ADAM OLACAKSIN YANİ..
Ahmet ZORLU
Ben anlamam arkadaş..
İcazetle hiç bir göreve gelmeyeceksin.
Referansın Türkiye Cumhuriyeti olacak.
Hiç bir şeyhe, şıha, kendini şeyh halifesi ilan edene biat etmeyeceksin.
Belediye Başkanı isen yönettiğin belediyenin başarısına, oda başkanı ise yönettiğin odanın üyelerine hizmete, kurum yöneticisi isen başında bulunduğun kurumun büyümesi ve gelişmesine, gazeteci isen mesleğinin evrensel ilkeleri içerisinde hizmete kendini adayacaksın.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını yok etmeyi amaçlayanlara karşı dikkatli olacak, Cumhuriyet ve Demokrasinin güvencesi olan Atatürk İlkelerini yok etmeye, Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini dinamitlemeye niyetli olduğu açık oluşumlardan uzak duracak, onlara destek olmayacaksın.
Demokrat olacaksın.
Türkiye'yi bu haliyle çok seveceksin.
Toplumun içindeki azınlıkları hedef yapmak yerine, bir zenginlik olarak kabul edecek, Kurtuluş Savaşı Ruhunun yeniden filizlenmesi için çaba sergileyeceksin.
Başka ülkelerle ilişkilerde kardeş, dost, düşman gibi kavramlar yerine ülkenin menfaatlerini ön planda tutacaksın.
Ülkende barış ve huzur, dünyada barış için olacak tüm çaban.
Siyasal ve sosyal kaderini, elin gavuruna emanet etmeyeceksin.
Dünyanın neresinde bir çocuk kanı dökülüyorsa, kararlı şekilde duracaksın karşısına.
Ülkende barış ve huzur denilince akla sen geleceksin.
Hepsinden önemlisi, işinde, günlük yaşantında, sosyal hayatında Ahlak kavramını her değerin üzerinde tutacaksın.
Okuyacak, araştıracaksın.
Sana dayatılan, sana empoze edilmek istenen her konuyu fikir terazinde tartmadan üzerine balıklama atlamayacaksın.
Dini incanının gereklerini tam olarak yerine getirmen durumunda, iki dünyanı birden kurtardığına inanacak, cennete gitmek için, senden farklı tek yönü sakalı ya da cübbesi olanlara kılıklarına hürmeten itimat etmeyeceksin.
Ülkende çıkarılmak istenen yangına benzin yerine su taşımış olmanın manevi huzurunu tadacak ve yaşayacaksın.
Ülkenin herhangi bir noktasında yaşanan acıyı kendi acın, herhangi bir noktasında yaşanan güzelliği de kendi mutluluğun bileceksin.
Bir ülkenin, ekonomisinin demokrasisi ile paralel büyüyüp gelişebileceğini bileceksin.
Kültüre, sanata olanca gücünle zaman ayıracak, sanata ve sanatçıya saygı göstereceksin.
Uydurulan dinin bir sömürü aracı, indirilen dinin insanlığın kurtuluşu olduğunu bilecek, gün 24 saat uydurulan din pazarlayanlara sadece gülüp geçeceksin.
Cehaletin toplumu yok edecek en büyük tehlike olduğu gerçeğini hiç bir zaman aklından çıkarmayacaksın.
O zaman, böylesi nazik dönemlerde yüzüne maske takıp, meydanda bayrak, meydanda dürüm, meydanda su dağıtmak ve 'Valla ben paralelci değilim' türküsü söylemek zorunda kalmazsın.
Yani hangi mevkide, hangi makamda olursan ol, adam gibi adam olacaksın.
Seni ve ülkeyi yöneten, ya da yönetenler çıkıp meydanlarda, “Bir gün benim ilkelerim, benim söylediklerimin bilime aykırı olduğunu görürsen, beni değil, bilimi, teknolojiyi takip etmekte tereddüt etme” diyecek kadar kendine ve ilkelerine güvenen insanlar olacak.
Güzel ülkem, yukarıda sıralamaya çalıştığım kurallar manzumesini hiçe sayan, bir yapı tarafından bilinmeze doğru sürükleniyor maalesef.
Kentimden ve kentim için kafa yoran Zeki Karahüseyin, yılın ilk altı ayı ve geride bıraktığımız yılın ilk altı ayını kıyaslayan bir ekonomik veri açıkladı daha iki gün önce.
Diyor ki;
Kayseri 2018 yılı ilk 6 ayında 2017 yılı ilk 6 ayına göre, protestolu senet miktarında % 51,54 artış yaşandı ve 154 milyon 056 bin TL’ye yükseldi. Bu artış ile bütün zamanların rekoru anlamına gelmektedir..”
Yani demek istiyor ki, ekonomide işler iyi gitmiyor.
Türkiye iyi yolda, iyi yerde değil.
Siyasette işler iyi gitmiyor.
Ticarette işler iyi gitmiyor.
Kültür de, sanatta, eğitimde, sağlıkta, dış politikada işler iyi gitmiyor.
O halde yol yakınken, o halde daha her şey bitmemişken, yönetenlerden başlamak üzere, hep birlikte şapkalarımızı önümüze koymalı, Türkiye’ye yaşanan olumsuzlar konusunda hep birlikte koro halinde ‘ama’ ya da ‘fakat’ demeli, diyebilmeliyiz.
Bilinçli yurttaşlık bunu gerektirir.