Konkordato: Şirket kurtarmak mı borçtan kaçmak mı?

Kayserili Finans Profesörü Derviş Boztosun, 2026 Ağustos ayı itibarıyla tırmanışa geçen konkordato ilanlarının, şirketler için bir iyileşme aracı olmaktan çıkıp borç erteleme ve mal kaçırma operasyonuna dönüştüğü uyarısında bulundu.

Kayserili Finans Profesörü Derviş Boztosun, konkordatonun şirketler için bir kurtarma mekanizması olmaktan çıkıp ekonominin durumunu gösteren temel bir kritere dönüştüğünü belirtti. 

Profesör Derviş Boztosun, sistemin kötü niyetli ellerde borç erteleme ve mal kaçırma operasyonuna dönüştüğünü belirterek, suistimallerin zincirleme batışlara ve piyasadaki ahlaki çürümeye yol açtığı uyarısında bulundu.

Profesör Boztosun açıklamasında, "Konkordato eskiden bir şirketin mali darboğaza girdiğini gösteren istisnai bir hukuki mekanizmaydı. Bugün ise ekonominin nabzını ölçen göstergelerden biri hâline geldi.

Rakamlar da meselenin artık birkaç şirketten ibaret olmadığını gösteriyor. 30 Ağustos 2026 itibarıyla kamuya açık konkordato ve iflas ilanlarından derlenen verilere göre 798 ilan kayda geçmiş durumda. Bunların 749'u konkordato, 14'ü ise iflas ilanı. İlanlar toplamda 701 şirkete ilişkin.

Ama asıl soru şu: Konkordato gerçekten şirketleri kurtarıyor mu, yoksa bazı şirketlere borçlarından kaçmaları için hukuki bir zaman tüneli mi açıyor? Konkordato özünde kötü bir kurum değil. Tam tersine. Geçici olarak nakit sıkıntısına düşmüş, ancak üretim kapasitesi, müşteri portföyü ve ekonomik yaşam kabiliyeti bulunan şirketlere ikinci bir şans vermek için var.

Mantığı basit: Şirket hemen batmasın. Alacaklı da tamamen parasından olmasın. Şirket yeniden ayağa kalksın, üretmeye devam etsin ve borçlarını makul bir plan dahilinde ödesin. Kâğıt üzerinde son derece mantıklı.

Fakat Türkiye’de sorun çoğu zaman kanunlarda değil. Kanunların arkasına saklanmayı öğrenenlerde. Çünkü konkordato mekanizması kötü niyetli ellerde şirket kurtarma aracından çıkıp borç ödemeyi erteleme, takipleri durdurma ve zaman satın alma operasyonuna dönüşebiliyor. Üstelik tablo sadece tek bir ayın tesadüfü değil. Temmuz 2026'da da kamuya açık ilanlarda 311 konkordato ve 26 iflas ilanı yer aldı. Şirketin aslında kurtulma ihtimali kalmamış. Kasa boş. Borç dağ gibi. Ama yine de mahkemenin kapısı çalınıyor.

Neden? Çünkü birkaç ay daha kazanmak gerekiyor. Belki varlıkları başka yerlere aktarmak için. Belki ilişkili şirketleri korumak için. Belki alacaklıların baskısından geçici olarak kurtulmak için. Yani amaç şirketi kurtarmak değil. Ölümü biraz daha ertelemek. Daha vahim olan ise piyasada sıkça konuşulan muvazaalı işlemler. Sahte veya şişirilmiş alacaklar. İlişkili şirketler üzerinden oluşturulan borçlar. Akrabalar ve grup şirketleri aracılığıyla yaratılan yapay alacaklılar.

Amaç belli: Konkordato masasındaki çoğunluğu kontrol etmek. Bir başka kritik alan ise mal kaçırma iddiaları. Konkordato başvurusundan önce şirketin değerli varlıkları başka şirketlere devrediliyor. Nakit başka hesaplara aktarılıyor. Sağlam varlıklar sistemin dışına çıkarılıyor. Sonra geriye ne kalıyor? Borç. Ve o borcun karşısında parasını bekleyen alacaklılar.

