BOYDAKLAR..
Ahmet ZORLU
Kayseri Basın çalışanları arasında, ikili diyalog bakımından kendilerine en mesafeli duran gazeteciyim. Ama çalışmalarını yakından izler, yanlış bulduğum uygulamalarını yazılarımda eleştirir, doğru kararlarında kendilerini yine köşemden kutlarım.
Sanırım Sayın Hacı Boydak ile, 2 yılı aşkın bir zaman önce bir ziyarette görüştüm.
Bazı tesisleri gezdirdi, üretmenin, emeğin, dışarıya mal satmanın heyecanını Sayın Boydak'ta bizzat gözlemleme imkanı buldum.
Hindistan'dan Amerika'ya kadar onlarca ülkeye kumaş dokuyan makineleri tek tek gezdirdi.
Daha sonra, ağaçlandırdığı tepeye götürdü, oradan kuş bakışı Kayseri'yi ve OSB'yi izledik.
Beni en çok etkileyen uygulamalarından birini de o dönem köşemde gündeme taşıdım. Holdinge ait yemekhanelerde çalışanlar yiyebildikleri kadar yemek alıyor. Tek şart var, o da tabağında atık bırakmamak. Ama istiyorsa 3 taban bile yemek yeme imkanı. Bu uygulama beni çok etkilemişti.
Neyse konumuza dönelim.
Hacı ve Memduh Boydak kardeşler gözaltına alındıktan sonra, Cumartesi Gecesi nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Yargı sürecinde elbette her şey ortaya çıkacaktır.
Ancak ben, bu sürece Kayseri'nin gösterdiği kayıtsızlığı, vefasızlığı anlayamıyorum.
Adamlar, terörist gibi sabaha karşı evlerinden alınıyor. Sağlık kontrolüne götürülürken medya özellikle ayarlanıyor, bütün gazeteler, tv kanalları getir-götür işlemleri neredeyse canlı veriyor. Tutuklanmaları anında dünyaya duyuruluyor.
Öbür taraftan, Işıd'in yaptığı ve onlarca insanın ölümü ile sonuçlanan katliamların haberlerine yayın yasağı konuluyor.
Peki kim bu adamlar;
Daha dün Kayseri Vergi Rekortmenleri listesinin üst sıralarını kapatan bir ailenin iki ferdi. Defalarca Cumhurbaşkanı, Başbakan eliyle hayırseverlik, vergi başarısı ve yatırımcı olarak ödül alan insanlar. TÜSİAD'dan tutun da iş dünyası ile ilgili bir çok kuruluşun yöneticisi, üyesi. İlk 500 büyük sanayi kuruluşu içerisinde 7 şirketi bulunan bir oluşum.
Yani adamlara desen ki, "Kaç kardeşim, mahkum olacaksın" diye, yine de kaçmazlar. Onlarca tesis, yüzmilyonlarca ciro, milyonlarca liralık ihracat yapan şirketlerin kaptan köşkünde oturan iki isim.
Eğer varsa bir iddia, araştırır savcılar, ifadeye çağırır, davasını açar varsa bir suç mahkum olur. Hiç kimse de bunu eleştirmez. Ancak gözdağı görüntüleri vicdanları sızlatmıştır, kanatmıştır.
Bana göre bu operasyon, Sayın Abdullah Gül'e bir mesajdır.
Zira, Cumhuriyet Gazetesi'nde yer alan ve kulis bilgilerinden derlendiği anlaşılan "Fişini çektim, çıktım' sözlerinin hemen ertesinde düğmeye basılması çok anlamlıdır.
Nasıl ki, Bülent Arınç her konuştuğunda Manisalı ev hanımları toplanıp emniyete götürülüyor ise, bu da Sayın Gül'e verilmiş bir mesajdır.
Ama fatura başkasının önüne konulmuştur.
Sayın Gül operasyonun yapıldığı gün meşhur cami önü açıklamasında diliyle dişi arasında bir şeyler gevelemiştir fakat bu yeterli değildir.
Hatırlayın, Sayın Gül Cumhurbaşkanlığı koltuğunda otururken bile, Mehmet Özhaseki'ye kefil olduğunu ilan etmiştir. Şimdi o kefil olduğu adam her fırsatta, "Bakanlığıma Abdullah Gül'ün o günlerdeki kefaleti engel oldu" diye hayıflanmıyor mu?
Ama tanıdığım kadarıyla Hacı Boydak, ipe gideceğini bile bilse, Abdullah Gül konusunda tek olumsuz cümle kullanmayacak bir kişiliğe sahiptir.
Ve gelelim 3 gündür Hacı Abilerinin Gülleri'nin takındığı 3 maymunluğa.
Her fırsatta kapısını çaldığınız Hacı Boydak şu anda cezaevinde.
Kaleminiz mi kurudu be kardeşim.
Kayseri ekonomisini doğrudan etkilemesi kuvvetle muhtemel iki isim, tutuksuz yargılanma imkanı varken cezaevine konuldu. Hiç mi görüşünüz yok.
Sosyal medyada paylaştım. Operasyon günü bana ulaşan tam 68 Boydak Holding çalışan, endişelerini dile getirmiştir. 14 binin üzerinde aile, "Ya kayyum atanırsa, ya İpek Holding'e bağlı kurumlar gibi tek tek fabrikaların kapılarına kilit vurulursa, ya işsiz kalırsak" kabusu yaşıyorlar.
Elbette adaletin, elbette hukukun yanındayız.
Ama tutuksuz yargılanmaları mümkünken iki holding patronunun cezaevine tıkılması, terazinin ayarı konusunda toplumun kafasında soru işaretleri oluşturmuştur.
Holdinge ve bağlı kuruluşlara bir şey olmaz diyenlere..
Ekonomist bir dostum diyor ki, "Tamam kayyum atanmayabilir, tamam üretim etkilenmeyebilir. Ama biz ekonomiyi takip edenler iyi biliyoruz ki, bu tutuklama kararından sonra holding ve bağlı şirketlerin kredi ilişkisi içinde oldukları bankalar dosyaları raftan indirecek ve belki de kredilerini geri çağıracaktır. Bu da bu tür büyük işletmelerin ölümü demektir.."
Bilmem anlatabildim mi?