APOYLA AYNI ÇİZGİDE OLMAK..
Ahmet ZORLU
Biraz gerilere, 8 Haziran 2015'e doğru gidip yaşananları hatırlayalım.
Seçim sonuçları belli olmuş, AKP tek başına iktidar olamıyor. Ama yine ilk sırada.
O günün ilk saatlerinde, MHP Lideri Devlet Bahçeli, "Biz yokuz, bizsiz bir formül üzerinde çalışın" diyerek, AKP ya da, CHP,MHP, HDP Koalisyon önerisine kapıları kapatıyor.
Sayın Cumhurbaşkanı da hükümeti kurma görevini verdiği Ahmet Davutoğlu ile CHP kadrosunun İstikşafi görüşmelere başlamasına ve zamana oynanacak bir sürecin izlenmesine zemin hazırlıyor.
O günlerde Sayın Devlet Bahçeli'nin, "HDP ile hiç bir yerde birlikte olmayacağız" kararlılığını parti tabanı da anlayışla karşılamıştı.
Ancak daha sonraki süreçte, MHP lideri başarılı manevralarla Ak Parti'nin önünü açmış, kentlerde silahlar patlamaya başlamış, 1 Kasım'a geldiğimizde MHP, 7 Haziran'a oranla yüzde 9,5 oranında daha az oy alarak, 80 olan milletvekili sayısını 40'a düşürmeyi başarmış, daha doğrusu tabanının çok büyük bölümünün AKP'yi desteklemesini sağlayarak yeniden tek başına iktidarın kapılarını açmıştır.
Aynı özveriyle, Meclis Başkanı seçiminde de AKP adayının seçilmesine zemin hazırlamış, ancak bu zaman diliminde her gün bir kent merkezinde yaşanan çatışmalar, şehit cenazeleri sürecini de büyük bir sessizlik içinde izlemiştir.
Zira AKP Hükümeti, 7 Haziran öncesi dönemde açılım adı altında, terör yuvalarının dağlardan kentlere inmesini sağlamış, valilere talimat verilerek hendeklerin kazılmasına, yolların mayınlanmasına adeta göz yumulduğu ortaya çıkmıştır.
İktidarın mazereti hazırdı. 'Kandırıldık' dediler ve geçmişin defterini kapattılar.
Oysa, bu izdivaç sürecinde ne rezaletlere tanıklık etmiştik. PKK Liderinin Nevruz Mesajını yandan TV'ler Diyarbakır Meydanından canlı vermişlerdi. Devlet-i Ali'nin önde gidenleri çıkıp, "Öcalan'ın görüşleri bizim de görüşlerimizdir. Öcalan devletin ve hükümetin önünü açıyor" türünden demeçler vermişlerdi.
Bütün bunları sineye çeken Sayın Bahçeli, 15 Temmuz'da da üzerine düşeni eksiksiz yerine getirmiştir.
15 Temmuz sonrası tüm liderler ve partiler Demokrasi'nin yanında yer aldıklarına deklare edip, aynı mitinglerde bir araya gelerek sorumluluklarına uygun da hareket etmişlerdi.
Ama, tam da' iktidar demokrasinin kıymetini anladı' diye düşünmeye başladığımız günlerde Sayın Bahçeli çıkıp, "Fiili durumu Hukuki hale getirelim" diyerek Türkiye'ye nurtopu gibi bir başkanlık tartışması hediye etmiştir.
Bilmiyorsanız ben söyleyeyim Sayın Bahçeli;
"Başkanlık sistemi, terör örgütü başı Abdullah Öcalan'ın da Türkiye için uygun gördüğü bir sistemdir.."
Bunu da en iyi siz biliyorsunuz.
Hani terör örgütü ve liderinin ak dediğine hep kara diyecektiniz.
Yarın Başkanlık Sistemi oylamasında, HDP grupu da başkanlık sistemine evet derse, tabanınıza bunu nasıl izah edeceksiniz.
Kaldı ki, bu sistemin eninde sonunda üniter yapıyı bölgesel yapıya dönüştüreceğini en iyi bilmesi gereken makamda oturmuyor musunuz..
Daha hafta sonu ne diyor Sayın Başbakan, "Asıl başkanlık sistemi gelmezse Türkiye'nin bölünme riski vardır.."
Muhalefet partisi lideri olarak çıkıp, "Sen ne demek istiyorsun?" diye sormak yerine bu görüşü bile kaygıyla değil, saygıyla karşılamanıza ise anlam vermek mümkün değil.
Ve sizin çabalarınızda, Türkiye'de bu güne kadar tartışmaktan bile çekindiğimiz bazı değerler yeni anayasa metnine kılık değiştirmiş olarak girecek.
Eğer çabalarınızla, 330 desteğini de alırsa halk oyuna götürülecek.
Ben şimdiden söyleyeyim.
Anayasa değişikliği ve başkanlık teklifi aynı paket içinde yer alırsa, paketin ambalajı da albenili bir iki düzenlemeyle paketlenecek. Mesela Asgari ücretin vergi dışı bırakılması gibi.
Ve, gözümüz gibi baktığımız Kuvvetler Ayrılığı temelli, laik, demokratik anayasamızın surunda sayenizde onarılmayacak büyüklükte gedikler açılacak.
Daha da önemlisi, kuvvetler ayrılığı ve denge denetleme sistemi yerini, kuvvetler birliğine ve hilkat garibesi bir başkanlık sistemine bırakmış olacak.
Bunları ben değil, MHP'ye oy vermiş kitleler söylüyor.
Sonuç;
Tarih, Türk Siyaset Sahnesinde yer almış isimleri iki türlü hatırlar ve anar..
Bir, "Ülkesine, milletine bağlı, ülküsüne inanmış devlet adamı" olarak..
İki, "Zamansız ve kararsızlıklar içerisinde bocalayan, ilkeleri ve kurallarını kendi eliyle yerle bir eden biri" olarak..
Tercih sizin..