DESTİCİ'NİN NEYİ EKSİK..
Ahmet ZORLU
Numan Kurtulmuş; Necmettin Erbakan’dan sonra, dindar kesimin umut bağladığı, iyi eğitim görmüş, ekonomiyi iyi bilen, ağzı laf yapan bir isimdi.. Kurduğu Has Parti yeterince oy alamasa da geleceğin Başbakanı olarak görülüyordu. İktidar için söylediği, “Harun gibi geldiler, Karun gibi oldular” sözü bu gün bile dillerde. Ama kendisi, partisinin kapısına kilit vurarak Anahtarını dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a verdi. O günden bu yana Başbakan Yardımcısı..
Süleyman Soylu; Merkez sağı ayakta tutmaya çalışan Demokrat Parti’nin Genel Başkanı idi. Genel Başkan olarak, mevcut iktidarın başındaki Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sert muhalefeti ile biliniyordu. Demokrat Parti çatısı altındaki yüzde 5.4 oyu da alarak iktidara ilhak etti. Önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yaptı. Şimdi memleketin asayişi kendisinden soruluyor. Yani İçişleri Bakanı. Soylu’ya, bakanlığına bağlı birimler yetmeyince Sahil Güvenlik ve Jandarmayı da kendisine bağladılar. Maşallahı var iktidardan çok iktidarcı..
Tuğrul Türkeş; Merhum Alpaslan Türkeş’in vefatı sonrası git-geller yaşadı. Tansu Çiller’e yanaştı olmadı. Aydınlık Türkiye Partisini kurdu olmadı. Kardeşi’nin AKP’den milletvekili olma sürecini izledi. Baktı iktidarda çok iş var. MHP yönetimindeki görevinden ayrılıp kapağı AKP’ye attı. Partiye girdiği günden bu yana hükümetin en etkisiz Başbakan Yardımcısı olarak görevini sürdürüyor.
Yalçın Topçu; Dürüstlüğü, ‘Önce Türkiyem’ söylemi ile sadece partililerinin değil, milletin gönlünde özel bir yere sahip olan Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatı sırasında genel başkan yardımcısı idi,. En fazla timsah gözyaşı döken isim olarak partililer kendisine Yazıcıoğlu’nun koltuğunu teklif ettiler kabul etti. 2010 Referandumunda, AKP’lilerden daha etkin şekilde Evet için çalıştı. O dönem AKP ile akçeli işlere girdiği bile iddia edildi. Seçim dönemi bakanı yapıldı. Ardından Bakan Yardımcısı olarak kendisine bir makam otosu ve makam odası verildi. İşine gücüne bakıyor.
Devlet Bahçeli; Merhum Türkeş’in vefatından sonra, görül borcu bulunanların parti çatısı altında birleşmesi ile ilk zamanlar iyi denilecek düzeyde oy geldi MHP’ye. 2000’li yılların başından itibaren aldığı ferdi kararlarla hep tartışıldı. 2002’den sonra partisi de kendisi de bir türlü toparlanamayınca ve çevresindeki siyasilere baktıkça, istikbalin Ak Parti’de olduğuna kanaat getirerek, AKP’nin her konuda önünü açan lider oldu. Son olarak da Ak parti’nin ve Erdoğan’ın gönlündeki ucube sistemi gündeme getirdi. Biri AKP’li diğeri MHP’li iki avukat oturdular, alel-acele bir Anayasa Değişikliği metni hazırlayıp meclise getirdiler. Gizli ama kontrollü bir oylama ile değişiklik meclisten geçti. Ama MHP tabanı bu değişikliğin ülkeye zarar getireceğini yüksek sesle dillendirmeye başlayınca Balgat’taki MHP Genel Merkezi’ne Giyotin sistemi konuldu. Başını kaldıranın kellesi koparıldı. Milletvekilleri tek tek disiplin kurullarında infaz edildi. Allah izin verir de, 16 Nisan Referandumundan Evet çıkarsa, Sayın Bahçeli’yi de Ak Saray’da görmem mümkün olacak.
