BU KRİZ
Ahmet ZORLU
Sayın Cumhurbaşkanı, Güzel ülkemizin her şeyi, T24 Kanalına yaptığı açıklamada, “Yaşanan kriz bizim krizimiz değildir” buyurmuşlar.
Hele ondan sahip çıkmadılar haftalardır yaşanan krize.
İmdat çığlıklarına rağmen, haftalardır Merkez Bankası Türk Lirasının değerinin düşmesini bir kenardan o yüzden seyretti.
Sonunda, komşu belediyenin yangınına müdahale türünden doların üzerine su sıktı Perşembe günü, alınan kararlarla alevleri bir nebze de olsa söndürdü.
Ancak ekonomide enkaz görüntüsü ortada.
Türk Lirası dolar karşısında sersemlemiş bir halde ayakta durmaya çalışıyor.
Ama Sayın Cumhurbaşkanı hala ‘Bu kriz bizim krizimiz değildir’ diyor.
Şöyle oturup bir düşündüm.
Gerçekten bu kriz Eşşek Yükü ile bankalara dolar istifleyenleri etkiledi mi hayır.
Bu kriz, vergi cennetlerinde şirketler kurup, gemilerine vergi cennetlerinin bayrağını çekerek dünya limanları arasında yük taşıyanları etkiledi mi elbette hayır.
Bu kriz, önceden parasını İngiltere, Yunanistan gibi ülkelere taşıyıp, geleceğini oralarda yapılandıranları vurdu mu, elbette hayır.
Bu kriz, uçak filosuna 400 milyon dolarlık hediye uçak takviye eden memleket büyüklerini, resepsiyonlarda Ender Suyu içenleri etkiledi mi elbetteki hayır.
Bu kriz, işsizi can evinden vurdu.
Bu kriz, dolarla borçlanarak üretimhanesine iki makine daha eklemenin mücadelesi içinde olan ve borcunu ödeyemediği için dolarla satın aldığı makineleri hurda fiyatına elinden alınan küçük sanayiciyi vurdu.
Bu kriz, kapanan, konkordato ilan eden kurumları ve o kurumlarda işinden edilenleri vurdu.
Bu kriz Asgari ücretliyi, emekliyi, dar gelirliyi, ayakta durmaya çalışan yerel gazeteleri, yazdıklarını kitaplaştırmak için yayınevlerini gezip üç kuruş daha ucuza kitabını bastırmaya çalışan kalem emekçilerini vurdu.
Ve bu kriz, semt pazarında domatesi 50 kuruş daha ucuza alabilmek için semt pazarının kapanış saatlerini bekleyip, seçilmiş çürük-çarık sebzelerle evine dönen Ayşe Teyzeyi vurdu.
Dedik ya, yangın komşu kentteymişçesine, Merkez Bankası ülkedeki yangını uzun süre seyrettikten sonra alevlerin üzerine şöyle bir su sıktı geçti.
Bundan sonrası için alınan faiz kararının devamında demokratik adımlar atılmadığı taktirde, ekonomik kaos bir haftaya kalmaz yeniden geri dönecektir.
Zira, ülkedeki ekonomik felaketin nedeni, demokratik ilkelerden vazgeçilmesidir.
Şöyle bir bakın.
Güzel ülkem, bir aile şirketi haline getirildi.
Hazine ve Maliye’nin başında damat bey.
Varlık Fonu aileye bağlandı.
Belediyeler günlük hesaplarını Saraya bildirmek zorunda.
Açıktan atamalarda Sayın Cumhurbaşkanının onayı şart koşuldu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi artık şeklen var.
Yargımız yaralı.
Eğitim bitti.
Cezaevlerinde, kitap talep edenlere gardiyanlar, “O kitap kitaplığımızda yok. Ama yazarı yan koğuşta hükümlü” diyecek hale geldi cezaevleri.
Düşünceyi dile getirmek, hatta ülkenin geleceğini düşünmek ‘Vatana ihanet’ suçu oldu.
Ve Demokrasinin olmadığı yerde huzur olmaz.
Demokrasinin olmadığı yerde çağdaş eğitim olmaz.
Demokrasinin olmadığı yerde aydınlık olmaz.
Demokrasinin olmadığı yerde, fabrika değil cezaevleri inşa edilir.
Umarım, yaşadığımız süreç artık birilerine ders olur diyeceğim ama, olmayacağını da çok iyi biliyorum.