KIRK YIL HATIRA BEDELDİR BİR FİNCAN KAHVE
Selda Avcı
KIRK YIL HATIRA BEDELDİR BİR FİNCAN KAHVE
En fazla anlatılan efsaneye göre, Habeşistan (Etiyopya) orijinli olan kahveyi ilk keşfeden canlılar “keçi”lerdir. Rivayete göre, keçi ve deve sürülerinin çobanları güttükleri hayvanların garip bir ağacın meyvelerini yedikten sonra, daha canlı, hareketli olduklarını görünce, ”bunda bir hikmet var” diyerek durumu dervişleri Şazili’ye bildirmişler. Bu meyvenin suyunu kaynatıp içen Şazili’nin kendisi de aynı canlılığı duymuş ve kahvenin meziyetleri böylece anlaşılmış. Cezayir kaynaklarına göre, kahveyi keşfedenler arasında Şazili’yle birlikte İdris adıda geçiyor. Hatta ilk zamanlarda kahveye “Şazili” adı verilmiştir.Değişik rivayetler var. Kahve, kelime olarak arapça “kahwa” dan geliyor. Vatanı Habeşistan(Etiyopya) olduğuna göre, akla yakın, oradaki kahve yetişen bir bölgenin eski adıKaffa’dan alınmış olmasıdır. Kahve, rayiha yani koku anlamına da gelmektedir. Kısaca kahvenin tarihçesinden bahsederek giriş yaptığımız yazımıza yine güzel bir kahve hikâyesi ve kahve sözleri ile devam edelim.
Kahve kendiliğinden bir dildir.
Vaktiyle İstanbul’da Yemiş İskelesi’nde bir kahveci vardır...
Kahvehanesine bir gün bir Yeniçeri gelir ve şöyle der;-Hey arkadaş!. Hep müşterilerine birer kahve yap, lakin şu kâfire yapma (Köşede oturan Rum gemi kaptanını işaret eder.)
Kahveci herkese kahve yapar verir ve ardından iki kahve alıp Rum’un yanına oturur.“Biz de seninle içelim” der.
Yeniçeri; “Heeyy!... Ben sana o kâfire kahve yapma diye tembih etmedim mi?” diye çıkışınca kahveci “Kaptana yaptığım kahve senden değil, ocaktandır ağa!” cevabını verir.
Aradan zaman geçer. Sisam Adası’nda büyük bir isyan baş gösterir.
O zamanın Üsküdarlı kahvecisi de Yeniçeri ocağında kayıtlı asker olduğu için adaya sevk edilmiş ve esir düşmüştür.Sisam’da asi Rumlar, ele geçirdikleri Türk esirleri bir meydanda müzayede ile satar.
Yemiş İskelesi’nin kahvecisi de esirlerle birlikte o meydanda satışa çıkarılır.İstekliler kaç kişi ise karşılarına dizilip, bekleşirler.
O sırada tepeden tırnağa silahlı bir Rum gelir.İlk, bir paradan başlar. Bir anda beş paraya, on paraya kadar çıkar.Sıra kahveciye gelince o silahlı adam yekten, “Beş kuruş!” diye bağırır. Arttıran olmayınca da esiri alıp muhafız nezareti altında şehirden çıkarır.
Kahveci, “Beni beş kuruşa aldığına göre kim bilir ne gibi işkencelerle öldürecek!?..” diye düşünür.Issız bir yerde o silahlı Rum, “Korkma! Sen beni tanımadın ama ben seni tanıdım.
Hani bir Yeniçeri bana hakaret ettiği zaman sen onu dinlemeyip bana kahve ikram eden Yemiş İskelesi’ndeki kahveci değil misin?” der ve kucaklaşırlar.Bir fincan kahvenin hatırı orada görülür.
Bana göre dünyanın en güzel icatlarından bir tanesi taze kahve kokusudur.
Şayet biriyle karşılıklı içiyorsan kahveyi arkadaş demek, dost demek, paylaşım demek, dertleşmek demek, sevmek demek, gülmek demek, dinlemek demek, hatır demek…Günün her saati her moduna, her ruh haline, her ortamına uyum sağlayabilir bir fincan kahve, bazen bir çikolata ister yanına, bazen de bir lokum. Yalnız içiyorsan kahveni arkadaş demek, dost demek, dert ortağı demek, neşe kaynağı demek, düşünmene yardımcı demek, hayallerine ortak demek, huzur demek, sırdaş demek, sakinlik demek…Yani yalnız içimi de bir keyif, karşılıklı içimi de başka bir keyif…
Bir fincan kahvenin kırk yıI hatırı vardır. Türk Atasözü
Kahve acı asIındaama sevgi sakIı adında acı tatlanır çünkü muhabbet var tadında.Hayat bir fincan kahve gibidir, bazen acı bazen tatIıoIur. Önemli oIan kahvenin tadı değil,onu kiminle içtiğinizdir.Aldanma kahvenin kara rengine benzemez hiç gecenin zifirine bu yüzden mutluluk çöker yüreğine dost, dosta ikram ettiğinde. (Necdet CemaI Ocak) Her türlü gidiyor, her türlü içiliyor… Kahve bazen bir bahanedir belki buluşmalara ama çok da anlamlıdır, boş bahane değildir, bir ağırlığı, bir karizması vardır, boşuna dememişler bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır diye…