CUMHURİYET
Ahmet ZORLU
Bu gün Cumhuriyetin 95. Yılını kutlayacağız.
Kutlayacak Cumhuriyet kaldı ise tabii.
Osmanlının son döneminde, vatandaşın kanını emen Duyun-u Umumiye döneminden alınarak tüm borçları ödenen, düşman çizmesinden temizlenen ve daha sonra Demokrasi ile taçlandırılarak Cumhur’a teslim edilen pırıl pırıl bir ülke düşünün.
Bu güzel ülkenin temelinde ‘Kendisi donmayı göze alarak kazağını top mermisi ıslanmasın diye mermiye örten’ Şerife Bacılar vardır, vardı..
Bu ülkenin temelinde, Çanakkale’yi geçilmez kılan, can veren, kan veren yüzbinlerce isimsiz kahraman vardır, vardı..
Bu ülkenin temelinde, her türlü yokluğa rağmen, çıkabilecek bir savaşta asker aç kalmasın diye, buğday stok eden, bir yandan da ülkeyi İkinci Dünya Savaşına sokmamak için ustaca diplomatik manevralar yapabilen ve milletini ikinci bir savaş badiresinden koruyan Atatürk vardı, İnönü vardı.
Ve onların kurduğu Cumhuriyet sayesinde, bu millet NATO’nun ikinci Büyük Ordusunu oluşturmayı başarmıştı.
Türk Silahlı Kuvvetleri, düşmana korku dosta güven veriyordu bir asra yakındır.
Bir Ordu Komutanının gidip Suriye Sınırında, ‘Sabrımız tükeniyor’ uyarısı üzerine Esad’ın Teröristbaşını ülkesinden kovduğu günleri hatırlayın.
İşte bu güç, sabrımızı test etmeyin diyen gücün sabrı da, gücü de törpülendi, yok edildi Cumhuriyetin 95. Yılına geldiğimiz bu gün.
Görünmez bir güç önce Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başındaki Vatanı için canını feda edecek komutanları cezaevlerine doldurdu.
Sonra Türk Silahlı Kuvvetlerindeki Liyakat Sistemi ortadan kaldırıldı.
Harp Okulları kapatıldı.
Askeri Hastaneler Sağlık Bakanlığına devredildi ve yaralı Mehmetçiği tedavi edecek GATA bile artık yok.
Birilerinin Atatürk olma sevdası yüzünden komşu ülkelerin işlerine burnumuzu soktuk.
Başka topraklarda rejimler yıkmaya kalkıştık, hepsinde fiyaskoyu kabullenmek zorunda kaldık.
Dış temsilciliğimizde çalışanlar toptan rehin alındı, ses etmedik, edemedik.
Süleyman Şah Türbesi’ni bir gece yarısı teröristlerin elinden kaçırdık ve bunu bile Askeri Zafer olarak yutturmaya kalkıştık.
Eli kanlı cani yapılara bile terörist diyemeyip “Öfkeli çocuklar” ambalajına sarıp yutturmaya çalıştı sözde büyüklerimiz!
Analar ağlamasın diye diye tüm anaları ağlattıkları günleri hep birlikte gördük.
Ve Cumhuriyet Bayramına 3 gün kala, sırtına üniforma giydirdiğimiz, eline silah verdiğimiz, teröristin üzerine gönderdiğimiz 2 Vatan Evladını soğuktan koruyamadık be soğuktan.
Donarak öldü bu iki kahraman.
Ben utanıyorum, kutlama sözünü kullanmaktan.
Cumhuriyet mi kaldı da kutlayalım.
Cumhuriyetin bize kazandırdığı değerler mi kaldı da, meydanlara çıkalım.
“İzmir Marşı”nı eğitim gördükleri yuvada topluca okumaya kalkanlar tokatlanıyor bu ülkede.
Cumhuriyet Haftası’nda, Camilerde okunan Diyanet Hutbesi’ni indirin ve okuyun.
İçinde ne Cumhuriyet ne de bu ülkeyi kurtarıp küllerinden yeniden yaratan millet var.
Varsa yoksa, tek işimiz Suriye ve Suriyeliler.
Ha bir de Türkiye’yi gündeminize alsanız diyorum.
Ekim Ayı’nda askerimiz donarak ölüyor be.
Ve ben Cumhuriyetin 95. Yılını kutlamak yerine, yaşadıklarımdan, yaşattıklarınızdan utanıyorum.
Aziz Nesin’in dediği gibi;
Utanıyorum Şehidim,
Utanıyorum,
Yemekten,
İçmekten,
Senin annen ağlarken
Gülmekten Utanıyorum!
Sanma ki;
Unutuyor,
Unutturuyoruz.
Unutanları barındırmaktan utanıyorum.
SEN; vatan için bizim için şehit olurken,
Seni Görmezden Gelenlerden Utanıyorum.