Ahmet ZORLU

BU BİR HASTALIK BELİRTİSİ

Ahmet ZORLU

Bir ülke düşünün.

Halkı sofraya koyacak soğana bile muhtaç.

Parası değer yitiriyor.

Çağdaş uygarlık aşamasına erişmiş ülkelere vatandaşları gidemiyor, gitmeye kalkıştıklarında alınmıyor derecesinde zorluk çıkarılıyor.

İç ve dış borç toplamı, milli geliri aşmış.

Her gün temel girdilere zam yapılıyor.

Ama lideri 1150 odalı saraydan yönetiyor ülkeyi.

Sadece o kadar mı.

Osmanlı döneminin en görkemli köşk ve saraylarının neredeyse tamamı Cumhurbaşkanlığına tahsisli.

Turgut Özal döneminde kullanıma açılan mütevazi yazlığın yerine de modern bir tatil sarayı yaptırması işin cabası.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir tartışmadır sürüyor 5 gündür.

TRT’ye göre Katar Emiri, donanımsız hali 400 milyon dolar olan ultra lüks uçağını Sayın Cumhurbaşkanına hediye etmiş.

Ama CHP Milletvekilleri araştırmışlar, hediye değil, satın alınarak Cumhurbaşkanlığı Uçak Filosuna dahil edildiğini ortaya çıkarmışlar.

Uçağın donanımsız fiyatı 2,5 milyar Türk Lirası.

Merak edenler olacaktır.

Uçakta, 7 yatak odası, 2 özel salon, toplantı odaları ve küçük bir hastane yer alıyor.

Normal kapasitesinin 463 koltuk olduğu, ancak 76 kişilik bir VIP uçağa çevrildiği gelen bilgiler arasında.

Uçağın en büyük özelliği asansör sistemi ile donatılmış olması.

Tamam, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın bir uçağı olmasına normal bakarız belki de.

Durum öyle değil.

Bakınız Devlet Erkanı’nın kullanımı için, yani Sayın Cumhurbaşkanı için kaç tane uçak var Cumhurbaşkanlığı envanterinde.

TC-ANA tescil işaretine sahip Airbus A319CJ tipi uçak, TC-ATA, TC-DAP ve TC-KOP tescilli Amerikan yapımı Gulfstream G550 model 3 uçak, Gulfstream G450 model TC-GAP ile TC-LAA ve TC-LAB tescilli 2 adet Cessna Citation V model uçak da VIP da yer alan uçaklar.

Bu kadar mı ayrıca filoda 3 de helikopter bulunuyor.

Araç sayısına girmek bile istemiyorum. Türünün son modeli Cenaze taşıma aracı bile alındı ve Saray araç envanterine eklendi.

Şimdi sormak isterim, Saygıdeğer din adamlarımıza.

Cuma namazlarında şahsen ben büyük bir dikkatle imamın okuduğu hutbeye odaklanırım.

Ne israfın haram oluşu, ne hırsızlık ve yolsuzluk, ne de devlet malına sahip çıkmanın önemi konusunda tek kelime edilmez. Neden din adamlarımız, lüksün, şaşaanın, görkemin İslamda yeri olmadığına vurgu yapmaz.

Yoksa İslamın temel nizamında değişiklik yapıldı da bizim mi haberimiz yok.

Sayın saray yönetiminin yakalandığı bu görkem hastalığı dalga dalga yayılıyor maalesef.

Kurum yöneticilerinden bürokratlara kadar atanmış ve seçilmişler de gösteriş hastalıkları ile ön plana çıkmaya başladılar.

Bir valimizin, özel yaptırdığı VIP Araç içerisinde objektiflere verdiği poz gözümün önünden gitmiyor.

Ya da Of Kaymakamının döşettiği makam odası..
Maalesef son zamanların modası her şeyde büyük, daha büyük ve en büyüğü arama hastalığına yakalandı yönetenlerimiz.  
Bize bir zamanlar “küçüğü” olmaya can attığımız ve zaman zaman da “olduk” sanarak pek ziyade sevindiğimiz Amerika’dan ithal olsa gerek bu hastalık. 
Biz böyle değildik. 
İnsan ölçekliydi her yaptığımız; insanı ezen değil insanla bütünleşen ve insanı ortaya çıkaran ölçülerdeydi yapıtlarımız. 
Kendi kültürümüzden koptukça kendi ölçülerimizi de kaybettik. 
Ve her şeyimizi irinin ve kocamanın heybetine kurban vermeye başladık.

Geçenlerde bir mühendis dostumla konuşurken “Niye hep iriden, kocamandan yanayız” diye sordum. 
“Küçük olanı inşa etmeyi, küçükteki estetiği yakalamayı beceremediğimiz için büyük olanı tercih ediyoruz. Estetikteki kusurlarımızı büyüklüğün heybetinde gizliyoruz” diye cevap verdi.
Prof. Dr. İlber Ortaylı toplum olarak “ölçüyü kaybettiğimiz”i söyler. Ölçünün kaybolması sadece mimaride söz konusu değil, hemen her alanda geçerli bir hal. 

Sonuç;

Yaşadıklarımız, bize yaşatılanlar, yakalandığımız toplumsal büyüklük hastalığının dışa vurumlarıdır, yansımalarıdır.
Millet olarak vakit geçirmeden aklımızı başımıza almalı, bu büyüklük hastalığının, üstesinden vakit geçirmeden gelmeliyiz.
Unutmayalım. Şaaaşa, kibir gibi illetlerin dışa vurumudur bu büyük merakı.
Bu kibir hastalığının bulaştığı toplumlar iflah olmaz, yok olur.
Hem, kaldı ki, kibir taslayacak konumumuzda yok.
İnsanlarının kahır ekseriyeti açlık, neredeyse 4"te üçü yoksulluk sınırının altında yaşayan bir toplumun nesine büyüklenmek, büyüklük hastalığına yakalanmak.
Ancak malesef, duruşumuzdan bakışımıza, susuşumuzdan konuşmamıza kadar taban tabana zıt olan hallerimizde bile aşırı bir ölçüsüzlük var. 
Kendi değer ölçülerimizin insan ölçekli mütevazı ama sağlam sınırlarına çekilmedikçe, kendi geleceğimizi sağlam temellere oturtmamız söz konusu olamaz.
Denge ve uyum; büyüklükten daha önemli ve daha gereklidir.

 

Yazarın Diğer Yazıları