Ahmet ZORLU

BÜROKRASİ..

Ahmet ZORLU

Belediye Başkanı, sıkıntılı bir imar meselesini yardımcısıyla ve ilgili amirle görüşüyor:

- Beyler, falan mahallenin feşmekân caddesinin tam caddeye nazır binasının sahibini siz de tanırsınız, çünkü bilirim ki benden önce size çoookk gelip gitmiştir. Çok değerli bir insandır… Bir imar tadilat talebi var, halletsek adamın işini…

- Hakkınız var Başkanım, böyle mükemmel bir şahsiyet yüz yılda bir çıkar… Onun problemini çözmeyip kiminkini çözeceğiz.

- Aslında seçimden önce bazı yanlışlarını görmüştüm, kulağıma hakkında bazı dedikodular da gelmedi değil… Karışık bir adam galiba bu, hatta muhalif partiyle ilgisi de varmış… Talebini, bizi ikna edinceye kadar bekletsek…

- Aman efendim, siz gerçek bir adam sarrafınız, dedim ya az önce, böyle bir alçak yüz yılda bir gelir cihana… Evet, ikna oluncaya kadar bekletelim dosyayı, hem daha bizi de tam olarak ikna edebilmiş değil!

Bizim bürokrasimiz çok köklü, gelenekleri olan bir bürokrasidir. Bürokratlarımızın yüzde doksanı düzgün, bilgili insanlardır. Bu işinde gücündeki yüzde doksanlık kesimin sesi soluğu ne yazık ki gür çıkmaz, yüzde onluk simsar ve işportacı kesim işini yürütür, gemisini salimen limana yanaştırır!

Yukarıdaki dalkavukluk hikayesi, sanırım size de çok tanıdık geldi... Ama onlar adı üstünde hikâye, üstelik elbette bizim ilimizde cereyan eden olaylar değil.

Eskiden konaklarda dalkavuk bulundurmak adetmiş.

Konağın birinde bir gün Bey demiş ki:

- Bir dalkavuk alacağım, filan gün imtihan var, sağa sola haber salınız.

Derken o gün gelmiş, kapının önünde dalkavuk adayları sıra olmuş.

Biri içeri alınmış. Bey sormuş:

- Sen dalkavuk musun?

- Evet efendim.

- Ama sen dalkavuğa hiç benzemiyorsun.

- Olur mu efendim? Ben filan Bey'in yanında şu kadar, feşmekân Bey'in yanında da bu kadar sene dalkavuk olarak çalıştım.

Bey:

- Olmadı, sen çık. Demiş.

Derken ikinci, üçüncü… Adaylar gelmiş, konuşma hep aynı, cevaplar hep aynı. Bey, dalkavuğunu bulamayacağını düşünmeye başlamış ki, içeri biri girmiş. Bey:

- Söyle bakalım sen dalkavuk musun?

- Evet efendim.

- Ama sen dalkavuğa hiç benzemiyorsun.

- Hayır, hiç benzemem efendim.

- Dur bakayım, biraz da benziyorsun galiba.

- Evet efendim. Ben biraz da dalkavuğa benzerim.

Bey neşeyle haykırmış:

- Tamam, ben dalkavuğumu buldum!

Bir yazar "dostlar" için şöyle diyor: "Faydalı olan üç çeşit dost, zararlı olan üç çeşit dost vardır. Dürüst insanlarla dostluk, dengeli insanlarla dostluk, tecrübeli insanlarla dostluk faydalıdır. Yüze gülücüklerle dostluk, içten pazarlıklılarla dostluk, gevezelerle dostluk zararlıdır." Konuşmasını bilmek de "adamlığın" en önemli göstergelerindendir.

İnsanın konuşmasından nasıl biri olduğunu anlamak bazen mümkündür, bazen de değildir. Üstat "konuşma" hakkında şunu söylüyor: "Kimin aklı varsa mutlaka iyi konuşur. Ama kim iyi konuşursa mutlaka akıllı değildir. Seçkin kişinin mutlaka cesareti vardır, ama her cesur olan seçkin kişi değildir." 'Büyükler"le konuşmanın 'adabı'nı da şöyle anlatıyor: ''Yaşlı bir efendinin yanında bulunulurken kaçınılması gereken üç kusur vardır:

"O sana söz söylemeden konuşmak. Bu, terbiyesizliktir. O sana söz söylediği zaman cevap vermemek. Bu, içten pazarlıklı olmaktır. Onun yüzünün ifadesine bakmadan konuşmak. Bu da körlüktür."

İnsan ilişkilerinde, toplum ilişkilerinde ölçülerin yerini ölçüsüzlük aldığı zaman, ölçüleri tekrar belirlemek, diğer insanlara "ölçü" nün ne olduğunu göstermek "adamlığını" kaybetmemiş olanlara düşer. Ortalıkta adamlıktan uzak çok fazla kişi olduğunda, ölçüsüzlükler bir çoklarına gerçek ölçü gibi gelmeye başlar.

Adamım deyip ortalıkta dolaşanlara ithaf olunur…

Yazarın Diğer Yazıları