Ahmet Çınar

ÜLKEMDE HER ŞEY AN MESELESİ..

Ahmet Çınar

Gerekçe, geçen sene Hatay ve Adana'da MİT'e ait yardım TIR'larının durdurulmasıyla ilgili, gerçeğe aykırı bazı görüntü ve bilgiye yer verdiği gerekçesiyle haber yapmak.

 
Hukukun üstünlüğüne inancımız tamdır.Ancak o tarihlerde Sayın Cumhurbaşkanımız R.Tayyip Erdoğan'ın bir soru üzerine;
''Bu haberi özel haber olarak yapan kişi öyle zannediyorum ki bunun bedelini ağır ödeyecek.Öyle bırakmam onu''demişti.
Ve dediği gibi de oldu ve Can Dündar ve Erdem Gül Cezaevini boyladılar.Geçmiş olsun diy
 
 
Oysa Bu gün Başbakan yardımcısı olan Tuğrul Türkeş de aynı konuda Can Dündar'ın söylediklerini üstüne basa basa tekrarlamıştı.
İkisi de aynı şeyi söyleyenlerden Can Dündar ceza evinde, Tuğrul Türkeş ise Başbakan yardımcılığı koltuğunda.
Hakim:''Can, TIR' larda silah vardı, Türkmenlere gidiyordu demişsin?''
''Evet hakim bey, bana inanmıyorsanız Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş'e sorun'' demiş.
Karmaşık olmayan bir denklem nasıl karmaşık hale geliyor hukuk düzenimiz gözünde.
 
Hukukun üstünlüğünü kabul ettiğimiz gibi, hukuksal yanlışlıkları da özgür bir şekilde tartışmak zorundayız.
Duruma göre karar veren bir hukuk olur mu?
Ülke Türkiye olunca.. Düşünmek gerekiyor.
 
Kimi ülkelerde yönetimler değişik  baskıların yanında, gazetelerin ve görsel medyanın susturulması için değişik yöntemler uygularlar.
Halkı bilgilendirmek ve uyandırmak için gayret gösteren, türlü yolsuzluk ve aksaklıkları ortaya çıkarıp bunlarla mücadele edenleri etkisizleştirmek için örtülü caydırma biçimleri oluştururlar.
Döneminde yazdığı yazılarda, bu tip girişimleri umursamayan Namık Kemal:
''Hakkımı dilenci çanağı, kalemimi dilenci değneği yapmayacağım. Aç kalsam bile besleme, ısmarlama gazeteciliği benimsemeyeceğim'' der.
 
Tarafsız basın tarafından, Savcıların faaliyete geçmesini gerektiren haberler çıkıyor, savcılardan herhangi bir ses çıkmıyor. 
Sayın Cumhurbaşkanının hedef gösterip, ''Savcılar gereğini yaparlar herhalde'' dediği olayların üzerine tam gaz gidiliyor.
 
Osmanlı döneminden beri Basın ve siyasi erk arasında devamlı çekişme yaşanmıştır.
1831 yılında yayımlanan Takvim-i Vekayi Gazetesi Türkiye'nin ilk gazetesidir.
Padişah 2.Mahmut'un buyruğu ile hayata geçen gazeteden padişahın beklentisi şöyledir:
''Bu gazete, kutsal şeriate  ve devlet düzenine dokunmama şartıyla, benim iktidarıma çok yardımcı olacaktır.''
 
1861 yılında Agah efendi Tercüman-ı Ahval gazetesini çıkartır.
Tercüman-ı Ahval'de, imparatorluğun durumunun kötülüğünü anlatan ve yöneticileri eleştiren yazılar yayımlanır.Ziya Bey'in eğitim konusundaki bir yazısı, gazetenin kapatılmasına neden olur.
Bu gazetenin kapatılması, rakibi olan ve padişah yanlısı yazıları ile iktidardakilere destek veren Ceride-i Havadis'in ekmeğine yağ sürer.Kazancı artar.
 
Bugünkü basın camiasına bir göz atalım isterseniz, Hem de herhangi bir yoruma girmeden.
Yandaş medya..Muhalif medya.
Hem yazılı, hem de görsel medya.. Zıt iki kutup.
Birisi ak diyor, diğeri; Yok kara diyor.
Nedenler belli..Yandaş medyanınki çıkar meselesi. Muhalif medyanınki ona karşı olma durumu.
Muhalif olan görsel medyaya kayyum atanmasını nereye koymamız gerekiyor..Bilemiyorum.
Olay; ''Gözüyün üstünde kaşın var'' olayı gibi sanki!
 
İsterseniz biraz da 'İğneyi' kendimize batıralım.
Biz çok mu 'Ak' ız medya mensupları olarak? İyilerin hakkını teslim ediyor, onları ayrı tutuyorum tabii ki!
 
-Kriz yüzünden işten çıkartılan iki gazeteci yurt dışına çıkmışlar.
Bir süre yiyip, içip eğlenmişler..Doğal olarak paraları çabucak tükenmiş.
İş aramışlar ve bir çiftlikte hayvan pisliklerini ahırdan kürekle kazıyıp çöp römorkuna atma işi bulmuşlar.
Bir süre çalışmışlar, başarılı olmuşlar.Çiftlik kahyası da onları sevmiş ve hallerine acıyarak:
''Size daha kolay bir iş vereceğim'' diyerek yumurta paketleme işinde görevlendirmiş.
''Bunların iyileri ile irilerini bu taraftaki kutulara, küçük ve kötülerini şu taraftaki kutulara koyacaksınız'' demiş.
Fakat bizimkiler çok yavaş çıkmışlar:
''Bu iyidir, degildir, küçüktür, büyüktür'' tartışmaları ile işleri aksatmışlar.
Onları gözleyen kahya yanlarına gelmiş.
''Siz Türkiye'de ne iş yapıyordunuz'' diye sormuş.
Bizimkiler ''Gazetecilik yapıyorduk'' demişler.
Kahya: ''Belli, belli, sizin Türk aydını olduğunuz belli'' demiş
''Çok iyi b.k atıyorsunuz ama iyi ve kötüyü ayırt etmeyi bir türlü beceremiyorsunuz''
 
Yok aslında birbirimizden farkımız.Değil mi ki hepimiz bu ülkenin fertleriyiz! 
Öyle gözüküyor ki, her şeyi anlık yaşamaya alışacağız.

Yazarın Diğer Yazıları