Ahmet ZORLU

ANAYASA..

Ahmet ZORLU

İlk Anayasa, Osmanlı döneminde 23 Aralık 1876 yılında, Kanun-i Esasi olarak kabul edilmiş olmasına rağmen bir yıl bile olmadan dağıtılan Meclis-i Mebusan ile tarihin sayfaları arasına gömülmüştür.

23 Nisan 1923 tarihinde toplanan TBMM’de bir anayasa olmadığı için bunun yerine geçecek olan 5 maddelik kanunu kabul etmiştir.

İlk Anayasa, 20 Ocak 1921’de TBMM’den geçerek yasalaşmıştır. Türkiye için önemli olan ve Atatürk Anayasası olarak bilinen, anayasa, 20 Nisan 1924 yılında kabul edilmiştir. Bu anayasa uzun ömürlü olmuştur. 27 Mayıs’tan sonra ise askeri yönetimin hazırladığı ve referanduma sunulan anayasa % 61,50 kabul oranı ile 09 Temmuz 1961 yılında yasalaşmıştır.

12 Eylül 1980’den sonra ise, yine askeri yönetimin hazırladığı Anayasa, referandumla 07 Kasım 1982’de % 91,37 oranındaki oyla kabul edilmiştir. Buradan da görüleceği üzere, Cumhuriyet tarihimizde 1924 anayasası sivil anayasadır. Bundan sonraki, 1961 ve halen yürürlükte olan 1982 anayasası olağanüstü durumların anayasalarıdır. Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki, askeri yönetim tarafından kabul edilen 1982 anayasası, geçen 31 yıl içinde çok tenkit edilmesi ve vesayet anayasası olarak isimlendirilmesine, birçok hükümetlerin gelip geçmesine rağmen değiştirilememiştir. Bunun nedeni ise ortadadır. Kültür olarak hep tenkit etme özelliğimiz önde gelmektedir. Her seçimden sonra TBMM’nin taşın altına elini sokmak istememesinden kaynaklanmaktadır.

Özel olarak diğer bir hususu belirtmek gerekir ise, muhalefette iken tenkit edilen kanunların yönetime büyük haklar vermesi nedeniyle iktidara gelince, bu haklardan yararlanmak sevdasından kaynaklanmaktadır 82 Anayasasının devamlılığı.

Şu anda önümüzde çok gecikmiş olmasına rağmen yeni bir anayasa süreci bulunmaktadır. Özellikle, anayasamızın ilk üç maddesi üzerinde tartışmaların süreceği gerçektir. Bunlardan birisi veya en önemlisi “Türk” kelimesidir. Şimdiye kadar belki ben farkında değildim, ama bu kelimden bu kadar korkulduğunu duymamış ve görmemiştim. Bunun yerine konulacak diğer önerileri inceleyelim: Türkiyeli olmak veya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak ibarelerini ele alacak olur isek, bu kelimeler, Türk kelimesinden türetilmiş değiller midir?

Eğer bunun yerine, başka bir ibare türetilmek isteniyorsa, bu ayrı bir husustur. Çanakkale şehitlerini rahmetle andığımız bu günlerde, “Milli ve Manevi Değerlerle” kazandığımız bu zaferdeki, milli değerin “Türk” olduğundan; manevi değerin ise “İslam” olduğundan kimin şüphesi vardır. Bu şekildeki ifadeleri kullanmak kafatasçı bir milliyetçilik, daha doğrusu şovenizm midir?

Öncelikle, sağlam bir mantık ile bunu düşünerek buna karar vermemiz gerekir. Eğer bu ifadeler suç ise, 18 Mart’ta dinlediğim bütün konuşmacıları ve gazete yazarlarını suçlamak gerekir. Anayasadaki ikinci önemli kelime ise, “Laiklik”tir. Bir taraftan AB ile uyum kanunları üzerinde yoğunlaşacak ve bir taraftan da Türkiye Cumhuriyeti’nin çimentosu olan laiklikten vazgeçeceksiniz veya bunu kimi grupların menfaatine olacak şekilde yorumlayacaksınız. Bu şekildeki ifadeler, benim gibi olanlar için problem olmayabilir, fakat TC’nin birlik ve beraberliğine indirecek en önemli darbedir. Kendi din veya mezhep anlayışımız içinde diğerlerini yok sayamayız, onlar hakkında değerlendirme yapamayız. Demokratik düzen içinde, her ne kadar çoğunluğun oyları yönünde kanunlar çıkarılmakla birlikte; azınlığın veya azınlık olarak kabul edilenlerin haklarının da korunması gerekir. Yeni çıkarılmak istenen anayasada en önemli maddelerden biri de başkanlık sistemidir. Ama bu meclis tablosunda bazı AKP Milletvekillerinin bile bu kadar sorun dururken başkanlık sistemi diye bir maceraya el kaldıracaklarına ihtimal vermiyorum. Aynı durumun başkanlık için de geçerli olacağına ve başkanlığı içine alacak bir oylamanın fireli sonuçlanacağına inanıyorum

İktidarı da artık sorunları ön plana alan ve mevcut anayasa içerisinde çözüm bulmaya çalışan bir politikayı gündemine alması gerekir.

Yazarın Diğer Yazıları