Ahmet ZORLU

DEVLET-ÖRGÜT..

Ahmet ZORLU

Türkiye dış politikada, geri dönülmez bir rulet oyununda taraflardan biri haline getirdi kendisini. Artık devletlerle değil, örgütlerle muhatap oluyoruz.
Bu durum, 7 yıl öncesine kadar, Ortadoğu Milletlerinin örnek aldığı Türkiye'yi, hem Ortadoğu, hem de medeni dünyada alay edilir hale getirdi. ABD, Rusya, Avrupa Birliği Ülkeleri, İran, Irak, Mısır, Libya gibi Türk işadamlarının pazarlarını da içine alan dünya ülkeleri ile kavgalı konumdayız.
Sayın Cumhurbaşkanımız, salonu hınca hınç dolduran Muhtarların coşkulu alkışlarını görünce hızını alamıyor, her salı bir dünya devini hedef tahtasına koyup "Eyyy" diye başlayan efelenmelerde bulunuyor, sonra hızını alamayıp kaymakamlara şikayet ediyor Obama'yı, Putin'i..
Artık bizi muhatap alan devlet kalmadığı için karşımızda, PYD-PKK gibi Allahın Belası oluşumlar üzerinden şekillendirmeye çalışıyoruz dış politikamızı.
Bağımsız Kürdistan'ı ilan edip Irak'ın toprak bütünlüğünü parçalamaya hazırlanan Barzani ile can dost, bir kaç kez ülkemize davet edip devletin üst düzeyi ile muhatap ettiğimiz PDY Başkanı ile kanlı bıçaklı düşman.
Barzani Kobane'ye Işid kuşatmasını kaldırmak için asker gönderirken topraklarımızı açıyoruz, yüzbinler 'Biji Obama' sloganı atıyor, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda müstakbel düşmanlarımıza selam sarkıtıyoruz. 
Ardından "Bizim için PKK neyse PYD'de de odur" nutukları.
Beyler, beyler biz ülke olarak, Sarı Öküzü verdiğimiz gün kaybettik inandırıcılığımızı. Yani "Kobane'deki kardeşlerimizi yürekten selamlıyoruz" dediğimiz gün. Ya da Salim Müslüm'i kırmızı halılar üzerinde yürüttüğümüz gün. Ya da, topraklarımızı Peşmergenin silahlı güçlerine açtığımız gün.
Efelenmek kolaydır. Hele karşında muhtarlar varsa kükremek. Yapabiliyorsan icraat göstereceksin. 
Diyeceksin ki ABD'ye; 
"Sen bizim düşman bellediğimiz PKK'nın kolu PYD'yi kardeş bildin ya. Çıkar havaalanlarımızdan uçaklarını. Kapat İncirlik'i. Dostluğumuz buraya kadarmış. Artık biz ABD'nin sınır karakolu olmayı bırakıyoruz. Gidip üslerinizi Kürdistan'a mı kuracaksınız, Suriye'ye mi bizi ilgilendirmez. Boşaltın ülkemizi."
Diyemezsin kardeşim.
Çünkü O ABD seni o kadar içeri aldı ki, dediğini yapmak zorundasın. O da yeri geldiğinde seni silkeler, sana efelenir, sen de umudunu Yahudi Lobilerine bağlarsın, yiten imajını yeniden kazanmak için.
Çünkü o ABD'dir ki, icazet vermediği insan Türkiye'de iktidar olamıyor. Bu senden önce de böyleydi, senden sonra da böyle olacak gibi.
O nedenle, ABD'nin izin verdiği kadar demokratsın, ABD'nin izin verdiği kadar demokrasiyi ucundan kıyısından kırpabilirsin, ABD'nin izin verdiği kadar yönettiğin ülkenin dışında hükmün olur.
O nedenle;
Türkiye dış politikasını yeniden gözden geçirmeli, Irak, Suriye ve İran'ın toprak bütünlüğü konusunda keskin bir tavır ortaya koymalıdır.
PYD'nin Suriye'de devletleşmesinin de, Barzani'nin Irak'tan Bağımsız bir kürt devleti çıkarmasının da önüne geçecek tek kararlılık budur.
Eğer sen Suriye ve Irak'ın toprak bütünlüğü konusunda etkili bir politika ortaya koyarsan, ne Rusya, ne Amerika'nın söyleyebileceği bir şey olamaz sana.
Ve güçlü bir Suriye rejimi, güçlü bir Orak yönetimi de topraklarının bir bölümünü Kürdistan'a hediye etmez.
Ama sen devletlere yönelik politikaları bir kenara koyar, mezhepçi politikaların ardına takılırsan, Avrupayı da, Rusyayı da kaybedersin. Kurulan pazarlık masalarında biblo yerine kullanılırsın.
Sürekli tekrarlıyorum, AKP Hükümetinin dış politika konusunda fabrika ayarlarına acilen dönmesi lazımdır.
Suudilerin entarili askerlerinin ardına takılıp Türkiye'yi bir maceraya sürüklemek vatana ihanet suçu oluşturur.
Irak, Iraklıların, Suriye Süriyelilerin, Mısır Mısırlıların, İran İranlıların Türkiye de Türklerindir. Ne bu ülkenin bir karış toprağına göz dikilmesine izin veririz, ne de başka bir ülkenin bir karış toprağında gözümüz olur.
Atatürk Cumhuriyeti bize bu gerçeği öğretti ve bu gerçek ışığında geliştirildi bu ülkenin politikaları.
Bundan sonra da böyle olmadığı takdirde, sınırdan komşuya top atışı yapmanın ötesine geçemeyiz..

Yazarın Diğer Yazıları