Prof. Dr. Derviş Boztosun: 'Ekonomiyi soğutmak başka, üretimi boğmak başka'

Kayserili Finans Profesörü Derviş Boztosun, uygulanan ekonomi politikalarının reel sektör üzerinde yarattığı tahribata dikkat çekerek yetkililere uyardı: 'Enflasyonu düşürürken üretimi kaybederseniz, bugünün kazanımını yarının büyük kaybına dönüştürürsünüz.'

Reel sektörün ve piyasaların içinde bulunduğu darboğaza ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kayserili Finans Profesörü Dr. Derviş Boztosun, tekstilden otomotive, inşaattan perakendeye kadar hemen her sektörün aynı anda ciddi bir kriz yaşadığını vurguladı. Yüksek faiz ve finansmana erişim engellerinin nakit akışını ve ödeme zincirini bozduğunu belirten Boztosun, ekonomi yönetimini zamanında ve etkili müdahalede bulunmaya çağırdı.

'Hemen her sektör aynı anda sıkıntıda'

Piyasadaki tıkanıklığın münferit değil, uygulanan politikaların doğrudan bir sonucu olduğuna işaret eden Prof. Dr. Boztosun, tabloyu şu sözlerle özetledi: "Tekstil sıkıntıda. Otomotiv sıkıntıda. İnşaat sıkıntıda. Gıdada yavaşlama hızlandı. Perakendeci sıkıntıda. Toptancı sıkıntıda. Borsa kan kaybediyor.

Üreten zorlanıyor, satan satamıyor, tahsilat yapan parasını alamıyor. Sanayici finansman arıyor, esnaf ayakta kalmaya çalışıyor, yatırımcı güvenini kaybediyor. Peki, bütün bunlar bilinçli olarak yapılmıyorsa çözüm neden hâlâ gelmiyor?

Bir ekonomide hemen her sektör aynı anda zorlanıyorsa sorun yalnızca piyasalarda değil, uygulanan politikaların sonuçlarında da aranmalıdır.

Elbette enflasyonla mücadele şart. Ancak ekonomiyi soğutmak uğruna üretimin, ticaretin ve istihdamın nefessiz kalması kabul edilebilir mi?

Yüksek faiz, pahalı kredi ve finansmana erişimdeki güçlükler işletmelerin hareket alanını daraltıyor. Talep yavaşlıyor, satışlar düşüyor, tahsilatlar gecikiyor. Tahsilat yapamayan borcunu ödeyemiyor; borcunu tahsil edemeyen başka bir işletme aynı darboğaza sürükleniyor.

Böylece mesele satışların düşmesinden çıkıyor, ekonominin nakit akışının ve ödeme zincirinin bozulmasına dönüşüyor.

Bir şirketin bilançosunda kâr yazması, kasasında ödeme yapacak para bulunduğu anlamına gelmez. Üretim yapmak isteyen işletme işletme sermayesi bulamıyorsa kapasitesini kullanamaz. İhracatçı yüksek maliyetlerle rekabet edemiyorsa pazar kaybeder. Fabrika küçülürse çalışan, tedarikçi ve esnaf da bu faturaya ortak olur.

Peki, çözüm nerede?

Neden üretim yapan işletmelerle verimsiz borçlanan yapılar birbirinden ayrılmıyor? Neden istihdamı ve ihracatı koruyacak hedefli finansman mekanizmaları güçlendirilmiyor? Neden geciken alacaklar, karşılıksız çekler ve konkordato başvuruları ekonomik alarm işaretleri olarak birlikte değerlendirilmiyor?

Elbette bütün sorunların tek nedeni ekonomi politikaları değil. Ancak ekonomi yönetiminin görevi, sorunların büyümesini seyretmek değil, zamanında ve etkili müdahalelerde bulunmaktır.

Ya reel sektördeki hasarın boyutu yeterince görülmüyor ya da görülen hasara karşı çözüm gecikiyor. Her iki ihtimal de ciddi bir sorgulamayı gerektiriyor.

Çünkü başarı yalnızca enflasyonu düşürmekle ölçülmez. Üretim, istihdam, yatırım, tahsilat ve ödeme kapasitesi de ekonomik başarının ayrılmaz parçalarıdır.

Enflasyonu düşürürken üretimi kaybederseniz, bugünün kazanımını yarının kaybına dönüştürebilirsiniz.

Şimdi soruyu açıkça soralım:

Tekstil bitik, otomotiv baskı altında, inşaat zorlanıyor; perakendeci ve toptancı sıkıntıda…

Bütün bunlar bilinçli değilse çözüm neden yok? Bilinçli bir tercihin sonucuyse bunun ekonomik bedelini kim ödeyecek?

Unutulmasın: Fabrikalar yıllarca emekle kurulur, pazarlar mücadeleyle kazanılır, güven kolay oluşmaz.

Ekonomiyi soğutmak başka, ekonomiyi nefessiz bırakmak başkadır. Asıl başarı, enflasyonu düşürürken üretimi ve ekonomik hayatı ayakta tutabilmektir."