ALLAH KORKUSU OLMALI..
Ahmet ZORLU
Yönetende, Allah korkusu ile birlikte kuldan utanma duygusu olduğu zaman, karar alırken sokaktaki insanın yerine koyar kendini.
Onun yaşadığı sıkıntıyı iliklerine kadar hisseder. Karar almadan önce, yönettiği halk topluluğunun durumunu fizibilite eder, ekmeğine, aşına ne kadar etki ettiğini hesaplar ve kararını hayata geçirir.
Ama bazı vasıfları eksik yönetici karar alırken, kararın yukardaki üslerine karşı kendisini ne duruma düşüreceğini hesaplar, koltuğunu etkileyip etkilemeyeceğini değerlendirir, kararın kendisi ve yandaşı için menfaatini gözden geçirir ve ona göre karar verir.
Belediyeler, halka sundukları hizmetlerin karşılığında aldıkları bedellerin yanısıra, 'Sosyal Belediyecilik yapabilsin, her şeyi kazan kazan ilkesine göre hesaplamasın' diye her ay kamudan da belli bir miktarda ödenek elde ederler.
Yönetenler hizmet verirken, 'Partiye çıkan oy oranlarına göre hizmet takvimi yapmaz, yapmamalıdır.
Yönetenler hizmet verirken, ultra lüks bir yaşam sürerek herkesi de aynı kategoride görmez, görmemelidir.
Mesela, 2 katlı belediye binasına asansör yapmak israfın ötesine geçmektir.
Mesela, kocaman bir caddeyi önce ışıklarla donatmak, sonra da olmadı diyerek boydan boya demir ağlarla örmek ve üst geçit formulü geliştirirken, birilerinin ne kadar demir daha satabileceğini ve ne kadar kazanacağını hesaplamak günahtır, ayıptır.
Mesela, kentin merkezinde trafik işlemez hale gelmişken hala çevreyolu olma vasfını bile yitirmiş bir yolda üst geçitler inşa ederek gösteriş yatırımları yapmak lükstür.
Her hafta sonu, yandaşlığı tescilli adamları getirip nutuk attırarak, pratik hayat için kullanılması gereken kaynakları bu adamların emrine sunmak günahtır.
Şehrin her tepesine konukevleri inşa etmek ve bunların tamanını bir avuç yöneten azınlığın hizmetine sunmak, buralarda Lale Devrini aratmayacak etkinlikler sergilemek şeytanidir.
Ama malesef bu gün yaşadığımız kentte bunların bitamamı yapılıyor.
Bırakın onu, belediye başkan adayları belirlenirken bile 'Yilli ve Milli' olması dışında hiç bir vasıf aranmıyor. Tabii bir de ilahlara olan yakınlık ilkesine azami dikkat ediliyor.
Kayseri ve Civarı Elektrik Şirketi her yıl yeni bir şirket doğuruyor.
Acaba bu ne işe yaradığı belli olmayan şirketlerde çalışanların, bu şirketlerin sorgulanmaması için verilen ilanların bedeli nereden çıkıyor, faturalara nasıl yansıtılıyor.
Özürlü ya da 65 yaş sınırına gelmiş birinin ücretsiz otobüs hizmeti için yaptığı başvuruda 'git partiye üye ol, sonra gel' denmesi kadar haksız bir uygulama olabilir mi..
Hani belediye başkanları seçimin ertesi rozetlerini çıkarıp hizmet edecekti.
Belediyeler yaptıkları her hizmetin karşılığında para kazanmak için kurulmuş şirketler ve holdingler değildir.
Yeri ve zamanı geldiğinde, toplum yararına olan bazı uygulamalarda zararı bile göze almalıdır.
Bütün bunları neden mi hatırlattım.
Dün sabahtan itibaren, Kayseri'deki toplu taşım hizmetlerine yüzde 30'u aşan oranlarda zam yapıldı.
Zam ile ilgili açıklamayı okusanız gülmekten kırılırsınız.
Tıpkı TRT'nin 'Ekmek fiyatlarına zam yapılmadı, sadece fiyatları arttı" diye verdiği haber gibisinden.
Mesela kaç liradan kaç liraya çıkarıldığı yazılmıyor.
Bilmen ne kartı kullananların 35 gün zamdan etkilenmeyeceği ön plana çıkarılıyor.
Yani açıklama baştan sona, tek kelimeyle Şark Kurnazlığı içeriyor.
Peki ne olur bu kadar yüklü zamdan sonra toplum tepki gösterir mi derseniz;
Hiç bir şey olmaz.
Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde etin kilo fiyatı 15-20 lira arasındayken bu millet 50 liraya ses çıkarmıyorsa..
Önüne gelen elektrik faturasında 'Yaktığın enerji yüz lira, ödeyeceğin ücret 200 lira' yazmasına rağmen, "Be mübarek soyguncu musunuz?' diye sormuyorsa.
Domatesi geçen yıla oranla 2 misli, poktakalı 3 misli fiyata alırken, sadece iç geçiriyorsa..
Bu milletin bu zamlara da tepkisini beklemek hayalcilik olur.
Zira o kadar kanıksadık ki, kamu eliyle kazık yemeyi..
Cebimize giren her eli hararetle sıkıyor ve sessizce kabulleniyoruz..