BİRDİ, EN AZ BİR OLDU..
Ahmet ZORLU
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı, hemşehrimiz Rıfat Hisarcıklıoğlu kürsüden, ‘Buradan özel sektöre sesleniyorum. Türkiye’nin gelişmesi için artı bir istihdam kampanyasına herkesin destek vermesini bekliyorum’ diyor.
Burada söze Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan giriyor ve ‘Başkan biz nasıl en az üç çocuk diyorsak, sen de en az bir artı istihdam de ki, durumu uygun olanlar daha fazla eleman istihdam etsin’ diyor.
Kahkahalar arasında, ülkenin istihdam sorunu çözümleniveriyor!
Rıfat Hisarcıkoğlu’nun Babası Merhum Emin Hisarcıklıoğlu, benim gazetecilik mesleğine başladığım yıllarda SSK Kayseri Hastanesi Başhekimi idi. Zaman zaman ziyaret eder, belli konularda, daha çok moda olan hastane kuyrukları konusunda görüş alır gazeteye haber yapardım.
Emin Hisarcıklıoğlu, inandığını hiçbir siyasi kaygı gütmeksizin dillendirebilen bir isimdi.
İnanın yaşasaydı, oğlunun bu hayalciliğine, yönetenlerin karşısında bu kadar basitleşmesine ilk isyan eden isim olurdu..
Zira ekonomide kurallar belli bir sistem çerçevesinde çalışır.
Eğer o kuralların dışına çıkarsanız ya işletmeniz batar, zarar eder, ya da ürettiğiniz veya sattığınız ürünün fiyatını artırarak, artı maliyeti tüketicinin omuzlarına yüklersiniz.
Uzun zaman önceydi, dönemin Başbakanı yine TOBB yönetici ve üyelerine benzeri çağrı yapmış, bu şekilde işsizliğin önleneceğini dillendirmişti.
Peki aradan bunca zaman geçti.
Siz biliyor musunuz, TOBB Üyesi esnafın, sanayicinin, sanatkarın artı bir kişiyi işe alarak, “Kardeşim sen Başbakanın talimatı ile istihdam ediliyorsun. Sabah bir uğra, öğle gel yemeğini ye, ay sonunda da maaşın düzenli olarak banka hesabına yatacak” diyenini.
Şahsen böyle biri çıksa, ilk önce işe alacağı artı bir eleman ona deli gözüyle bakar..
Hele orta gelir sınıfına mensup esnafın, sanatkarın can derdine düştüğü, bir çoğunun işletmesinin kapısına kilit vurduğu, bazılarının, ‘Belki düzelir’ umuduyla bankalardan kredi çekmek zorunda kaldığı bir dönemde, TOBB Başkanının çıkıp böylesine absürt bir öneri getirmesi olsa olsa, başkanlığını yaptığı kitleyle alay etmektir.
Türk Lirasının her gün, dolar ve avro karşısında kızgın tavadaki tereyağı misali erimekte olduğu, ihracatın yerinde saydığı, kalkınma hızının bir türlü ortalamalar düzeyine çıkarılamadığı, bütçe açığının, dış borcun tavan yaptığı, kredi kartlarına esir edilmiş kahır ekseriyetin haciz şoku yaşadığı bir dönemde, ‘En az birer eleman da fazladan istihdam edin’ önerisi başka bir şekilde izah edilemez.
Oysa, temsilci olarak Hisarcıklıoğlu’na oy verenler o kürsüde ekonomi ile demokrasinin birbirine göbek bağı ile bağlı olduğunu, o nedenle demokrasiden ödün verilerek ekonominin düzelmeyeceğini, üretim ve istihdamın güvenli bir ekonomik ortam ile artabileceğini, OHAL uygulamaları ile vatandaşın mal güvenliğinden bile endişe etmeye başladığını, yabancı sermaye kaçışının referandum sonrası daha da yoğunlaşacağını, Varlık Yönetim Şirketi adıyla kurulan yapının Osmanlı döneminden bu yana istikrar içinde hizmet eden kurumları da risk altına soktuğunu, ülkeyi yönetenlerin bu gün öncelikli olarak ülkedeki terör ve ekonomik tabloyu düzeltecek çalışmalar içerisinde olması gerektiğini, dünyanın en gelişmiş 10 ülkesinin köklü demokratik gelenek sayesinde güçlü birer ekonomisi bulunduğunu, dünyanın en geri 10 ülkesinin de bu gün Türk Milletine dayatılmak istenen ucube başkanlık sistemleri ile yönetildiğini anlatması gerekmez miydi?
ŞEKER..
Kayseri Şeker Fabrikası’nın geçmişte yüzde 9.99, şimdi yüzde 11 olan kamu hissesi da varlık fonuna devredilmiş.
Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, bu durumun Kayseri Şeker’in gücünü gösterdiğini söyleyen bir açıklama yaptı.
Ama Kayseri Şeker’de bu güne kadar yöneticilik yapmışların, bana göre en iyisi Sayın Ayhan Teke, bu devrin gerçekleşmesinden önce tıpkı Konya ve Amasya Şeker Fabrikalarında olduğu gibi kamu hissesinin fabrikanın sahibi çiftçiye kazandırılması gerektiğini, ancak yöneticilerin, ilerde sıkıntı yaratacak bu durumu bile lehlerine kullanmaya çalıştıklarını söylüyor.
Bir öneri de benden.
Biliyorsunuz, hastane yapımı için bila bedel verilen bir arsa var.
Bu arsayı takas malzemesi olarak kullanıp varlık şirketinin eline geçen kamu hissesinin çiftçiye kazandırılması mesela.
Ayrıca Sayın Ayhan Teke, Kayseri Şeker’in elinde yüklü miktarda şeker bulunmasına rağmen bunu satmadığını, zam beklediğine dikkat çekiyor ve “200 milyon lira kar ettiğinizi söylüyorsunuz. Stoktaki şekeri mi kar olarak gösteriyorsunuz?” diye soruyor.
Sanırım Nisan ve Mayıs’a kadar Kayseri Şeker’i çok sık konuşacağız.
Zira bir yandan paralel yapı iddiaları, bir yandan Akay’ın bir kez daha seçilmiş yönetim kurulu başkanı olmak için başlattığı hamleler, Mahmut Çeçen’i transfer etmesi gibi.
Acaba Sayın Çeçen’e, iddia edildiği gibi kongre sonrası Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanlığı sözü mü verildi?