Ahmet ZORLU

BİR DAMLA HUZUR..

Ahmet ZORLU

Aslında Türk Milleti, ülkemin güzel ahalisi bu güne kadar olduğu gibi, bu gün de kendisini yönetenlerden çok şey istemiyor.

Geçinebilecek kadar gelir temin edeceği ve onuru ile çalışacağı bir iş, geleceğe güvenle bakabileceği bir planlama ve yönetim anlayışı, hastalandığında sağlık hizmeti alacabileceği bir sağlık kurumu, çocuğunu güvenle teslim edebileceği bir eğitim sistemi ve bunların yerine gelmesi ile yaşayacağı huzurlu bir ortam..

Yani tek kelimeyle ‘Huzur’ istiyor ve huzurun da hakkı olduğuna inanıyor.

Ama huzuru, polis kıtaları ile, gazla, jopla, terörle, dinci yapıların insanların yaşamını düzenlemeye kalkışmasıyla değil, saygın bir fert olarak söylediği ile uygulaması bir olan yönetenlerin tesis etmesi ile talep ediyor.

Zira, insanların içinde huzur yoksa, o insanlar topluluğunun yaşadığı ülkede huzur bulamazsınız.

“Bu millet yönetin diye bizi seçti, dolayısıyla aldığımız kararlara da uymak zorundadır”  diyerek oluşturacağınız baskıcı anlayış ile toplumu belli bir süre baskı altında tutarsınız, ama sonunda o toplum ötekileştirilmesinin faturasını bir gün bir şekilde önünüze koyar.

Saçları sıfıra vurulmuş, üniversiteli bir genç kızımız, dönemin Bakanı Erdoğan Bayraktar’a yaklaşıyor, yıllar önce ve bir şeyler konuşuyor, bakan elini cebine atıyor ve kendisine para vermek istiyor, genç kız “Siz çaresizliği hiç yaşamamışsınız, ben sizden sadaka istemiyorum, sorunumla ilgilenmenizi istiyorum” diyerek, gözyaşları içinde bakanın yanından uzaklaşıyordu.

Kanserdi bu kardeşimiz ve bakandan kanser ilaçlarına sosyal güvencesi olmayan, kendisi gibi öğrenci gençliğin ve işsiz kesimin ulaşamadığını belirterek, sorunun çözümü konusunda yardım istiyordu.

Bakan ise, toplumumuzun büyük bölümüne yaptığı gibi kızcağızın cebine bir yüzlük sıkıştırarak konuyu çözebileceğini sanmıştı.

Aslında, bu kardeşimiz hükümetin bir organından, huzur içinde tedavi olma imkanı istemişti.

Ama kızımızın istediği, ortadan kaldırılmış çaresizliği bakan ‘Yardım edilmiş yoksulluk’ olarak algılamıştı.

Öldü biliyor musunuz bu kardeşimiz.

Onun cebine bir yüzlük sıkıştırmaya kalkışan dönemin bakanı ise, “Ben ne yaptımsa Sayın Başbakanın talimatı ile yaptım” dedikten sonra istifa etti.

Ama yaptığı ve Sayın Başbakan dediği zatın kendisine hangi işleri yapmak için talimat verdiği bir muamma olarak kaldı. Zira bu bakan ve arkadaşlarını istifaya götüren nedenler ve iddialar hiçbir zaman soruşturulmadı, şimdi ABD Yargısı soruşturuyor ve bizimkiler tepki koyuyor.

Şimdi sormak gerek o bakan eskisine, kazandığınız! Toki Menşeili büyük paralarla, memleketinize yaptırmaya kalkıştığınız 60 milyon liralık cami, bu genç kızın ölüm haberini aldığınızda vicdanınızda oluşan onarılmaz büyük hasarın ne kadarını onarabilir?

Dedim ya, huzur çok kapsamlı bir tanımdır.

İçinde ekonomi vardır, terörle mücadele vardır, sağlık vardır, eğitim vardır, dış ilişkiler vardır..

Toplumun yarısını hain görerek, ötekileştirerek, onlara hakaret ederek, terörle aynı safta durmakla suçlayarak, dış güçlerin piyonu görerek, toplumun tümünü yönetmeye kalkıştığınız zaman huzuru dinamitlemiş olursunuz.

Bu gün hasret kaldığımız huzurun, güzel ülkemde yer bulamaması işte bundandır.

MHP Liderinin iktidar kıyısına kayığını yanaştırmasından sonra yeni bir söylem ortaya atılmaya başlandı;

“Milli birlik İttifakı..”

Milli Birlik, toplumun yarısını çöpe atarak olmaz, sayın iktidar edenler.

Zira bu ittifakın oluşması için, 16 Nisan Referandumuna ‘Hayır’ diyen yüzde 50’yi de ikna edip yanınızda saf tutmasını sağlamanız gerekir.

Bir başka söylem de yine Sayın Bahçeli’den;

“Ülkeni beka sorunu var, o yüzden Recep Tayyip Erdoğan’a sonuna kadar destek veriyoruz..”

Sormazlar mı Sayın Bahçeli;

“2002 yılından önce iktidardınız, beka sorunu var mıydı bu güzel ülkede.. Bu gün beka sorunu varsa, beka sorununu yaratanlar ile beka sorunu çözüm bulabilir mi? Ülkenin mi, yoksa sizin mi beka sornunuz var?” diye..

Sonuç, güzel ülkemde, zengini, fakiri, çalışanı, işsizi hepsinin ortak arayışının adıdır ‘Huzur’

Eğer zenginleriniz, zenginleriniz diyorum çünkü tanımını yapacağım kesim, sizin iktidarınızda zengin oldu. Zenginleriniz bu ülkede huzur olduğuna inansa, İngiltere’de, Yunanistan’da, Avrupa Kentlerinde lüks daireler alıp çocuklarını. Bu kentlerin okullarına yerleştirir miydi?

Ya da, enişteleriniz, mahdumlarınız, amcalarınız, yeğenleriniz adacık devletlerinden işlerini yürütür müydü?

O halde, her şeyi bırakın, bu millete ‘Bir avuç huzur’ vermek için çalışmaya başlayın.

Huzur da, cezaevi inşa etmekle, polis kıtalarına her gün yeni kıtalar eklemekle, ‘Eyyyy’ diye sağa sola caka satmakla olmaz..

Demokrasi ile olur.

Çalışan Türkiye ile olur.

Çağdaş, bilimsel eğitimle olur.

Rekabetçi yatırımlarla olur.

Üretimle olur.

Kültürle olur, sanatla olur, sporla olur.

Yani uygarlık trenine vagon gibi eklenip, uygarlığın izinden gitmekle olur..

Yazarın Diğer Yazıları