Hayat hızla akıp gidiyor.
Ve her şey değişiyor.
Bizim çocukluğumuzda bir çocuk okulda öğretmene, sanayide ustaya teslim edilirken, “Eti senin kemiği benim” denirdi.
Öğretmene, ustaya saygı gösterilirdi.
Bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olunurdu.
Devir değişti “bilinçli” olduk.
Doktora hangi ilacı yazmasını, öğretmene dersi nasıl işlemesi gerektiğini de biz öğretiyoruz.
“Bilinçlenme” ile birlikte özgürlük alanımızda gelişti;
Artık rahatlıkla doktor dövüyor, öğretmen tartaklayabiliyoruz.
Geçtiğimiz hafta İldem Borsa İstanbul Ortaokulu’nda da bir öğretmen, bir öğrencisinin dayısı olduğu ifade edilen bir kişi tarafından darp edildi.
Hürriyetçi Eğitim Sen, Eğitim İş ve Eğitim Bir Sen başkanlarının katıldığı basın açıklamasıyla saldırı kınandı.
Basın açıklaması sonrası öğretmenlerimizin serzenişleri vardı.
Bir doktor darp edildiğinde başhekiminden sağlık bakanına kadar herkesin sahip çıktığını, konuyu gündeme taşıdığını belirten öğretmenlerimiz, öğretmenlere yönelik bir saldırı sonrasında yaşanan sessizliğe, sahipsizliğe tepkiliydi.
Geçtim Bakanı Murat Öğretmen’i ne Milli Eğitim Müdürü aramış ne de Vali Gökmen Çiçek…
Öğretmenler, “Biz bu kadar sahipsiziz” demekte haksız mı?
Bir öğretmen okulun içinde darp ediliyor, hakarete uğruyorsa Milli Eğitim Müdürü’nün o öğretmenin yanında durmasını; kentin valisinin o öğretmeni aramasını beklemek kadar doğal bir şey yok.
Peki, kentte herkesin sevgisini kazanan kentin Valisi, bu olayı duymadı mı, duydu da önemsemedi mi?
Duyup önemsemediyse üzücü ama olayı hiç duymadıysa yazık,
Gerçekten çok yazık...
Böyle bir olay olduğunda birileri olayın üstünü örtmeye kalksa da kentin valisi, kararlılıkla bu olayın üstüne gitmeli, öğretmenin yanında durmalı.
Öğretmenlerin sahipsiz olmadığını, şiddete taviz verilmeyeceğini birinci ağızdan haykırmalı…
Unutulmasın ki, bu tür olaylarda olayın üstünün örtülmesi, saldırganın cezasız kalması yeni olaylara zemin hazırlar.
Önemli olan cenazelerde saf tutmak değil, yaşarken sahip çıkmaktır.