“Yumrukluyorum duvarları
Yumrukluyorum kara gecenin bedenini
Ellerim kan içinde
Nehirler taşmış yanaklarımda
Otuz yedi can, otuz yedi gül
Çatlamış susuzluktan Sivas'ın içinde
Nasıl uyku tutar gözlerimi?
Döne döne semaha duranlar tutuştu önce
Sonra türküler sonra da şiir
Çığlıksız düştü türkülerin yanı başına
Sivas, Sivas!
Yiğitlik midir emanet cana kıymak?
Yiğitlik midir bir tutam ışığı kör bıçakla güneşten koparıp karanlığa kurban etmek?
Söyle hangi kitapta vardır elleri kolları bağlıyı yakmak?
Var mıdır kardelen akında bir avuç inciyi ateşte tutmak looo?
Böyle garip düştüğüme bakmayın böyle mahzun durduğuma
Varsın ateşim suskunlukla beslensin.
Benim de yüreğim gençliğini almış yanıma yürür başı dik.
Senin de dağların var Sivas!
Senin de dağların...
Dağlarında şahanların...”
Savaş Ezgi’nin kaleminden dökülen bu sözcükler nasılda özetlemiş 2 Temmuz 1993’ü…
Ve aradan geçen 21 yıl hala küllendirmezken acıları, acılardan ders almadığımızı da adeta gözümüze batırıyor.
Dilimize pelesenk olsa da,“Yaratılanı severim Yaratandan ötürü” sözü uygulamada, çoğunluk Yaratanı unutup, yaratılana kıymaya devam ediyor.
İnsanlar doğruyu, iyiyi, güzeli, haklıyı savunmayı bir kenara bırakmış, ‘benden olan benden olmayan’ diyerek; yanlışı, kötüyü, çirkini, haksızı savunuyor.
İnsanlığımızı kaybediyoruz…
Hitler Almanya’sında Yahudi;
Acımasız İsrail terörüne karşı Filistinli;
Çin zulmü altında Doğu Türkistanlı;
Agos Gazetesi’nin önünde Ermeni;
Eli kanlı IŞİD karşısında Türkmen;
Sivas’ta Alevi;
Olamıyoruz…
Birilerinin anladığı gibi bu insanın benliğini yitirmesi değil, empati yapmasını gerektirir.
Unutmayın, her koşulda bizden olanının değil; mazlumun, haklının yanında olduğumuz gün dünya daha yaşanır hale gelecektir.
Ve 21. yılında Sivas’taki vahşeti kınamak, katilleri lanetlemek için Alevi olmaya gerek yok.
Bir Sivaslı olarak, bir daha yaşanmaması dileğiyle; Sivas’ı böyle bir olayla tarihe geçirenleri lanetlerken, ölenlere Tanrı’dan rahmet diliyorum…