittiği caminin önünde namaza gelenlere aşure, dondurma, şerbet hatta boza ikramında bulunmak,  Kabe’yi fona alarak selfie çektirip birilerine ‘Bak buradayım’ mesajı göndermek, bakanın,  milletvekilinin, il başkanının bulunduğu Hac veya Umre Kafilesinde yer bulup, burada  ihale bağlama hesapları yapmak, Memleket Büyüklerinin! Namaz ibadeti için gittikleri camileri kollayıp onların gözüne gözükmek gibi, dini malzeme haline getiren tiplere maalesef çok sık ve yoğun şekilde rastlıyoruz.

Bir de, bazı yönetenleri Haşa Peygamber yerine koyan yalaka ötesi tipler var ki, bunlara diyanetin  sessiz kalması sayılarının  her geçen gün biraz daha artmasına neden olmaktadır.   “Pazarlık Başbakanımızın sünnetidir” gibi islamı rencide ederek birilerini ulu gösterme çabaları gibi..

Geçmişte, ülkemizde Ahlak Temelli din kültürü anlayışı vardı.

İbadet gösteriş için yapılmaz, dini ritüeller parasal ve siyasal kazanç için kullanılmazdı.

Günümüzde ise, din kavramı ön plana çıkarılırken dinin olmazsa olmazı olan Ahlak kavramı unutturulmaya çalışılıyor.

Hazreti Ömer, görev sırasında kamunun mumu yanarken yanına gelen sahabeden birinin selamını bile almıyor. İşini tamamladıktan sonra, o mumu söndürüp diğerini yakıyor ve Sahabenin Selamını alarak sohbete başlıyordu.

Ama günümüzde, kamu imkanları ile oluşturulan görkem, Şaşaa Muaviye dönemini hatırlatıyor maalesef bilinçli Müslümanlara..

Halen Amerika Birleşik Devletleri’nde yediklerinin hesabını yargıya veren Reza Zarab’ın uçağına ailesini doldurup umreye götüren bakan hala hatırlandıkça lanet okunan isim olarak anılmıyor mu?

Umre ibadeti için uçağa viski şişesiyle binmek yaşadığımız gösteriş müslümanlığının en çarpıcı örneklerinden biridir ve Kayseri’de yaşanmıştır maalesef.

Hiçbir dini inanç, dinsel motif siyasete ve ticarete malzeme edilmeyecek kadar önemlidir.

O nedenle, Türkiye’deki okullara zorunlu din dersinin yanında zorunlu ahlak dersi konulmalıdır.

Zira ahlakla taçlandırılmamış inanç, sapkınlıklara karşı korumasızdır.

Nitekim yaşadığımız 15 Temmuz’un bize gösterdiği sonuçlar ortadadır.

Çaldıkları sorularla kamuya yerleştirdikleri onbinlerce insanın bir tanesi çıkıp “Bana sınavda 100 çektiğim soruların cevapları önceden verildi. Atandığım bu kamu hizmetini hak etmiyorum” diyen bir tanesi çıktı mı.

Peki başkalarının hakkını yiyerek çalıntı cevaplarla kamuya yerleşen, sahte diplomayla kamuda yönetici olan ama 5 vakit namaz kılan, Hac ve Umresini harfiyen yerine getiren bu insanlara şimdi Müslüman, dindar diyebilir misiniz?

Önümüzde bir referandum süreci var ve yine bazı kesimler, Müslüman insanların inançlarını sömürü aracı olarak kullanmaya başladı.

Gelin,  dini ve bütün dini değerleri bu işin içine katmadan yürütelim çalışmalarımızı.

Yazarın Diğer Yazıları