HAVA KİRLİLİĞİ VE DOĞA BİLİNCİ...
Ahmet Çınar
WHO’nun verileri incelendiğinde, bazı illerimizde hava kirliliğinin 100 birimin bile üzerine çıkarak 135-140’ lara dayandığı görülüyor.
Bu da, bu konuda, acil tedbirlerinin hayata geçirilmesinin aciliyetini ortaya koyuyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı açıklamada, 44 ilimizinde ciddi hava kirliliği yaşanıyor.
Bu illerden birisi de yaşadığımız kent Kayseri.
Normalde, 20 birim olması gereken hava kirliliği, şehrimizde 53 olarak tesbit edilmiş durumda.
En kirli ilimiz 135 değerle Iğdır olurken, en temiz ilimiz de 31’le Tokat.
Sağlıklı nesiller yetiştirme çabasında olan Türkiye’nin bu konudaki gayreti demek ki yeterli değil.
Alınması gereken tedbirler üzerinde durulmadığını görüyoruz.
Kullanılan kalitesiz yakıtlar, (Kömürler ve toplu taşım araçlarının kullandığı yakıtlar.)
Egzoz gazları,
Soba ve kaloriferlerin uygun şekilde yakılmaması,
Olumsuz hava koşulları,
Yüksek katlı binaların hava akımını kesecek şekilde imar edilmesi,
Kentlerin coğrafi konumu, hava kirliliğinde başlıca nedenler olarak öne çıkmaktadır.
Kentlerin coğrafi konumuna Kayseri, en iyi örnektir.
Yaşadığımız kent, etrafı tepelerden oluşan bir çanak biçimindedir.
Böyle olunca da kirli hava çukura çökmektedir.
Devlet eliyle yapılan kalitesiz kömür dağıtımı ve toplu taşıma araçlarının kullandıkları sıradan yakıtların denetimi iyi yapılmış olsa sorunun büyük bir bölümü halledilmiş olur. Ne yazık ki böyle bir çalışmayı görmüyoruz. Yeşil motor diye yutturulan araçların egzozundan çıkan karbon monoksit gazı adeta “Havayı ben kirletiyorum’’ diye bağırıyor.
Bunu da gören olmuyor.
Oysa ki; Acil alarm durumu söz konusu.
İnsan sağlığı tehlikedeymiş, tedbir alınması gerekliymiş, kimsenin umurunda değil.
Sanki üzerimize ölü toprağı serpilmiş. Bir sessizliktir gidiyor.
Topluca ölüme.. Bir, iki durumu..
Hava kirliliğinin yanında doğa bilincimizi de kaybettik.
Kayseri, bir zamanlar en temiz iller arasında gösteriliyordu.
Yerlerde sigara izmaritlerinden, kağıt parçalarından, olmadık yerlerde çöp yığınlarından geçilmez oldu.
Türkiye genelinde yeşil alanların rant için kullanılması,
Ağaç katliamları, olur olmaz yerlerin imara açılması, meteorik olarak iklimleri değiştirirken, gelecek nesillerin yaşamlarını da negatif yönde ipotek altına almış olmuyor muyuz?
Oysa doğaya sahip çıkıp, dengesini bozmamak lazım.
Temel gibi anlarsak işler sarpa çalar!
Temel ormanda ağaç kesiyormuş.
O sırada çevreciler de ormanda yürüyüşe çıkmışlar.
Temel’in ağaç kestiğini görünce; Onu bir güzel pataklamışlar.
Temel, üstü başı perişan bir vaziyette köye dönerken, arkadaşı Dursun’a rastlamış.
Dursun:
Ula Temel, bu ne hal böyle diye sormuş.
Temel de anlatmış:
Ormanda ağaç keseydum, birden kalabalık bir grup üzerime çullandı.
Doğan’ın yengesini bozmuşum diye dövdüler beni.
Halbuki ben, ne Doğan’ı taniyrum, ne de Yengesini!