Selda Avcı

EN KRAL SAHNEDE OLSAN DA, YİNE PERDE KAPANACAK

Selda Avcı

Zaman zaman kalabalıklardan sıkılır insan ve kendi ile baş başa kalmak ister. Bazen onca kalabalığın içinde yaşar yalnızlığını, herkes vardır, fakat hiç kimse yoktur. Ara ara bir yere böyle oturup saatlerce insanları izlemek hoşuma gider.  İşte geçtiğimiz haftalarda güneşli bir havayı fırsat bilip bende kendim ile baş başa kalmak istedim. Çarşı meydanın da boş birbank bulup oturdum.Başladım dünya telaşı içerisine düşmüş insanların bir yerden bir yere acele aceleyetişme çabalarını izlemeye. Ne kadar boş bir dünyada dolu imiş gibi yaşadığımızı düşündüm, hiç ölmeyecek gibi bu dünya için çalışıyoruz, yaşıyoruz. Günlük yaşantımızda o yemekten, bu yemeğe, o toplantıdan, bu toplantıya koşturup yoğun bir tempo da kimseyi düşünmeden hayatımızı yaşıyoruz, yaşamasına da peki ya yarın ölecek gibi ahireti hiç düşünüyor muyuz? Diye düşündüm. Açıkça söylemek gerekir ise pek de düşündüğümüz söylenemez. Hep bir dünya telaşı, koşuşturma içinde yaşıyoruz, nerede ise artık bir gün, yirmi dört saat bile bize yetemeyecek hale gelmiş durumdayız.

Dünya, bir sahnedir, herkes rolünü oynadıktan sonra çekip gider. Winschooten

Tam bunları düşünüp dalıp gitmiştim ki, ikindi ezanının o hoş sedası dokundu kulağıma, o an içimi bambaşka bir huzur kapladı. Durup önce huzur içinde ezanı dinledim ve sonra düşündüm, Rabbimin bizlere verdiği sayısız nimetlere acaba bir kul olarak yeterince şükür ediyor muyuz?Gözlerimiz ile etraftaki güzellikleri görebiliyoruz, kulağımız ile konuşulanları duyabiliyoruz. Ellerimizi semaya kaldırıp dua edebiliyoruz, ayaklarımız ile gideceğimiz yerlere kimseye muhtaç olmadan, ihtiyaç duymadan gidebiliyoruz. En önemlisi de beden ve akıl sağlığımız yerinde ne kadar çok şükür etmemiz gereken şeyler var dedim.

Nimetleri, Allah’a şükrederek elde tutunuz.  (AbdulhakimArvasi) 

Yaklaşık bir saat kadar bu şekilde derin düşüncelere dalıp oturduğum banktan kalkıp giderken, o an aklıma ölüm geldi, zaten gün içerisinde dünyevi hayata fazla kapılmamak için mutlaka ölümün olduğunu nefsime hatırlatırım. Ölümü düşününce, şuradan giderken, ayağım kaysa düşsem ve oracıkta ölsem buna hazır mıyım diye düşündüm. O an öldüğümü hayal ettim, acaba beni ahiret hayatında neler bekliyordu. Dedikodu yaptım mı? Gıybet ettim mi? Kalp kırdım mı? Ağlattım mı? Kul hakkı yedim mi? Birinin canını yaktım mı? Hayatımın tamamı bir film şeridi gibi gözümün önünden geçip gitti. Evet, hazır değildim ölüme, o an bunu anladım. Oysaki hazır olsak ta, olmasak ta eninde, sonunda ölüm bizi bulacaktı.

O kadar günahı bir tövbeye sığdıran Rabbimiz var elhamdülillah!!!

Efendim sözün özü, bu dünyanın ne kadar geçici hevesler ile dolu olduğunu ve yalancı dünyanın gözümüzü boyayan yalanları ile oyalandığımızı anladım. Dünya bir gündür, o da bugündür.Bu dünyakimseye kalmaz, ölümün genci, yaşlısı, hastası, sağlıklısı da olmaz. Er geç bu ölüm hepimizin kapısını bir gün çalacak.Gelin gelmeyen ev vardır, ölüm gelmeyen ev yoktur. Önemli olan bu dünyadan göç edip gittiğimiz vakit arkamızda, iyi bir insandı, Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun diyen insanlar bırakabilmek. Kırıp dökmek kolaydır, onarmak zordur. İnsanlara kötülük yapan, üzen bir insan olursanız da aman öldü de dünya bir pislikten kurtuldu denilmesi de var. Bu yüzden benden size ufacık bir tavsiye kimsenin dedikodusunu yapmayın, kırmayın, incitmeyin, ah almayın, namusu, şerefi ve duyguları ile oynamayın, aldatmayın, ağlatmayın neden mi? Ağızların tadını kaçıran ‘’ÖLÜM’’ var da ondan… Ya yapılan hataları telafi şansı verilmezse o zaman vay halimize.

Ölüm, her şeyi eşit yapar.

Hayattan önce, ölüme hazırlanmalıyız.

Yazarın Diğer Yazıları