Ahmet ZORLU

BAŞA DÖNMEK..

Ahmet ZORLU

Ülkemiz her alanda, özellikle demokraside, özellikle üretimde, özellikle dış politikada, özellikle tarım ve hayvancılıkta sorunlu hale gelmiş uygulamalarını ilk güne yeniden çevirmek, dışa bağımlılıktan kademe kademe kurtulmak zorundadır.

Bakınız, güzel ülkem;

Temel gıdada % 66
Tohumda % 80
Enerji de % 75
Tıbbi cihazda % 85
İlaç da %95
Tekstil hammadelerinde % 80 
Savunma sanayinde % 80
Teknolojide % 90
Bankacılık da % 50 
Borsada % 70
Turizmde % 73 dışa bağımlı hale getirilmiştir.

Oysa yıllardır planlı eğitim, planlı üretim diye yırtınıp durdu ekonomi uzmanlarımız.

Planlı uygulamayı, pilavlı uygulama sanan kafa eğitimden başladı.

Şöyle bir bakın eğitim sistemimize yönelik yapılan operasyonlara.

Neler çektirdik eğitim sistemine, neler çektirdik eğitim neferlerine.

Ali ve Ayşe, Hans ve Helga gibi, ellerinde tabletle gideceklerdi okullarına, hatırlayın.

Öyle diyordu Memleket büyüğü.

Şimdi Ali ile Ayşe, çantasında bilim yerine Hurafe yüklü kitaplarla gidiyor, bilgisayar teknolojisi, quantum yerine büyü  bozmayı, üç harflilerin insana nasıl musallat olduğu gibi saçma sapan şeyler öğrenmek zorunda kalıyor.

Devlet-i Ali’nin Tarım Bakanı diyor ki, “Et alırken kasabınıza sorun hastalıklı mı değil mi diye”

Valla benim et aldığım kasaba böyle bir soru sorarsanız, bıçağını et kesmek için değil, sizi pişman etmek için kullanır.

Rusya, ikide bir gönderdiğimiz ürünleri, “İçerisinde ilaç kalıntısı var’  diyerek geri gönderiyor.

Bizde Şarbonlu hayvanları getirip ülke et pazarına sokan kanı bozukları bile ortaya çıkarılamıyor, “Menşe-i Şahadetnamesi vardı, ama yabancı dille yazıldığı için okuyamadık” dediği halde hala yerinde oturan yöneticiler var.

Ve çok değil, birkaç yıl önce ‘Devlet kasaplık yapmaz’ diyerek Et ve Balık Kurumu Kombinaları kapatılırken yalvardık, yazdık, çizdik. Bu kurumların ülke hayvancılığının sigortası olduğunu,  et piyasasının emniyet subabı olduğunu dillendirdik, gelinen noktada sadece haklı çıkmanın ötesinde ülke hayvancılığının selası okunmaya başladı. Uluslar arası et tekellerinin insafına terkedilmiş zavallı bir yönetim anlayışı var karşımızda.

Dış politikada, komşularla ilişkilerde durum farklı mı.

Daha dün akşam saatlerinde bir arkadaşımla Kayseri’nin Sahabiyesi’nde yürürken, “Kendimi burada yabancı hissediyorum. Türkçe konuşan kimse kalmadı” diye yakınmıştım.

Hala Dışişleri Bakanımız, Yanlış Suriye Politikası yüzünden Idlib Kentinden biriken Sapık, Terörist, Canilerin, Türkiye’ye yönelik yeni bir  göç dalgasında Suriyelilerin içine karışıp gelebileceklerini söylüyor.

Hala, dünyanın her yanından gelen ve insan keserken zevk alacak kadar canileşen terörist sürüsünün geleceğinden kendini sorumlu gören bir yönetim anlayışı var.

Canları Cehenneme kardeşim, onları oraya getirip rejime karşı kullanan ADB, bindirsin uçaklara götürsün kendi ülkesine.

Şehit kanlarıyla sulanmış bu aziz vatan, menşei ne olursa olsun cani ve katillerin çizmesinin basamayacağı kadar kutsal bir ülkedir.

Ohalde;

Gemi daha fazla su almadan kıyıya görmek için;
Dış güçler masalını bir kenara bırakıp, 
Hukukun üstünlüğü sağlamak, 
Adalet ve demokrasiyi yeniden tesis etmek,
İnsanlarımız arasında ki kutuplaşmayı ortadan kaldırmak ve ÜRETİME dayalı bir ekonomi modelini, hiç vakit geçirmeden hayata geçirmek zorundayız.

Millet Bahçelerinde yuvarlanan, çay-kek keyfi yapan bir toplum yerine, fabrikada, tarlada, hayatın her alanında, el ele, omuz omuza ülke için çaba sergileyen bir toplum yapılanması için hala her şey bitmiş değildir.

Ve son söz;

Sevgili kardeşim, ben bu yazıları ‘:Benim gibi düşünesin’ diye yazmıyorum, sadece ‘Senin de artık düşünmeni istiyorum.’

Hep birlikte düşünmeye başladığımız günlerin yakın olması dileğiyle..

 

Yazarın Diğer Yazıları