DAVUL ÇALARAK OLMAZ..
Ahmet ZORLU
İktidar dış politikada ve içerde kan kaybettiğini gördükçe hırçın tutumunun dozunu artırarak, Afrin Odaklı iç ve dış siyasetini dizayn etmeye çalışıyor.
Afrin’e gireriz, Özel Birlikler Bölgeye sevkedildi, Kıçı kirliler, Başınıza yıkarız gibi cümleler, son günlerde memleket büyüklerimizin kürsülerden haykırdıkları söylemler.
Peki sıkıntı nedir?
ABD, Suriye’de 30 bin kişilik bir ordu kuracağını açıkladı. Zaten bunun ön hazırlıklarını aylar önce başlattı. Binlerce tır silahla PYD-YPG Yapılanmasını techiz etti. Bunu da davul çala çala yaptı..
Hemen belirteyim, Türkiye’nin Güney Sınırındaki gelişmelere müdahale hakkı vardır. Gerek diplomasi, gerekirse askeri güç kullanarak bunu yapmalıdır ve çok geç kalmıştır.
Ama bu iş davul çalarak, bölgedeki düşman unsurların önlem almasına zemin hazırlayarak olmaz.
1974 yılında Türkiye, bir gece Londra’da bulunan Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in, ‘Ayşe Tatile çıkabilir’ telefonunun sabahında başlayan Kıbrıs Barış Harekatına uyandı.
Ecevit, “Türkiye egemenlik haklarını kullanarak Kıbrıs’ta barışı yeniden tesis etmek amacıyla bu askeri harekatı düzenlemiştir” dedi ve harekatın adı ‘Barış harekatı’ olarak yer almıştı.
Çünkü diplomasi kanalları sonuna kadar kullanılmış, askeri müdahaleden başka seçenek kalmamıştı.
Ancak bu harekat sessizce planlanmış, uluslar arası istihbarat örgütleri bile büyük bir şok yaşamıştı.
Hürriyet’in Abdülkadin Selvi, dünkü yazısında, koparılan bu gürültünün PYG ve YPG Güçlerinin Afrin’de askeri hazırlık yapmalarına neden olduğunu, tünellerin kazıldığını ve bir kent savaşına yönelik hazırlıkların tamamlandığını yazdı.
Askeri kaynaklar da ABD Yardımı silahların çok büyük bölümünün Afrin’e aktarıldığını bildiriyor.
Gelinen noktada, yapılacak bir askeri harekat ki, ben bu satırları yazarken ilk ateşin açıldığı haberi düştü ajanslara, Türk Silahlı Kuvvetlerine ağır bir fatura getirebilir.
Oysa bu sıkıntının, bir süredir devam eden Diplomasi kanallarının daha etkin olarak kullanılması ile çözümü mümkündü, mümkündür.
Afrin ya da adı her neyse, Güney Sınırımızın ötesi Suriye toprağıdır.
Yapılması gereken, Suriye’nin toprak bütünlüğünü öngören bir politika izlenmesidir.
Ama iktidar, bir yandan Suriye’yi parçalayacak oluşumlarla işbirliği yapmakta, bir yandan da, Suriye’nin Kuzeyinde bir devlet oluşmasını engellemeye çalışmaktadır.
Yani Esed gitsin, Öso Suriye’de iktidar olsun politikası izlenmektedir.
Mevcut Rejimin devrilemeyeceğini ABD ve Avrupa’nın bile kabul ettiği bir dönemde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir oluşumun amaçları doğrultusunda Suriye Topraklarına girmesinin, uluslararası destek bulması da mümkün değildir.
Göreceksiniz, en kısa zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplanıp, Türkye’yi askerini çekmesi noktasında uyaracak, belki de başka önlemler alınması gündeme gelecektir.
Zaten bölgedeki ÜBD ve Rus askeri birimleri ile girilecek bir sıcak çatışmanın faturasını ise düşünmek bile istemiyorum.
Suriye’de izlenecek tek ve en sağlıklı yol, ‘Suriyenin Suriye Halkının egemenliğinde bir ülke olduğu gerçeğini kabul etmek ve rejimin, ülke sınırları içindeki oluşumları temizleyerek, sınırlarının içinde yapılmak istenen oldu-bittiyi ortadan kaldırmasına yardımcı olmaktır..’
Ha birde, içimizde Pireyi görünce benzin bidonunu kapıp yorgan yakmaya soyunan ucuz kahramanlar! vardır.
Kimi İcirlik’i kapatalım diyor, kimi ABD ile tüm ilişkilerimizi koparıp atalım diyor, hatta ABD’ye askeri bir müdahale bile geçiyor bu aklıevvellerin kafalarından. Kimi Putin’i mübarek bir adam olarak görmeye çalışıyor.
Dostlar kendinize gelin.
Suriye Toprakları üzerinde, emperyalizm satranç oynuyor. Bu tablo ABD Emperyalizminin Büyük Ortadoğu Projesinin, Rusyanın bölgeye hakim olmak için başlattığı atağın, Çin’in “Ben de varım” çabasının, Avrupa’nın bölgedeki hakimiyetini koruma kavgasının sahnelendiği bir büyük oyundur.
Ama bu ülkelerin tamamı bölgede, piyon kullanırken, bizim Türk Silahlı Kuvvetlerimizi bu ateş bataklığına sürmemiz, inşallah yanılıyorum ama bize pahaliya mal olabilir.
Önümüzde bir Kuzey Irak deneyimi vardır.
Dost bildiğimiz Barzani’nin, ‘Yapmalarımızı’ nasıl dikkate almadan bağımsızlık adımı attığını hep birlikte gördük..
Yani diyeceğim o ki, ABD de, Rusya da, Çin de ve Avrupa’nın geneli de, önce kendi çıkarlarına bakar ve uluslar arası diplomaside kin, nefret söylemi değil, ülke çıkarları hep ön planda olur.
O nedenle, yarın ABD’nin Esed ile kolkola çıkıp, üzerine yatırım yaptığı kürtleri sattığını ilan etmesi kimseyi şaşırtmasın.
Buna rağmen, ‘Suriye toprakları üzerinde, Türkiye’nin geleceğine yönelik tehlikeleri bertaraf etmek için çatışmaya girmeyi göze alan Kahraman Mehmetçiğimizi Allah Muzaffer kılsın’ demekten başka bir şey gelmiyor elimizden.