DAHA NE OLSUN..
Ahmet ZORLU
Ülke yönetmek ile kitleleri peşinden sürükleyen lider olmak arasında fark vardır.
Eğer öyle olmasaydı, güzel ülkemde her şey 15 yıl öncesine oranla çok daha mükemmel olmaz mıydı?
Ama gelinen noktada, üretmeyen, sürekli borçlana borçlana kredi kaynaklarını da kurutan, ülkemizde, yerli imkanlarla elde edilmesi mümkün değerleri bile dışarıdan satın alan, işsizliğin bırakın gerilemesini, yerinde saymasına bile sevinir hale geldiğimiz, gençlerin yüzde 30’unun geleceğine şekil vermek adına iş aradığı, üniversite bitirmiş iktisatçıların tezgahtarlık, mühendislerin kalfalık, öğretmenlerin garsonluk, sağlıkçıların minibüslerde muavinlik yaptığı bir ülke konumuna düşmezdik.
Üretim planlaması olmadığı gibi ülkemde, eğitim planlaması da yok maalesef.
Mesela, ülkede 100 bine yakın öğretmen açığı, 65 bin dolayında da atanamayan öğretmen varsa bu çelişkidir.
Bu durum diğer alanlarda da kendini göstermektedir.
Örneğin, halen ülkemde inşaati devam edenleri bir yana bırakırsak, bir çok kentimizde son 3 yıl içinde modern hapishaneler yaptırılırken, eğitimde sürekli geriye gidiyoruz ki, suç ortamları oluşturalım da hapishaneler boş kalmasın.
Gelişmiş, çağdaş demokrasilerden birinden, Hollanda’dan örnek vereyim.
7 Cezaevinin 2 tanesini kapattılar, 3 tanesini de bir yıl içinde kapatıp, 2 cezaevine düşürmek istiyorlar cezaevi sayısını.
Çünkü müşteri yok, napsınlar.
Bizde ise o kadar fazla cezaevi bulunmasına rağmen, mahkumlar yataklarda sayı fazlalığından nöbetleşe uyuyabiliyor.
En temel besinden başlayalım, eti Gürcü Halkı ortalama kilosu 5 liradan, Yunanistan Halkı 5-7 avrodan tüketiciye ulaştırırken, Türkiye’de et fiyatları 50 lira barajını aşalı çok oldu.
Ankara Ticaret Odası’nın hazırladığı ‘Tarım İthalatı’ raporunda Yunanistan’ın yüzölçümünün yaklaşık iki katı büyüklüğünde tarım alanına sahip olan Türkiye’nin, Yunanistan ve ABD’den pamuk, Rusya’dan buğday, Fransa’dan arpa, Mısır’dan pirinç, Ukrayna’dan mısır, Sri Lanka’dan çay, İtalya’dan bakla, Çin’den sarımsak, Panama’dan muz, Meksika’dan nohut, Kanada’dan mercimek ithal ettiği bilgisi var.
Raporda, Türkiye’nin 100’ü aşkın ülkeden tarım ürünleri ithal ettiğine dikkat çekiliyor. Türkiye’nin 24.5 milyon hektar büyüklüğünde tarım alanı bulunduğu, bu alanın 4.2 milyon hektarlık bölümünün ise her yıl nadasa bırakıldığı belirtilen raporda, “Türkiye’nin tarım alanlarının büyüklüğü, AB üyesi Lüksemburg’un yüzölçümünün 95 katı, İngiltere’nin ise yüzölçümüne eşit. Danimarka’nın 5.6 kat, Hollanda’nın ve İsviçre’nin 5.9, Moldova’nın 7.2, Belçika ’nın ise 8 katı büyüklüğünde tarım alanına sahip olan Türkiye, her yıl Hollanda büyüklüğünde tarım alanını nadasa bırakıyor.
Bırakın diğer türleri, Srilanka başta olmak üzere bir çok ülkeden Çay ithal eder hale geldik, çay..
Aynı rapora göre, Türkiye, 2009 yılında 27 ülkeden 902 milyon dolarlık buğday ithal etmişiz.. Bu ülkeler arasında Rusya, Almanya, Kazakistan, Ukrayna ve Yunanistan başı çekiyor. Türkiye, geçen yıl Rusya’dan 521 milyon dolar, Almanya’dan 102 milyon dolar, Kazakistan’dan 70 milyon dolar, Ukrayna’dan 51 milyon dolar, Yunanistan’dan ise 32 milyon dolarlık buğday ithal etti. Türkiye son 10 yılda toplam 3 milyar 858 milyon dolarlık buğday ve mahlut ithalatı gerçekleştirdi.”
Eğer siz Türk Çiftçisine 3 milyar liralık bir destek sağlayın, bırakın Türkiye’yi, dünyayı bile doyurur. Ama Anayasanın Amir Hükmü olan, Milli Gelirin yüzde 1’inin tarımı desteklemek amacıyla kullanılması kuralına bile uymayan bir hükümet var.
2000’li yıllara kadar kendi ihtiyacını karşılamanın ötesinde yılda yaklaşık 1 milyon ton arpa ihraç eden Türkiye, geçen yıl Fransa, Rusya, İngiltere, Ukrayna ve Hırvatistan’dan yaklaşık 28 milyon dolarlık arpa ithal etti. Türkiye’nin geçen yıl 19 ülkeden 135 milyon dolarlık pirinç ithal ettiği, son 10 yılda pirinç ithalatına harcadığı paranın ise 1 milyar 44 milyon dolar olduğu yine bu rapordaki bilgilerden öğrendiklerimiz.
Eğitim, üretim, sosyal denge gibi kavramlara girecek değilim.
Eğer bu konulara da girecek olursak köşe değil, kitap çıkar.
Türkiye’de istikrarlı alanlar yok mu?
Elbette var.
Cezaevi inşaatları maşallah tıkır tıkır. Her vilayette birkaç tane icra müdürlüğü kuruldu ve yaşı 18’den büyük 28 milyon vatandaşımız hakkında icra takibi var. İstihdam sorununa bu şekilde çözüm bulunuyor. Mahkeme sayıları arttığı gibi önlerindeki dosyaların sayısı da her geçen gün artmaya devam ediyor. Sayın Cumhurbaşkanının 50 bin kişiyle mahkemelik olduğu gerçeğini gördüğümüzde, dosya sayısının bu kadar çok olması da normal. Polis Teşkilatımızın yetersiz kaldığı illerde Mahalle bekçileri de devreye girdi. Kamu kurumlarının bina kiralamadaki yarışı da ortada. Rekabet Kurumu binasında, yönetim kurulu üyelerinin odalarına banyo eklendiğine baktığımızda da, insanın ‘tövbe tövbe’ diyesi geliyor.
Fetö’den el konulan uçakların il il gezdirilmesi ve hoyratça kullanılması bir yana, en gelişmiş ülkelerin birkaç katı araç ve uçak filosuna vatandaş benzin yetiştiremiyor.
Yerliler kepenk indirirken, büyük kentlerin en merkezi noktalarında Suriye piyasası oluştu. Adamlar baklavasından, altınına, ekmeğinden, çayına, tütüne kadar ihtiyaçlarını kendi yurttaşlarının açtığı işletmelerden karşılıyorlar.
Ha bir de hakkını vermek gerekir, en istikrarlı çalışan işletmelerden biri de belediyelerin ekmek dağıtım büfeleri.
Yani Türkiye, ekmek belediyeden geçinip gidiyor.
Daha ne olsun..