ALIŞTIK MI NE..
Ahmet ZORLU
Pazar günü yaşanan vahşetten sonra icraatın başındaki iki isimden gelen açıklamalar tek kelimeyle beni dehşete düşürdü.
Sayın Cumhurbaşkanı, 'Ödenen bu bedeller boşa gitmeyecek' derken Sayın Başbakan da, 'Her türlü çılgınlığı yapabilirler, canımız da acıyabilir' sözleri ile gelecek günlerde yaşanması olası ölümleri haber veriyordu sanki..
İcraatçı görevlere getirilen insanların, bazı şeyleri yüzlerine gözlerine bulaştırmaları durumunda, insanlık 'özür' mekanizmasını üretti, özür dilersiniz millette durumunuzu değerlendirir.
Bunu niye yazıyorum.
Bu güne kadar AKP hükümetinin uygulamaya koyup da çark etmediği temel bir mesele biliyor musunuz?
Bakın şöyle bir sırayla, çark edilen mevzuları ve çark edilen mevzuların bu milletin başına açtığı dertleri bir kez daha hatırlayalım:
AKP binasının inşa edildiği 3 ana temel söylem vardı..
Yoksullukla Mücadele; Devletin resmi makamlarının istatistiki verilerinden aktarıyorum. Türkiye'de yaşayan nüfusun net yüzde 32'si yardımlarla ayakta duruyor. Genç nüfusun yüzde 25'i, genel nüfusun yüzde 12'si işsiz ve iş aramaktan umudunu kesti. Üniversitelerde dirsek çürütmüş ve kamuda iş sahibi olmak için yıllarca hazırlanmış adaylar yerine, 'Hamili kart yakinimdir' sistemi hayata geçirilerek mülakatla yandaşlar ve yoldaşlar işe alınır hale geldi. Mülakata giren insanlara sorulan sorular ise, yaşadığımız yüzyılın ayıbı olarak tarihe geçecek cinsten.
Yolsuzlukla mücadele; Ak Parti iktidarları sürecinde Devlet İhale Kanunu tam 102 kez değişişliğe uğradı. Kamu kurumlarının yolsuzluğa uygun olanları Sayıştay Denetiminden çıkarıldı. Her bütçe döneminde meclis gündemine gelen yüzlerce Sayıştay raporu görüşülmüyor bile. 'Çalıyorlar ama çalışıyorlar' felsefesini bu millete benimsettiler. Vatanı, ülkesi ve geleceği için dirsek çürüten namuslu, dürüst bürokratlar, 'istenmeyen adam' ilan edildi. Cumhuriyetin devlet düzeni tarumar edildi.
Yasaklarla Mücadele; Ohal devleti olduk. Detayını anlatmaya gerek var mı..
Analar ağlamayacak politikası; Eskiden annelerimiz birer birer ağlıyordu, şimdi onar onar, yüzer yüzer ağlamaya başladı. Bakınız dünün gazetelerine. 17 Şehit var, ama bir çok gazetede haber 3 sütunla geçiştirildi. Analar ağlamayacak sözünün yerine, ödenen bu bedeller boşa gitmeyecek sözü geçerli hale geldi..
Tarikat ve Camaatlere yönelik "Ne istediniz de vermedik" politikası, Mc Carty döneminde ABD'de yaşanan insan avının da ilerisine taşındı. Nüfusun neredeyse yüzde 15'ini etkileyecek bir gözaltı, sorgu ve tutuklama furyası yaşıyoruz. Ama hala ders alınmamış olmalı ki, Pensilvanya'nın yerine Menzilvanya imparatorluğu kurmaya yönelik çalışmalar yürütülüyor.. Hükümet, tarikatların yapısında düzenleme yapmak için yasa taslağı hazırlıyor, dernek statüsü verilecekmiş tarikatlarımıza!.. Yani Cübbeli Ahmet Hoca, Sivil Toplum Kurulu Lideri olarak saygı ve hürmek görecek bundan sonra. Ya da Demokratik kitle Örgütü Lideri olarak.
Dünyanın her yerindeki gelişmeye burnunu sokan bir dış politikanın Türkiye'yi getirdiği hazin son. Bu hafta içinde Türkiye'de yapılacak 'Enerji' toplantısına İran ve Irak katılmıyor. Suriye zaten gündemde yok. Almanya, İngiltere, ABD gibi ülkelerde artık yöneticiler değil, sokaktaki insan bile Türkiye'deki yönetenler ile matrak geçiyor. Şam'daki Emevi Camii'nde namaz kılacağız diyenler, hemen yanıbaşımızda bulunan ve Türkiye'ye terörist ihraç eden Kandil söz konusu olduğunda, dağları kayaları bombalayarak milletin gazını almakla yetiniyorlar. Zira Kandil'e kapsamlı bir askeri harekat, Barzani kardeş!'in, ABD'li ağabeyin üzülmesine yol açabilir.
Turgut Özal döneminden bu yana, konu Ortadoğu olduğunda bize Musul'u yem olarak kapanın içine koyarlar. Biz de 'Bir koyup bin alacağız' hesabı ile dalıyoruz meydana. Ama bir de bakmışsın, kapandaki Musul yok olmuş. Şimdi yine emperyalizm bizi Ortadoğu'da Musul masalı ile oyalamakta. Allah sonu belirsiz maceraya attığımız Türk Silahlı Kuvvetlerimize güç, kuvvet versin.
Yukarda özetlemeye çalıştıklarım, ilk akla gelen uygulamalarda hükümetin ve iktidar partisinin çizdiği zikzaklar.
Üzücü ve düşündürücü olan da, çizilen her zikzak bu millete ağır bir fatura olarak dönüyor. Medyanın algı gücü ile deve pire, pire de deve olarak takdim ediliyor.
Ancak herkesin şu gerçeği görmesi ve bilmesi gerekiyor.
Artık bu böyle gitmez..
Türkiye, terörle mücadele konseptinden başlamak, dış politika ve ekonomik uygulamalardan devam etmek kaydıyla yaptığı yanlışın özeleştirisini vererek, 'Ne yapmalı?' sorusuna yeniden cevap aramak durumundadır.
Bunun da yolu çok net ve açıktır.
Bir, dış politika konusunda Cumhuriyetin fabrika ayarlarına dönülmeli, Lozan Ruhu yeniden hakim kılınmalı, Milli Dış Politika kopsepti hayata geçirilmelidir.
İki, terörle mücadelede eksik unsur istihbarattır. Bu eksiklik giderilmeli, terör ağaları kandilde ise kandilde, İsrail'de ise İsrail'de inlerinde vurulmalı yok edilmelidir.
Ekonomide, üretime dönük politikalar hayata geçirilmeli, mirasyedi evlat tarzı arsa satarak ülke idare etmenin sonunun olmadığı gerçeği herkes tarafından görülmelidir.
Şeffaf, hesap verebilir bir kamu yapılanması acilen oluşturulmalıdır.
Tek amaçları, Atatürk ve kurduğu Cumhuriyeti ortadan kaldırmak olan gerici, irticai yapılarla el ele, kol kola ülkenin düze çıkmayacağı gerçeği yönetenlerce görülmelidir.
Eğitim sistemimiz, bilimsel eğitimin ön plana çıkarıldığı bir noktaya getirilmelidir.
Aksi takdirde, Ortadoğu toplumu olma yolunda çabaların esiri haline gelecek, çağdaş dünya ile tüm ilişkilerimizi koparmak zorunda kalacak, 'dini etiketli' terör yapılarının ülkeyi kan gölüne çevirmesini, bundan sonra da çaresizlik içinde seyretmeyi sürdüreceğiz.