Ahmet ZORLU

BU GÜN NE OLACAK..

Ahmet ZORLU

Bu gün önemli bir son dakika gelişmesi olmazsa, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı ile bir araya gelecek.

Masadaki en önemli başlıklar, Fetö Liderinin iadesi, PYD’ye yapılan ve ağır silahları da kapsayan silah yardımı, Hayırsever! Reza Zarab’ın durumu ve diğer genel konular.

Bu görüşmeden sonra bir şeyler değişecek mi diye sorarsanız;

Bana göre hiçbir şey değişmeyecek.

Zira, Sayın Cumhurbaşkanımız ve hükümetin izlediği dış politika söylemleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ciddiyetine paralel olmadı hiçbir zaman. Seçmene selam hesabına heba edildi Türk Dış Politikası.

Davos’tan başlayarak süreci kısaca özetleyelim isterseniz..

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın o ünlü ‘One Mute’ çıkışından.

Davos dönüşü Milli Kahraman gibi karşılandı.

Bu çıkışın Türkiye’de ne kadar büyük prim yaptığını gördü Sayın Erdoğan.

Yani,  meydan okuyucu dış politikanın dışarıda neden olduğu tahribat görmemezlikten gelinerek, iç politikadaki kolay ve ucuz getiriye odaklanıldı.

Arkasından Mavi Marmara Vakası yaşandı. Dünya ülkeleri dengeye yönelik girişimlerde bulundukça, Türkiye’den korkuluyor algısına kapılan bazı aklıevveller, önlerine geleni fırçalamaya başladılar. İsrailin ilişkileri düzeltme çabalarından vazgeçerek karşı hamleleri yönelmesi üzerine ise geri adım attık, tıpış tıpış İsrail ile masaya oturmak zorunda kaldık.

Ama olsun, siyasilerimiz geçici bir süre de olsa ‘Kahraman’ rolü oynamışlardı ya..

Gelinen noktada, Filistin bütünüyle yalnız. Gazze bütünüyle sahipsiz.

Ve bizim gıkımız bile çıkmıyor.

İktidara kısa vadeli kazanç sağlayan ama ülkeye zerre kadar yarar getirmediği gibi büyük zararlar veren kabadayı dilin dozu, her geçen gün biraz daha arttı. Dış politika artık iç politikanın mezesi yapılmıştı. Diplomasinin yerini BM’ye, ABD’ye, Rusya’ya AB’ye, İsrail’e, esasen bütün dünyaya meydan okuyan, ayar veren bir dil almıştı. 

Dışardan bakıldığın kaba, yaralıyıcı dil  başka ülkeler için de kullandı yönetenler. Rus uçağı düşürüldüğünde köklü bir devlet gibi diplomatik dil yerine, bir mahalle kabadayısı havasında dil kullanmaya başladılar. “Gerekirse tezek yakarız”, “Artık, boyun eğen, ‘Tamam’ diyen bir ülke değiliz, bunu kabul ederseniz sizin iyiliğinize…” gibi ipe sapa gelmez, temelsiz, ucuz meydan okumalarla Rusya’yla da bütün köprüleri attılar. 

Ancak bu söylemlerin domatesin elde kalmasına, turistik işletmelerin tek tek iflas bayrağı çekmesine neden olacağını tahmin ettiler belki, ama siyasi getirisi daha fazla diye düşündüler. Sonuç, meydan okumanın maliyetinin farkına vardıklarında Rusya’dan özür dilediler. 

Fakat Rusya da eski Rusya olmadı. Çünkü söylenmiş onlarca ipe sapa gelmez cümle vardı. Üstelik sergilenen o kabadayılığın ne kadar kof olduğunu, Türkiye’nin elinin ne kadar zayıf olduğunu, birçok alanda kendilerine muhtaç olduğunu fark ettiler. Rusya tarım ürünlerine koyduğu ambargoyu kaldırmıyor. Türkiye’nin tek taraflı vize iptaline rağmen vize uygulamaktan vazgeçmiyor, 106 gündür Ankara’ya büyükelçi bile atamıyor. Türkiye’nin en hassas olduğu Suriye’deki YPG konusunda YPG’ye açıktan destek vermekten zerre kadar çekinmiyor. Ve ne yazık ki Türkiye’nin Rusya’ya söyleyebilecek tek bir sözü yok. 

Özürden sonra Rusya ile ilişkilerin düzeldiğini sandıkları bir dönemde bu sefer ABD’ye, NATO’ya, AB’ye kabadayılık tasladılar. Yandaş medyada her gün bir Batı ülkesi için “Terörist devlet” manşetleri, “Ortadoğu’da artık biz varız bizsiz hiç bir şey yapamazsınız” gibi ipe sapa gelmez tehditler, “Ya biz ya YPG” gibi çocukça tercihe zorlamalar… 

Hepsinin neticesinde Türkiye artık ne Irak’ta ne de Suriye’de var. ABD’ye ve Batı’ya “Ortadoğu’da artık bizsiz yaprak kımıldamaz, biz olmadan hiçbir şey olmaz” tehdidi savruluyordu. Tehdit edilenler tehdit edenin kofluğunu, güçsüzlüğünü göstermek için onun istemediği, “Yaparsanız çok fena olur” dediği her şeyi yaptılar. 

Sonuç,Türkiye, Musul operasyonuna dahil edilmedi. Suriye’de istediği tampon bölge talebi kabul görmeyince sessizce gündemden düşürdü. “Rakka operasyonunu YPG ile değil bizle yapın” talebi vardı; ABD ve Rusya, Türkiye’yi değil YPG’yi seçti. Biz ise Suriye topraklarında 71 aslanımızın kanını bırakıp gerisin geri döndük Fırat Kalkanı Harekatından.

Bu gün Türkiye, büyük devlet olmadan büyük devletmiş gibi davranmanın, hatta kabadayılığı büyük devlet olmak sanmanın ağır faturasıyla karşı karşıyadır..

Tüm bunların sonunda bütün etkisini kaybetmiş, dünya siyasetinde en küçük bir ağırlığı, itibarı kalmamış bir ülke durumuna geldik. 

İşte ABD Başkanı Trump’un karşısına bu gün bu hale getirilmiş bir ülkenin, ülkesini bu hale getirmiş Cumhurbaşkanı oturacak ve taleplerini sıralayacak, hiç birinin kabul görmeyeceğini bile bile.

Sayın Cumhurbaşkanına tavsiyemdir, elinde fırsat varken görüşme sırasında, ayak ayak üstüne atsın. Hiç değilse yandaş ve yalaka gazetelere, “Nasıl da posta koyduk” manşeti için böyle efe bir oturuş tarzı bir fırsat olabilir.

Sonuç; Maalesef, Türkiye’nin asırlardır birikmiş tüm itibarını 5-6 yılda harcadılar.

Kalabalık ve global dünyada tek başımıza kaldık..

Yazarın Diğer Yazıları