İşte burada konkordato bir hukuki kurum olmaktan çıkıp ekonomik bir adaletsizlik üretmeye başlıyor. Çünkü büyük şirket mahkeme korumasına girerken, onun alacaklısı olan küçük işletme korumasız kalıyor. Ana firma “Ben zor durumdayım” diyor. Peki ona mal satan KOBİ? Onun işçisi? Onun bankası? Onun çekleri? Onun vadesi gelen borçları? Kimse onları düşünmüyor. Büyük şirketin kurtuluş planı, küçük şirketin batış planına dönüşebiliyor.

Bir şirket konkordatoya giriyor. Onun tedarikçisi parasını alamıyor. Tedarikçi kendi borcunu ödeyemiyor. Ardından o da finansal sıkıntıya giriyor. Sonra başka bir şirket. Sonra bir başkası.

Bir konkordato dosyası bazen tek bir şirketin bilançosunda kalmıyor. Tedarik zinciri boyunca yayılan ekonomik bir virüse dönüşüyor.

Rakamların içinde de bu zincirin izlerini görmek mümkün. Ağustos 2026'da yayımlanan ilanlarda İstanbul 86, Ankara 29, İzmir 20, Bursa 12 ve Antalya 10 ilanla öne çıktı. Yani sorun belirli bir bölgeye sıkışmış değil; ticaretin yoğun olduğu merkezlerden ülkenin farklı noktalarına yayılıyor.

Ve en büyük hasarı güven görüyor. Piyasa güvenle çalışır. Vadeli satış güven ister. Çek güven ister. Senet güven ister. Ticaretin büyük bölümü, insanların birbirine “Bu borç ödenecek” diye inanması sayesinde döner. Ama konkordato suistimalleri arttıkça herkes birbirinden şüphe etmeye başlar.

Vadeler kısalır. Peşin ödeme talebi artar. Kimse malını vadeli vermek istemez. Tedarikçi fiyatın üzerine risk primi ekler. Nakit döngüsü yavaşlar. Ekonomi biraz daha pahalı, biraz daha güvensiz ve biraz daha kırılgan hâle gelir. Asıl tehlike ise ahlaki çürümedir.

Borcunu zamanında ödeyen şirket ile borcunu hukuki koruma arkasına saklayan şirket arasında rekabet eşitliği bozulursa, sistem yanlış davranışı ödüllendirmeye başlar. Dürüst olmak maliyet. Borcu ertelemek avantaj. Ödeme yapmak saflık. Konkordato ise strateji. İşte o noktada piyasa disiplini çöker.

Bu nedenle mesele konkordatoyu kaldırmak değildir. Mesele konkordatoyu gerçek amacına döndürmektir. Gerçekten kurtarılabilecek şirket kurtarılmalıdır. Ama batışı kesinleşmiş şirketlerin birkaç ay daha zaman kazanması için sistem kullanılmamalıdır. Komiserler gerçekten bağımsız olmalıdır. Mali tablolar makyajlanmadan incelenmelidir. İlişkili şirketlere yapılan varlık transferleri didik didik araştırılmalıdır. Hayali ciro hedefleriyle hazırlanan kurtarma projeleri mahkeme kapısından geçmemelidir. Ve kötü niyet tespit edildiğinde sistem tereddüt etmemelidir.

Çünkü konkordato bir kurtarma halatı olabilir. Ama o halat, borçlunun kaçış ipine dönüşürse aşağıda sadece alacaklılar kalmaz. Bütün piyasa düşer. Unutulmamalı: Bir ekonomide şirketleri ayakta tutan sadece kredi değildir. Sadece faiz değildir. Sadece mahkeme kararları da değildir.

Ekonomiyi ayakta tutan görünmeyen bir sermaye vardır. Güven. Ve güvenin kaybedildiği bir piyasada, en sağlam şirket bile bir gün tahsil edemediği alacağın altında kalabilir. Çünkü bazen bir şirketin konkordatosu, başka bir şirketin iflasının ilk taksididir." ifadelerine yer verdi.