Ahmet ZORLU

BORÇ ALAN, BORÇ VEREN..

Ahmet ZORLU

İki gündür yandaş ve yalaka medyamız, Çin’inin Türk Ekonomisine güvenerek verdiği krediyi göklere çıkarıyor.

Türkiye için yükselen değer, Katar’dan sonra Kızıl Çin oldu.

Daha düne kadar, “IMF’ye borç veren bir ülke haline geldik” diye böbürlenen cahillere sormak isterim, “IMF’de 5 milyar dolar alacağımız var madem ki, neden Kızıl Çin’e 3 Milyar Dolar için avuç açar duruma geldik?” diye.

Sonra da, tek tek bu kesimin anlayacakları dilden, bazı ekonomik verilerimiz hakkında bilgi vereyim;

Türkiye’de, ekonomik verilerin bu kadar kötü seyretmesinin öncelikli nedeni, özel sektörün iç ve dış borç yükü. Dış borç yükünün büyük bölümü hazine garantili.

İç ve Dış borç yükünün oranı ise, Milli gelirimizin yüzde 77’sine denk gelecek düzeye geldi.

Yani, 2017 yılında 3 trilyon 104.9 milyar liralık gayri safi yurtiçi hasıla elde edilirken, reel sektör borcu 2 trilyon 406.5 milyar liraya ulaştı.

Reel sektörün bankalara olan kredi borçları ise 1 trilyon 849.1 milyar lirayı buluyor.

Aralarında büyük holdinglerin de yer aldığı çok sayıda şirketin borçlarını yeniden yapılandırmak için bankalarla masaya oturduğu bilinen bir gerçek.

Yani bankacılık sistemimiz de, özel sektörün borç yükünden olumsuz yönde etkileniyor

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası  verilerine göre, bu borçlar mayıs ayı itibarıyla toplam 114 milyar 565 milyon dolara ulaştı. TL’de görülen her 1 kuruşluk değer kaybı bu borca 1.1 milyar liralık yük anlamına geliyor.

Türkiye’nin toplam borç yükü ise 3 trilyon 947,9 milyar liraya ulaşmış durumda.

Toplam iç ve dış borçların milli gelire oranı ise yüzde 127.

Yani kazandığımızın çok üzerinde harcıyoruz ve borcumuz katlanarak büyüyor.

Hazine’nin iç borçları haziran ayı itibarıyla yılbaşına göre 25.8 milyar lira artarak 561.2 milyar liraya çıktı.

Hazine’nin dış borçlarında ise 6 ayda 67.6 milyar liralık artış görüldü ve 408.6 milyar liraya ulaştı.

Mart ayı borçluluk verileri açıklanan kamu iktisadi teşebbüslerinin, yani KİT’lerin 2017 yıl sonunda 41.5 milyar lira olan iç borcunun 39.2 milyar liraya düştüğü görülüyor. Ama diğer yandan KİT’lerin 8.2 milyar liralık da dış borcu bulunuyor. Belediyelerin bankalardan kullandıkları kredilerin tutarı ise mart itibarıyla 15.1 milyar lira.

Hane halkı borçlarına göz attığımızda ise Mayıs ayı itibarıyla 509.1 milyar liraya ulaştığını görüyoruz.

Türkiye’nin 2002’de 359.1 milyar lira olan iç ve dış borçları 2009 yılında 1 trilyon lira barajını aştı.

2002-2009 yılları arasında özellikle hane halkı borçlarındaki yüzde 1866’ya varan artış kazanmadan yediğimizin en belirgin örneğini ortaya koyuyor.

Ondandır bu gün bir çok Tüketici Kredisi ve Kredi Kartı alacağı, bankalar tarafından Varlık Yönetim Şirketlerine devredildi ve tahsil edilemez durumda.

Yani tehlike bu gün değil, 2009’dan bu yana adım adım gelmiş ve kapıya dayanmış.

2002-2009 tarinleri arasında  reel sektörün bankalardan kullandığı kredilerde de ciddi artış var.

Bankaların bu zaman diliminde  reel sektöre kullandırdığı kredi tutarı yüzde 552 artarak 2009’da 268.5 milyar liraya ulaştı.

Hatırlayın o zamanlar bankalar Seyyar satıcı tezgahları koyup sokakta kredi kartı dağıtıyordu.

2009’dan 2017’ye kadar toplam borç yüzde 234 artarak 3.6 trilyona çıktı.

Bu artış hane halkı ve şirketlerin aldıkları kredilerden kaynaklandı.

8 yılda hane halkı borcu 129.8 milyar liradan 488.4 milyar liraya, reel sektörün dış borçları ise 163.3 milyar liradan 569.5 milyar liraya çıktı.

Yani AKP iktidarı boyunca, özel sektörümüz de, kamu sektörü de, tüketici de hep cepten yedi.

Ama deniz bitti.

Bu gün, merkezi İngiltere’de bulunan finans kurumları Türkiye’nin resmi borç taleplerini bile sümenaltı etmeye başladı, talebe cevap verenler ise Türkiye Cumhuriyeti Hazinesinden tefeci faizi talep ediyor.

Yani son umut Çin.

Bakalım Çin’den aldığımız kredi karşılığı, Türkistan’da nelere göz yummak zorunda kalacağız. Hangi değerlerimizi, ulusal varlıklarımızı Çin Şirketlerine vereceğiz, yaşayıp göreceğiz.

Bu günkü yazımı yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözü ile tamamlamak istiyorum;

Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden, rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklallerini kaybetmeye mahkumdurlar.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları