ADAM OLMAK- ADAY OLMAK..
Ahmet ZORLU
Aday olmak çok kolaydır.
Asıl zor olan, 'adam' olmaktır..
Önce adam olmalısın ki, aday olduğunda hiç kimse yadırgamasın.
Adam olmanın da kuralları vardır.
Bir; Ülke ve millet menfaatini her türlü menfaatin üzerinde tutacaksın.
İki; Akrabayı talukata değil, millete, topluma, halka hizmet edeceksin.
Üç; Siyasi gücünü kullanıp yedi sülaleni iş sahibi yaparken, milletin çocukları aç ve işsiz geziyorsa, bilesin ki bu milletin gözünde sadece adaysın, adam değilsin.
Dört; İnandığın ve savunduğun ilkelerden, koltuk uğruna rücu etmeyeceksin.
Köşeli olacaksın.
Yuvarlanmayacaksın.
Toplumun derdini dert bilecek, onların hüznüyle hüzünlenecek, onların derdiyle dertlenebileceksin.
Defalarca sınava girdiği halde bir iş bulamayan gencin annesine “Sınava girecek kazanacak” diye efelenirken, kardeşine, yakınına haram lokma yedirmeyeceksin.
Yani hiç gitmediği, ter dökmediği yerden maaş almasını sağlamayacaksın.
Üstlendiğin vekalet bitene kadar, özeline çok dikkat edeceksin.
Nüfuzunu kullanıp kamu kuruluşlarında iş bağlamayacak, kamu kuruluşlarını hizmet ettiğin toplumun işleri için ziyaret edeceksin.
Bunlardan da önemlisi, inandığın, uğruna yıllar verdiğin ideallerinden, hedefinden, ülkünden vazgeçmeyeceksin.
Sağcı isen, ülkenin muhafazakar yapısının korunmasına hizmet edecek, solcu isen sosyal demokrat ilkelerin gelişmesine katkı koyacaksın.
Dün söylediğinin bu gün tam tersini söylemeyecek ve savunmayacaksın.
Dün şehit edebiyatı, ülke elden gidiyor edebiyatı yaparken bu gün, “Kürt gerçeğini kabul ediyorum” dediğin takdirde, ya da dün Pensilvanya Turizmin idarecisi iken bu gün Pensilvanya sözünü duyduğunda tüylerin diken diken olmayacak.
Samimi şekilde hatanı kabullenecek, özeleştirini vereceksin.
Aksi halde gider adamlık, kalır adaylık.
Velhasıl ok gibi dosdoğru olacaksın.
Önce ülkenin menfaatleri, sonra milletin menfaatleri gelmeli eğer gerçekten adamsan.
Ülken üzerine olmadık senaryolar yazılırken, senaryonun sahnelenmesinde yönetmenlik teklif edildiğinde çıkaracağın “HAYIR” sesini yedi düvel duyacak.
O zaman millet önünde düğme ilikler.
Eğer tarife uygun olmazsan, dayatmayla seçilmiş olsan bile alnına “satılmış” damgasını vururlar ve ömür billah silemezsin.
Kısacası dün ne dediysen, bu gün de onu diyebilmelisin.
Gerektiğinde, ülkenin menfaatleri için kendi menfaatlerini gözardı etmeli, inandığın gerçeklerin ters yüz edilmesine sessiz kalmamalı, engelleyemiyorsan bile tereddüt etmeden görevi bırakabilmelisin.
Şimdi bu yazıyı kimin için yazdığım konusunda onlarca değerlendirme ve yorum yapılacak.
Birileri bu yazı dikkate alınarak parmakla gösterilecek.
Ama bilinmelidir ki bu yazının kahramanı yoktur.
Bu yazı genele yazılmıştır.
Tarife uygun Zübük tipler varsa, onun da sorumlusu ben değilim.
Ben yazımı düzelteceğime bu zübükler kendilerini düzeltsin.
DÜN DEDİK, DİNLEMEDİNİZ. . .
(Aşağıdaki yazı 2 Haziran, 2011 tarihinde kaleme alınmıştır. Gazetecilik, devlet adamlığı ileriyi görmekten geçer. FETÖ yapılanmasının ipuçlarını içermiyor mu?)
Halkın siyasal yönetime duymaya başladığı güvensizlik zaman içerisinde devlet olgusu içerisinde bulunan tüm alanlara yönelik güvensizliğe dönüşür ki, bunun sonu kaosla biter.
Siyaset kurumuna yönelik güvensizliğin giderek yükseldiği günümüzde bundan konumu itibarıyla en çok zarar gören siyasal iktidardır. Siyasal iktidara olan güvenin yitirilmesinin rağmen siyaset kurumuna duyulan güveni zedelemeyeceğini söyleyebilmek mümkün değildir. Bir bakıma siyasal iktidarlar Türkiye'deki siyasal ortamı da temsil ederler. Bu temsiliyet sonucunda siyaset kurumu güçlenir ya da zayıflar. Eğer güçlenirse halkın siyasete katılımı ve desteği artar. Yaşamın her alanında demokratikleşme sağlanır. Bu da bireylerin sosyal ve ekonomik yönden gereksinimlerine ve gelişimlerine katkı sunar. Bireylerin güçlü olduğu ülkemler de güçlü olur. Demokrasiyi içine sindiren, kendine güvenen özgür bireylerden oluşan güçlü bir ülke ise uluslararası platformlarda haklarını savunabilecek şekilde ciddiye alınır. Eğer siyaset kurumuna duyulan güvenin yitirildiği bir ülke iseniz, o zaman bugün kısmen yapıla geldiği gibi sorgulanır, suçlanır ve dışlanırsınız. Öyleyse güçlü bir ülke olmanın yolu demokratik kurallar içinde var olan ve halkın güveneceği siyasal bir iktidardan geçer. Siyaset ya da siyasal iktidarlar ise gücünü halktan alır. Halk güvendiği yani kendinden olan, korkmadan, çekinmeden ve kuşku duymadan inandığı ve bağlandığı anlayışa destek verir. Demokrasilerde, özgür bireylerin var olduğu yerlerde bu böyledir.
En son Yüksek Öğrenime Giriş Sınavına ilişkin kamuoyunun gözleri önünde yapılan şifre yolsuzluğu ve ardından gelen yığınla hataya ilaveten "ismi geçen kişiyi iyi bir yere yerleştirin…" tarzında direktifler içeren elektronik mektuplarla ortaya çıkan alçakça bir düzen, yaşanan güvensizliği derinleştirmiştir. Ve hala sorumluların başta ÖSYM başkanı olmak üzere istifa niyeti görünmemektedir.
Hâlbuki yaşanan sarsıntıyı ve güvensizlik ortamını gidermenin yolu sorumluların istifasıyla başlar. Başbakanın, Cumhurbaşkanının bu konudaki üstü kapalı da olsa mesajları kar etmiyor. ÖSYM başkanı koltuğunda oturmaya devam ediyor. Güvensizlik derinleşiyor… Koltuğundan kalkması gerekenlerin çok olduğu bir ülkede ÖSYM başkanına çok da haksızlık yapmayalım.
Çünkü ona gelene kadar sırada daha çok kişi var.