DEDİK VE HAKLI ÇIKTIK..
Ahmet ZORLU
Bazen, ‘Bakın bu konuda da haklı çıktım’ diye övünen değil, haklı çıkmaktan nefret eden biriyim.
Ama gazeteci geleceği gören ve gelecekle ilgili öngörülerini paylaşyabilen insan demektir.
Nus Uçağını düşürdüğümüz ve Moskova’da Cume Namazı kılalım havasının atıldığı günlerde yazmışım.
Yani 4 Kasım 2015’te..
Remişim ki, ‘Bu savaş bizim savaşımız değil ve olmamalı.’
Ama Suriye topraklarına girdi askerimiz..
İşte buyrun, çok değil 1 yıl önceki ögörülerim..
Keşke haklı çıkmasaydım;
. . . .
Sahi, neler oluyor bize..
Günlerdir yaşananlara bakıyorum, yazılanlara, söylenenlere, sosyal medya paylaşımlarına..
Mantık kalmamış, insanlarımızın kahır ekseriyetinde.
Birinin ak dediğine diğer yarımız renk körüymüşçesine koro halinde 'kara' diye haykırıyoruz.
Ülkemin semalarında savaş tamtamları çalıyor.
Sırf Avrupalılar bize gülümsedi diye, dünyanın ipsiz, sapsızını sınır dışı edecek Avrupa Ülkelerinin mülteci kabul merkezi olmayı göze alıyoruz.
Karşılığında, verileceği bile belli olmayan bir seyahat serbestisi..
Hadi sınırlar açıldı yarın bize diyelim, söyler misiniz, kaçınızın cebinde Hollanda'ya gidip 3 gün gezecek para var.
Ama getirisine, götürüsüne bakmadan alkışlıyoruz, geri kabul anlaşmasını.
Peki savaş tamtamcılarına ne demeli..
Bir çoğunun dedesi, Yemen'de, Kore'de kaldı, ABD'nin ali menfaatleri uğruna.
Bir çoğunun büyüğü, kardeşi Afganistan'da ve dünyanın sorunlu bölgelerinde, hiç bir çıkarımız olmadığı halde jandarmalık yapıyor.
Ve tamtamcıların büyük bölümünün cebinde 18 bin liraya alınmış tezkere var. Ya da çürük raporu almışlar.
Ama lafa gelince, Moskova'da cuma namazı kılmaktan bahsediyorlar.
Yetmiyormuş gibi, Amerika'nın aferinini kazanmak adına Rusya gibi ilkel, vahşi, sicili bozuk bir ülkeyle savaşın eşiğine geliyoruz.
Hele çıkıp da, 'Göğüs göğüse savaşırız' demiyorlar mı, gülmekten kendimi alamıyorum.
Kardeşim, artık savaşlar cephelerde yapılmıyor.
Süngü tak emriyle, Allah Allah nidaları ile düşman mevzilerine saldırma dönemi bitti.
Adam 1500 kilometre mesafeden kaldırıyor füzesini, nokta atışı, en stratejik tesislerini havaya uçuruyor.
Bu gün komşumuzun topraklarında devler savaşı yaşanıyor.
Bu savaşta, ölüm noktasında ise, onların piyonları var.
Işid gibi, Öso gibi, Hizbullah gibi, PKK gibi..
Ne acıdır, Suriyeyi parçalamaya çalışan Rusya, Amerika, Fransa ve Almanya'nın üzerinde anlaştıkları tek nokta var;
"Suriye'de PYD'nin belli bir bölgede hakim olmasını sağlamak"
Bu biline biline Suriye'de tezgahlanan büyük oyuna alet oluyoruz.
Hiç birimiz de sormuyor, "10 yıl öncesi, yok edilen Suriye topraklarındaki yerleşim birimlerinde yaşayanlar, kıt kanaat geçinemiyorlar mıydı. 6 yıl öncesine kadar hepsinin başını sokacak bir evi, karnını doyuracak bir geliri yok muydu" diye.
Peki şimdi ne oldu o halka.
İstanbul'un Taksiminde, Kayseri'nin Sahabiyesinde dilenerek, mendil satarak, araç camı silerek karınlarını doyurmaya çalışıyorlar.
Ve malesef, dışımızdaki güçlerin büyük hayali, Türkiye'nin de bu ateşin içinde kavrulmaya başlaması.
O nedenle, dışımızda tezgahlanan büyük oyuna dikkat kesilmek lazım.
Elbette ulusal onur, elbette ülke çıkarları..
Ancak bu yapılırken, dış politikanın ilkelerine riayet etmek, kayıtsız şartsız ABD'nin ya da Avrupa'nın değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarlarını ön planda tutan politik uygulamalar geliştirmek zorundayız.
Yani yumurtaların hepsini bir kefeye koyup bir uçak düşürülünce kırılmalarının önüne geçmek zorundayız.
Zira, Suriye'nin istikrarsızlığının Türkiye topraklarına taşınması için özel bir çaba sergilendiğini hepimizin artık görmesi gerekir.
Hiç birimizin unutmaması gereken, savaşın acımasızlığına karşı tavrın önemi olmalıdır.
Çünkü, nedeni ne olursa olsun;
SAVAŞ ÖLÜMDÜR,
SAVAŞ YIKIMDIR,
SAVAŞ GÖZ YAŞIDIR,
SAVAŞ KATLİAMDIR,
SAVAŞ KANDIR,
SAVAŞ YOK EDİŞTİR,
SAVAŞ YOK EDİLİŞTİR,
SAVAŞ İNSANLIK SUÇUDUR,
SAVAŞIN KAZANANI OLMAZ,
SAVAŞIN ZAFERİ OLMAZ,
o nedenle;
'YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ... '
diye haykırma zamanıdır..