Nejdet KALA

KAYSERİ BASINI ÖLÜYOR

Nejdet KALA

“Ne hasta bekler sabahı,

Ne taze ölüyü mezar,

Ne de şeytan bir günahı,

Seni beklediğim kadar!...”


Necip Fazıl ne de güzel anlatmış beklemeyi…

Biz de uzunca bir süredir bekliyoruz:

Hastanın sabahı, mezarın ölüyü, şeytanın günahı beklediği gibi,

Bir sevgiliyi bekler gibi,

Basın İlan Kurumu’nun (BİK) iki dudağı arasından çıkacak sözcükleri bekliyoruz:

Korkunç bir merak,

Her gün biraz daha tükenen umutla…

Ve hepsinden önemlisi sözcüklere sığmayacak bir dirençle…

Yaklaşık 2 yıl önce Kayseri’de oluşturulmak istenen yeni medya düzeni içinde bize yer olmadığını düşünerek çıktığımız  yolda; ajans haberlerini kopyalamaktan öteye gidemeyen gazetelerden farklı olarak araştıran, sorgulayan, düşündüren ve etkisi Kayseri ile sınırlı kalmayan bir gazete olmak istedik.

Şöyle geriye dönüp baktığımızda da bu başardığımızı söylemek abartı değil, gerçeğin ifadesi olacaktır.

Evet, Kayseri’de öyle gazeteler var ki kadrosunda muhabir, sayfasında haber yok.

Birini eline aldığınız zaman diğerlerini okumaya gerek duymuyorsunuz.

Bu nedenle de okuyucusu yok.

Maalesef bu Kayseri basınının iç acıtan gerçeği…

Bu gerçek BİK’in de dikkatini çekti ve Kayseri yazılı basınının birleşmesi için bazı girişimleri oldu.

Ancak başarılı olamadı.

Sonunda da Kayseri yazılı basınına yönelik bir operasyon başlattı.

Bekleme süresindeki iki gazetenin yanı sıra resmi ilan alan 17 gazeteye koşulları yerine getiremediği için Kayseri basın tarihinde görülmeyen bir ceza kesti.

Bu cezalarda maalesef 19 gazetede aynı kefeye kondu.

Tek muhabir çalıştıran, 10 tane dahi gazete satamayanla, emek veren çaba gösteren gazeteler bir tutuldu.

Yaşanan bu şokun ardından, zaten zor koşullarda varolma mücadelesi veren gazeteler daha da büyük sıkıntı içine düştü.

Bu süreçten rahatsızlık duymayan tuzu kurular da yok değildi.

Onların finans sorunu da, gazetecilik gibi bir kaygıları da yok..

Gazete diye dağıttıkları da bültenden başka bir şey değil.

Sonra bazı gazeteler birleşti, BİK’e koşulları yerine getirdiklerini belirterek, resmin ilanların açılması için talepte bulundu.

BİK onca çabanın ardından geldi, denetledi, gitti.

Ve Kayseri gazeteleri şimdi hastanın sabahı, mezarın taze ölüyü, şeytanın günahı beklediği gibi BİK’in kararını bekliyoruz.

Ancak BİK pek de oralı değil.

Ne sorularımıza bir yanıt nede bir tarih vermeye yanaşmıyor.

Susuyoruz değişen bir şey yok.

Soruyoruz sorularımıza yanıt yok.

BİK bu süreçte kendine göre haklı olabilir ama ortada bir gerçeklik var.

Bu gerçekliğin adı da Kayseri yazılı basını ölüyor.

Kayseri gazetelerini yaşam mücadelesi verirken; tirajını yüksek göstererek haksız kazan sağladığı gerekçesiyle mercek altına alınan AKP İl Başkan Yardımcısı bu süreçte milyoner oluyor.

 

Olayın acı tarafı ise; basına destek olması için kurulan BİK, Kayseri basınını adeta işkence ile öldürüyor.

Onca gazete çalışanı, evine ekmek götürememenin sıkıntısını yaşarken bir de yalancı çobana döndü.

Eşine, çocuğuna söyleyecek sözü kalmadı.

‘Ramazan Bayramı’ dediler, ‘Yönetim Kurulu toplantısı’ dediler, ‘bu Cuma’ dediler ama hiçbirinde sonuç çıkmadı.

Çok ısrarcı olunca da BİK yetkilileri, ‘merak etmeyin’ gibi komik bir yanıt veriyor.

Evet merak ediyoruz, merak da edeceğiz.

Çünkü merak ettiğimiz şey HAYATIMIZ…

Çünkü merak ettiğimiz şey GELECEĞİMİZ…

Bu süreçte iktidar partisinin pek sesi çıkmadı.

Çıkmasını beklemek de yanlış olur.

Süreç onların istediği gibi gidiyor, böyle devam ederse gazete diye bayilerde sadece AKP ve belediye bültenleri yer alacak.

Peki muhalefet neden bu konuya sahip çıkmıyor, bir iki söz ettiler sustular.

Yarın seçimler geldiğinde çok bağıracaklar ama o gün seslerini duyuracak gazete bulamayacaklar.

Son söz olarak, biz haksız kazanç peşinde değiliz.

Biz adalet istiyoruz!

Biz elma ile armudun birbirinden ayrılmasını istiyoruz.

Biz son nefesimizde de gazetecilik yapmak istiyoruz.

Mücadelemizin önü de sonu da bu….

Umut ederim BİK yetkilileri ellerini vicdanlarına koyar ve hakkaniyetle bir karar verirler.

Çünkü bu işin vebali çok büyük…  

Yazarın Diğer Yazıları