Nejdet KALA

VİCDAN SAHİBİ AK PARTİLİLER

Nejdet KALA

17 Aralık siyasi depreminin ardından herkesim olayı kendine göre yorumluyor yada yorumlamaya çalışılıyor.

Bu süreç Türkiye’yi nereye götürür, bilinmez.

Bilinmez ama ‘Su akar yatağını bulur’ diyerek yaşananları uzaktan seyretmek, en azından çocuklarımıza karşı büyük bir haksızlık olur.

Çünkü herkes sütten çıkmış ak kaşık olsa da çocuklarımızın geleceği çalınıyor.

Bu noktada herkese ama öncelikle vicdan sahibi AK Partililere önemli görev düşüyor.

Varlık sebepleri AK Parti olanlara bir sözüm yok.

Özellikle hiçbir liyakati olmadan sadece AK Parti’nin lütfu ile makam, mevki, para sahibi olmuş olanlar her koşulda AK Parti’yi savunmaya devam edecek.

Ama AK Parti’yi varlık sebebi olarak görmeyen, vicdan sahibi olanlar bazı şeyleri savunurken bir kez daha düşünmek zorundalar.

Öyle muhalif olarak peşin hükümle düşüncelerini yok saydıkları insanların sözlerini değil, bizzat kendi partililerinin ve başbakanın sözleri üzerinde düşünmelerini istiyorum.

Ama öyle laf olsun diyerek değil.

Sorgulayarak, anlamaya çalışarak AK Parti sözcülerinin ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerini bir kez daha düşünsünler.

Başbakan Erdoğan, dershane tartışmalarının ardından vatandaşlara hitaben, cemaati kastederek, “Ne istediler de vermedik” dedi mi?

Dedi…

Peki, operasyonların ardından, yine cemaati kastederek, “Devlet içine çöreklenmiş, paralel bir yapı var, çete var” dedi mi?

Dedi…

Şimdi Başbakan’ın iki açıklamasını toplayalım.

O zaman, “Biz devlet içine çöreklenmiş çeteye ne istediyse verdik” demiş olmuyor mu?

Oluyor…

Bu iki açıklamayı, başka türlü bir araya getirmenin olanağı var mı?

Yine Başbakanının baş danışmanı AK Parti milletvekili Yaşar Akdoğan, tartışmalar hararetlenirken, sosyal medyada barış çağrısı olarak adlandırılan,  ““Fenalığa fenalıkla mukabele etmek kaybet-kaybet sarmalına sürükler” paylaşımı yaptı mı?

Yaptı…

Yine Akdoğan, Star Gazetesi’ndeki köşe yazısında, Başbakan Erdoğan’ın nasıl bir kişi olduğunu anlatmaya çalışırken, ''Kendi ülkesinin milli ordusuna, milli istihbaratına, milli bankasına, milletin gönlünde yer edinen sivil iktidarına kumpas kuranların bu ülkenin hayrına bir iş yapmış olmayacağını çok iyi bilir. Amaca ulaşmak için her yolu mübah görenlerin nasıl hastalıklı anlayışlar ürettiğini çok iyi bilir''  diye yazdı mı?

Yazdı…

Bu iki açıklamayı da alt alta toplayalım:

Ortaya, “Kavga etmeyelim ikimizde kaybederiz” diyen Yalçın Akdoğan’ın “Kaybet kaybet sarmalı”na girildikten sonra TSK’ya kumpas kurduğu yazdığını görüyoruz. 

Şimdi vicdan sahiplerine soruyorum: 

Ordusuna kumpas kurduğunu düşündüğü insanlara, salt ikili çıkarlar bozulmasın diyerek zeytin dalı uzatan bir zihniyetin bu ülkenin menfaatine bir şey yapabileceğini düşünüyor musunuz?

Ve yine vicdan sahipleri sizler söyleyin:

Amaca ulaşmak için her yolu mübah gören kim burada?

Ve çiçeği burnunda Adalet Bakanımız Bekir Bozdağ, hukukla ilgili bir takım yanlışlar olabileceğini belirterek, "Siyasilere bir şey söylemek istiyorum. Dün oldu, bugün oldu, dün falana karşı oldu, bugün falana karşı, yarın bir başkasına olabilir. Yapmamız gereken yanlış olana karşı duruşu hep birlikte göstermektir" diyor.

Yani Bozdağ, “Dün bize dokunmayan yılana bin yaşa, dedik ama yılan bize de dokundu” diyor.

Peki vicdan sahipleri, böyle bir yaklaşımdan hayırlı bir iş, doğru bir hareket çıkabilir mi?

Bence hayır.

Bozdağ da Başbakan gibi, Yalçın Akdoğan gibi dün yaptıkları yanlışları, bugün başka bir yanlışla örtme telaşı içindeler…

Ve burada sadece ve sadece Başbakan ve AK Parti sözcülerinin açıklamaları üzerinde durmaya çalıştım.

Ayakkabı kutusunda, İmam Hatip yaptırmak için biriktirilen milyonlar için vicdan sahiplerinin ne diyeceği konusunda yorum yapmaya da, önceki ve sonraki cümleleri yan yana getirmeye de gerek yok, diye düşünüyorum.  

Yazarın Diğer Yazıları