DEĞERLER KARMAŞASI..
Ahmet ZORLU
Yaşadıklarımıza, bize yaşatılanlara ve son 15 yıla baktığımızda Millet olarak değer verdiklerimiz ile ihanet yaftası yapıştırdıklarımızın kişisel ve kurumsal bazda ne kadar sık değiştiğini fark ettiniz mi?
İki binli yılların başına gittiğimizde, ülkenin öne çıkan ve toplumun çözümünü beklediği üç temel sorun vardı. Bunlardan biri terör, diğeri ekonomik sıkıntılar ve üçüncüsü de tıkanan siyasette istikrardı.
Bu toplumsal talepleri iyi değerlendiren, Necmettin Erbakan’ın tosuncukları, yeni bir ses, yeni bir nefes taahhüdü ile hocalarından kopup her alanda istikrar vadeden söylemlerle iktidar oldular.
Bu günlerde 15. kuruluş yıldönümü hazırlıkları yapan iktidar partisi, Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli’nin bıraktığı enkazın içinden çıkan Kemal Derviş’in hazırladığı acı reçeteyi bize dayatarak 2008’e kadar ekonomiyi bu reçete ile idare ettiler.
Halkın hassasiyetini iyi değerlendirip ‘Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar bitecek’ söylemi ile halk nezdindeki desteklerini pekiştirdiler.
Önce, geçmiş siyasi iktidarların çiftlik olarak kullandıkları. Bu yüzden de hep zarar hanelerinde kabarık rakamlar bulunan KİT’lerden başlayarak, kamuya ait ne varsa satıp savdılar.
Buralardan gelen paralarla, 2012’ye kadar kendi ekonomik güçlerini oluşturdular.
Kendi medya sektörlerini kurdular.
Muazzam bir algı süreci ile Fetullah Gülen adındaki kişinin ülkeyi ABD’deki saray yavrusu çiftlik evinden yönetmesine, devletin tüm kurumlarını ele geçirmesine ya göz yumdular, ya katkı koydular.
Eğitim sistemini çökerttiler.
Sonra teröre el attılar.
Attılar derken mücadele anlamında değil, müzakere anlamında..
Orhan Gencebay gibi, Kadir İnanır gibi Anadolu insanı üzerinde etkisi olan insanların kurdukları bölgesel ve sözde ‘Akil adamlar’ terörün silahlı karşı mücadele ile değil, müzakere ile bitirebileceğini topluma empoze etmeye çalıştılar, başarılı da oldular.
Herkesin dilinde ‘Analar ağlamasın’ tekerlemesi vardı.
Millet Düşmanı Şivan Perver gibi Kürt Halkı üzerinde karşılığı bulunan sanatçı bozuntuları ile el ele duygusal pozlar verdiler.
Apo itinin salıverilebileceğini bile konuşmaya başladık o günlerde.
Diğer yandan da dünyanın bütün ülkelerindeki Büyükelçiliklerimiz, Ateşeliklerimize ‘Hocaefendiden gelecek taleplere öncelik verin’ yazıları gönderdik.
Sandılar ki, Fetullah Gülen bu ülkenin, Türk Ordusunun şanlı tarihine katkı koymak için çalışıyor.
Ergenekonla, Balyozla hapislere tıkılanları, ‘Türk Ordusunu bitirme planının’ uygulaması olduğunu göremeyerek yuhalattılar.
Devletin en mahrem yeri olan Kozmik Oda’yı bile bu ihanet şebekesinin hizmetine açtılar.
Sonuç, Fetullah Gülen bu gün hain.
Teröristbaşı bu gün hain.
Ekonomide deniz bitti.
15 Temmuz gecesi demokrasi diye sokağa dökülenler, tek adam rejimi için tıpış tıpış oy kullandılar.
Tahrip edilen gücünü ve itibarını yeniden kazanmaya çalışan bir ordu, siyasetin güdümüne sokulan bir adalet, dün ak dediğini bu gün karalayabilen bir siyaset, lümpenliğin, kabadayılığın, mafyanın, mahalle baskısının egemen olduğu bir toplumsal yapı ile baş başa kaldık.
‘Kanları ile banyo yapacağız’, ‘En yakın bayrak direklerine asacağız’ söylemleri gırla gidiyor.
Dün Milli onurumuz diye omuzlarda taşıdığımız Fatih Terim’in yüzündeki maskeyi bir kebapçı düşürdü.
Spor dünyasının örnek insan kabul ettiği Hakan Şükür bir kaçak.
Analar eskiden birer birer ağlıyordu, bu gün beşer beşer, onar onar ağlıyor.
Fakirlik kurumsallaştı.
Yolsuzluk, ‘Çalıyor ama çalışıyorlar’ ambalajına sarıldı.
Nefes almak ve iktidar etkinliklerinde meydanlara çıkmak dışında her şey yasak.
Dünyada kapısını çalabileceğimiz, mal satabileceğimiz, dostluk yapabileceğimiz ülke kalmadı.
Ve Gallup’un yaptığı ‘Dünya Mutluluk Araştırması’nda sondan üçüncü sıraya kadar geriledik.
Buna rağmen, amigo edasıyla hala kurumsal değil, tek adam siyaseti için sokaklara çıkanlara ise diyebileceğim tek şey var;
Müstehaksınız..