BEDEL ÖDETECEKLER...
Ahmet ZORLU
Cuma Gecesi, Paris'te yaşanan insanlık dışı terör olayları nedeniyle uyku saatimi ilerilere alarak neredeyse sabaha kadar haber kanallarından ve sosyal medyadan gelişmeleri izlemeye çalıştım.
Bu zaman dilimi içerisinde bazen, insanlığımdan utandığım anlar oldu.
Ülkemizde, belki de Kayseri'de yaşayan bazı insanların! sosyal medya paylaşımlarını takip ettim.
Bir zil takıp oynamadıkları kalmıştı.
Oysa, terör bir hedef gözetmez.
Paris Stadı yakınındaki patlamalarda, konser salonunda öldürülenler her şeyden önce insandı.
Onlar, devlet politikası oluşturabilecek görevlerde değillerdi.
İşçiydiler, memurdular, göçmendiler belki de.
Nitekim ölenlerin içerisinde bir genç Türk Kızı da olduğunu öğrendik, ikinci gün haberlerde.
Ama hepsinden önemlisi, onlar birer anne, birer baba, belki de birer çocuktu.
Güzel bir Paris akşamında, kültürlerine göre, kimi maç seyretmek, kimi konser izlemek, kimi eşi ya da sevdiğiyle yemek yemek için çıkmışlardı sokağa.
Ama kendini bilmezler, dini motiflerle süsledikleri bir katliama imza attılar.
Hiç kimse kusura bakmasın ama;
Suruçta gencecik insanların ölümüne, Ankara'da 102 kişinin katledilmesine, Doğu ve Güneydoğuda askerimize, polisimize, vatandaşımıza acımasızca kıyanlar ile Paris Katliamına imza atanlar aynı pisliğin farklı renklerdeki versiyonlarıdır.
Ve yine hiç kimse kusura bakmasın;
Yukardaki saydığım canice katliamların herhangi birisine sevinenlerin ise insanlıklarının sorgulanması gerekir.
Fransa Hükümetinin ortadoğu politikalarını eleştirmek her vatandaşın hakkıdır, tepki göstermek, yürüyüş yapmak, protesto etmek de öyle.
Ama hükümetlerin politik uygulamalarındaki yanlışlıkların faturasını sokaktaki insana ödetmek, teröristleri bizden-onlardan diye tasnif etmek insanlıkla ilgili değildir, insanlıkla ilgili olamaz.
Peki gelinen noktada, kendilerine islami bir motif hazırlayıp insanların canına kıyan, "Allahu Ekber" diye diye insanları kesen, bombalarla, silahla öldüren bu cellatların yaptıklarının faturasını kim ödeyecek dersiniz.
Dürüst, samimi inanan müslümanlar ödeyecek.
Paris Katliamının ertesinde ilk yansıma Polonya Hükümetinden geldi ve AB'ye taahhüt ettiği Suriyeli Mültecileri ülkeye kabul etmeyeceğini açıkladı.
Daha katliamın gecesinde Paris yakınlarındaki mülteci kampları ateşe verildi.
Fransa Hükümeti, ülkeye giriş-çıkışları denetim altına aldı. Avrupa'nın diğer kentlerinde, Ortadoğu Kökenli Müslümanların dosyaları yeniden raflardan indirildi.
Daha da vahimi, Avrupa'daki ırkçı siyasal hareketler her geçen gün daha da geniş bir taban desteği bulmaya başladı.
Bu, yarın Almanya'da yaşayan, Fransa'da yaşayan, Hollanda'da yaşayan Türklerin de hedef tahtasına oturtulması anlamına gelir.
Siz bakmayın, biz ülke olarak Suruç'u da, Ankara Katliamını da kabullendik.
Ama Avrupa'nın Paris Katliamını kabullenmesini beklemek saflık olur.
Karşılığı olur, bedeli olur.
Ve malesef bedelini de Müslüman toplumlara ödettireceklerdir.
O nedenle, dini inancımız, siyasal görüşümüz, rengimiz, ırkımız ne olursa olsun, teröre karşı ortak bir tavır almak durumundayız.
Bakmayın siz, Allahüekber diyerek insan kanı dökenlere.
Onlar, İsrail'in, Amerika'nın ve gerektiğinde Fransa'nın taşeronlarıdır.
Onlar kan dökerken, dinine, ırkına, rengine bakmazlar.
Onlar alacakları yüklü para ve silah stoklarını bilirler.
O nedenle diyorum ki, insanlığa ters giden her uygulamaya, her şeyden önce de teröre karşı ortak bir dil geliştirmek durumundayız.
Bunu yaparken de, bir yandan göstermelik terör kınaması yaparken, diğer yandan terörün sırtını sıvazlayanları ülkelerin hükümetlerini teşhir etmek en büyük sorumluluğumuz
olmalı..