Ve Mustafa Destici; Partisi Meclis dışında olmasına rağmen, Ülkücü hareket tarafından ikinci adres olarak görülür. Alpaslan Türkeş ve Muhsin Yazıcıoğlu döneminde siyaset yapmış çok sayıda teorisyen bu partinin çatısı altındadır. 2010 referandumunda kendisinden önceki genel başkanın elde ettiği başarıları! gören Destici referandum gündeme gelir gelmez pazarlık masasını kurdu. İl İl gezerek parti yönetimlerine sözde görüşlerini sorarken ara sıra da pazarlık masasının bir ucunda yer aldı. Baktı ki iktidar kendisini fazla ciddiye almıyor, 4 gün önce, “BBP Hayır diyecek” şeklinde bir balon haber patlattı. Hemen ardından malum merkeze davet edilerek gönlü alındı! ve ekranlara çıkıp “Bahçeli’nin hazırladığı Anayasa metninde sakıncalı madde olmaz” diyerek Evet’ini açıkladı. Haberin yayılması ile birlikte, partinin etkili olduğu Sivas ve Kahramanmaraş gibi teşkilatlar ile genel merkezdeki bazı yöneticiler ayağa kalktı. “Destici’yi kaybettik” ilanları yayınlandı. Partinin ağır toplarından genel başkan yardımcıları isyan bayrağı açtı. Haberler doğru ise, yoğun tepkiler yüzünden Destici, parti merkezinde 4 saat mahsur kaldı. Kendilerini de inşallah Saray’da uygun bir görev bekliyor.
Sayın Cumhurbaşkanının, referandum sonrasının yol arkadaşlarını bu şekilde tanıttıktan sonra, birlikte yola çıktığı bazı isimlere de bakalım isterseniz.
Abdüllatif Şener; Sağcısından, solcusuna kadar kime sorarsanız sorun, Şener’in dürüstlüğü, ve ülke sevgisi noktasında hemen herkes hemfikir. Yaşananları hazmedemedi. Partisinden koptu. Şimdi Türkiye’yi adım adım geziyor ve inandığı doğruları millete anlatıyor. Kendisine sözleşme teklif eden ama ikinci gün açıp özür diledikten sonra teklifi geri çektiklerini bildiren üniversite sayısı 6. Ama o mağduru oynamak yerine doğruları için mücadele ediyor.
Abdullah Gül; Görev süresi bitmeden partide alelacele olağanüstü genel kurul yapıldı, Ahmet Davutoğlu genel başkanlığa getirildi. Sonra da önüne bazı dosyalan konuldu ve kendisinin İstanbul’da istirahate çekilmesi sağlandı.
Tek tek yazarsam çok uzun olacak ama hatırlayabildiklerimin isimlerini vereyim;
Bülent Arınç, Hüseyin Çelik, Ertuğrul Günay, Erkan Mumcu, Sadullah Ergin, Zeki Ergezen, Abdülkadir Aksu, Efkan Ala, Beşir Atalay, İdris Naim Şahin, Ali babacan, Ali Coşkun, Cemil Çiçek, Vecdi Gönül, Murat Başesgioğlu, Nimet Baş ve adını sayamayacağım daha onlarca isim.
Bunların tamamı, görev yaparken ‘ama’ dedikleri için kademe kademe görevlerinden uzaklaştırıldılar, bir bölümü itibarsızlaştırıldı.
Bu analizi okuduktan sonra, sakın ha kimse bana “Güneş Motel” örneğiyle gelmesin.
Zira mevcut iktidar, her yeri Güneş Motel’e çevirdi, çevirmeye de devam ediyor..
Ve son tavsiyem ise, her partinin üyelerine delegelerine yönelik olacak;
Yönetici seçerken;
Kendi için değil, kenti için, ülkesi için, milleti için, ilkesi için çalışacak isimler seçin.
Yoksa, başınızdaki adam kapağı bir yerlere atar, siz ayazda kalırsınız.