BAYAT SAYABİLİRSİNİZ..
Ahmet ZORLU
Bu yazıda, sandıktan çıkan irade konusunda bir yorum bulamayacaksınız.
Ondandır, başlıkta kullandığım ‘Bayat sayabilirsiniz’ ibaresi..
Zira, sandıkların açılması, oy sayımı, yayın yasağının kalkması, genel sonuçlar hakkında bilgilenmemiz ve sonrası bilgisayarın başına geçip yazı yazmak, bu gazeteyi hazırlayanların gece yarısı evlerine gitmesi anlamına gelir ki, buna vesile olanlardan biri olmak istemiyorum.
O nedenle bu yazıda, seçim öncesi ve seçim günü değerlendirmelerini bulacaksınız..
Bu seçime ilk kez bir siyasi hareket, mağdur olamayınca ‘Mağrur’ bir havada girdi.
Kendinden başka herkesi vatan haini kabul eden bir politika yürüttü, halkı küçümsedi, algının her türlüsünü hem de devletin imkanları ile yaptı.
Ama, buna rağmen çıkıp, “Bu kampanyayı çok zor şartlar altında yürüttük” diyebilme pişkinliğine sahip kadrolarla meydanlardaydı.
Bir ‘Beka’ söylemiyle kendini ortaya attı bazıları, ama Beka’nın kim tarafından tehlikeye sokulduğunu ısrarla gizlediler.
Papaz elbisesi de, İmam Cübbesi de mübah sayıldı.
Suriye’de tepişen ve Müslüman çocuklarını katleden katil ülkelerin askerlerine ‘Yetmez, biraz daha bomba’ temennisinde bulunulurken, diğer yandan da referandumun Haç ile Hilal’in mücadelesi olduğu pişkinliği ile kitleler ikna edilmeye çalışıldı.
Evet ya da Hayır diyeceğimiz metnin içeriği milletten ısrarla gizlendi, kuru ve taraftarlık amigoluğu ile sürdürüldü seçim propagandası..
Anayasa metni oylayacağımız gerçeği bir kenara bırakılarak, en çok duyduğumuz iki kelime ‘Ey Kılıçdaroğlu’ oldu.
Başbakan ve Cumhurbaşkanının illerdeki programlarının yani mitinglerinin yapıldığı günlerde, kamu kuruluşlarında ve okullarda ilan edilmemiş bir resmi tatil süreci yaşandı.
2 Ayda yeni lider adayları ile tanıştı bu ülke.
Sesleri kısılıncaya kadar il il, meydan meydan, kahvehane kahvehane, ev ev dolaşan isimsiz kahramanlar, isim yapmış ünlüler Anayasa için görüşlerini dillendirdi.
‘Evet için bildiri dağıtıyorlarsa mesele yok, ama hayırcı iseler gözaltına alın’ talimatlarını kulaklarımızla işittik.
Ya da polise ‘Alın bunları’ emri yağdıran il başkan yardımcıları ile tanıştık..
Milletvekiline satır çekeninden, standa gelip görevli yumruklayan, kimliğini gizlemeye gerek duymadan, “Hayırcıların eşleri 17 nisandan sonra bize hilaldir” diyen kamu görevlisi şerefsizler bile gördük sosyal medyada..
‘Anayasayı ben yazdım’ diyen ve il il gezdirilerek evet oyu için çalıştırılan, ama ‘Özerklik’ dediğinde birden bire, ‘ dediği kendisini bağlar’ tepkisi ile karşılaşan, buna rağmen istifa etmeyen, dünün Akil Adamı Baş Danışmanlar gördük bu süreçte..
Bazı partilerin genel başkanları ‘Evet’ diye meydanları devşirme kalabalıklarla inletirken parti tabanlarının yüzde 90’ı Hayır diyen liderlerle de tanıştık.
Ve seçim günü.
Bir siyasi partinin görevlendirdiği kadınların hepsine birden galiz küfürler sallayacak kadar bayağılaşan troller gördük.
Gidip sandığa attığı oyun fotoğrafını sabahın köründe sosyal medyada paylaşacak kadar algıya inanmış milletvekilleri tanıdık.
“17 Nisan’dan sonra başımıza ne gelecek?” kabusu ile Ak Partiliden çok daha Ak Partili rolü oynayan kripto Fetöcüler, yönettikleri kurumların tüm imkanlarını seferber ederek medyada boy göstermeye çalıştılar 2 ay boyunca. Zira Cumhurbaşkanı ile, Başbakan ile, bakanlarla aynı fotoğraf karesine gitmeleri belki 17 nisan sonrası, hesap verecekleri yargı huzurunda kendilerine avantaj sağlayabilirdi.
Kısacası Sevgili okurlar, bu iki ayda neler gördük neler.
İkiyüzlüsünü, biatçısını, menfaatçisini, trolünü, halkını tehdit edenini, demokratını, kardeşliği savunanını, ülkenin geldiği noktanın iyi bir yer olmadığını dillendirenini, vereceği oyu kendi çıkarına tahvil edenini, söyleyecek sözü olmadığı için kaba kuvvetle görüşünü kabul ettirmeye çalışanını, cahilini, kurnazını, karamsarını, umutvarını, gönülden inanmışını, dini pervasızca kullananını, kutsallarımızı istismar edenini.
Böylesi iki aydan sonra, Türkiye kararını verdi.
Bundan sonra ne mi olacak.
O da yarın ki yazıya kalsın..