Ahmet ZORLU

DEVRİMCİ KİMDİR..

Ahmet ZORLU

Ben anlamam arkadaş..

Sayın Cumhurbaşkanı yalan söyleyecek değil ya..

Ak Parti’nin devrimci bir parti olduğunu,  genel başkanlığına getirildiği partisinin grup toplantısında söylemedi mi?

Şimdi biz bu güne kadar devrimci tanımlaması gündeme geldiğinde, aklımıza gelen isimlere, yani Atatürk, Che Guevara, Fidel Castro, Deniz Gezmiş gibi isimlere ne diyeceğiz bundan sonra..

Zira bu güne kadar devrimci denildiğinde yukarda sıraladığım isimler gelmez miydi aklımıza..

Sayın Cumhurbaşkanını dinledikten sonra, Devrimcilik noktasındaki değer yargılarımı bir kez daha gözden geçirdim. Ama, Devrimci bir parti olarak lanse ettiği partisinde devrimciliğe dair herhangi bir kırıntı yine bulamadım. Zira, ileri doğru giden her uygulama ‘devrimciliktir’, ama siz yönettiğiniz dünyayı geriye doğru döndürmeye çalışırsanız, kıyamet alametçisinden başka bir şey değilsiniz.

Devrimci olmak, eşitlikten, bağımsızlıktan, aydınlanmadan yana olmaktır. Sömürüye, baskıya, zulme, emperyalizme karşı durmaktır. Tarihin her döneminde, günün nesnel koşullarında bu tavrı alanlar,   ilericidir, devrimcidir.

Misal; Roma İmparatorluğu’nun ordusuna karşı kölelerin isyanına önderlik eden Spartaküs, döneminin en devrimcisi, en solcusudur.

Fransız Devrimi’nin öncüleri de, jakobenleri de solcudur.

Ekim Devrimi’nin liderleri de.

Milli Mücadele’ye öncülük edip, “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” diyen Mustafa Kemal Atatürk de, Afrika’nın mazlumlarına önderlik eden, Kongo’nun ilk başbakanı Patrice Lumumba da, Gana’nın kurucusu, ilk devlet başkanı Kwame Nkrumah da. Küba’da Castro da, Hindistan’da Gandhi de, Nehru da birer devrimcidir..

Ama, sanayileşmemiş, sömürge veya yarı sömürge durumunda olan, feodal bağların güçlü olduğu ülkelerde, devrimci olmak çok daha zordur.

Yurttaş kimliğinin olmadığı, yoldaş kimliğinin hayli uzak olduğu, ezici çoğunluğu sömürülen, yoksul bir ülkede, feodalizme karşı çıkmak, emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine kafa tutmak devrimciliğin  en yamanıdır. Bütüncül kalkınmayı, laikliği, kadın-erkek eşitliğini, bilimsel eğitimi savunmak, hilafeti-saltanatı tasfiye etmek, egemenliğin kökünü, kaynağını, tanımını, anlamını, işlevini değiştirmek, onu gökten alıp yere indirmek, ilahi olmaktan çıkarıp dünyevi kılmak, kişiden alıp millete vermek, devrimciliğin en hasıdır.

O nedenle Atatürk’e söverek, Cumhuriyet’i küçümseyerek, Anadolu Aydınlanmasına sırtını dönerek devrimcilik yapanların  geldiği yer ya etnikçiliktir, ya mezhepçiliktir, ya iktidar yardakçılığıdır ya da hızlı liberal ikinci cumhuriyetçiliktir.

Sermayenin sofra artıklarıyla beslenip, toprak ağalarının paltosunu tutup, uyuşturucu baronlarının çantasını taşıyanların, en vahşi kapitalist, en çok sömüren holdinglere danışmanlık yapanların devrimci geçindiği, devrimcilikten geçindiği bir ülkede ve bir dönemde, özellikle dikkatli olmak gerekir.

Çünkü üretim, mülkiyet, bölüşüm ilişkilerini konuşmadan devrimci olunmaz. Sömürü, emek-sermaye çelişkisi, açlık, yoksulluk, eşitsizlik üzerinde durmadan devrimci olunmaz. ABD ve Avrupa emperyalizmine karşı, mazlum milletlerin safında durmadan devrimci olunmaz. Emperyalist merkezlerin fonuyla, bursuyla, Soros’un, Alman, Fransız, İngiliz, Hollanda, ABD vakıflarının parasıyla sivil toplumculuk oynayarak devrimci olunmaz. Türkiye’ye sövüp, etnik ayrılıkçılık üzerinden insan hakları ve özgürlük nutukları atarak devrimci olunmaz. Kapitalizme ve emperyalizme karşı çıkmadan devrimci olunmaz. Toplumcu, kamucu, halkçı, devletçi, planlamacı, milli bir ekonomik yaklaşıma sahip olmadan da devrimci olunmaz.

Yönettiğiniz ülkeyi, kurumu, toplumu yavaş yavaş çağdaş eğitimden, bilim ve teknolojiden, demokrasiden, eşit haklara sahip yurttaşlıktan, bağımsız ve tarafsız yargıdan, bağımsızlıktan, milli gelirin eşit paylaşımından, uzaklaştırarak, fert yerine kulluk, sosyal devlet anlayışı yerine sadaka kültürü, modern eğitim yerine radikal dinci  Okullardaki müfredatı uygulayarak, hukuku partileştirerek, bağımsızlık yemini etmiş Cumhurbaşkanının kafasına partili şapkası geçirerek, bütün dünyanın terör listesindeki, dinci yapıları himaye ederek, dış politikayı devletler ve hükümetler yerine radikal dinci örgütlerle yürüterek, mezhebi politikalar dayatarak ne kadar devrimci olunur, bunu sizin takdirinize bırakıyorum..

Yazarın Diğer Yazıları