Bu yazıyı Silivri’deki o meşhur davanın karar duruşması yapılmadan önce yazıyorum.
Aslında benim için duruşmanın öncesi yada sonrası çok fark etmiyor.
Zira daha önce ‘Fatma Cengiz Yazıyor’ başlığı altında yazdığım yazıda başta olmak üzere değişik yazılarımda, Türkiye tarihinde farklı bir yer alacak olan bu duruşmaya olan güvensizliğimi dile getirmiştim.
Bu nedenle çıkacak sonuç her ne olursa olsun, hasta bir kadını yıllarca içeride tutan bir davanın sağlıklı olabileceğini düşünmüyorum.
Davayı savunmaya çalışanların bile sık sık başvurduğu ‘ama’lı cümlelerde bu davanın sağlıklı olmadığını gösteren bir başka kanıt.
Yazımın başlığı ‘Demokrasi Sınavı’na gelince, bu davadan demokrasi adına en küçük bir beklentimin olmadığını peşinen belirteyim.
Demokrasi Sınavı’nı Silivri’nin dışında arıyorum.
Ancak dışarıda da bundan çok fazla eser yok.
Farklı dünya görüşünü benimseyen insanlar, demokrasiyi kendi potalarında eriterek, her dünya görüşü kendince bir demokrasi ortaya çıkarıyor.
Ağızlarından özgürlük ve demokrasi sözcükleri eksilmeyen insanlar, onaylamadıkları bir dünya görüşüne karşı yapılan hukuksuzluk karşısında bırakın tavır almayı, ‘oh olsun’ diyen o kadar çok kişi var ki…
İşte bu nedenle bu ülke demokrasisi bir arpa boyu ilerlemiyor.
Hep yerinde sayıyoruz.
Herkesin elinde, dudaklarından dökülen demokrasi şarkılarına inat, ‘ama onlar’ diye başlayan bir ‘demokrasi savar’ sürekli demokrasiyi yaralıyorlar.
‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ sözünü dilleriyle yalanlarken, uygulamalarıyla ‘yılan’ın yeni birini sokması için cesaretlendiriyorlar.
Ve cesaretlenen yılan, birbirine kinle bakan insanları zehirlemeye devam ediyor.
Sonuçta herkes yılanın dişlerinden nasibini alıyor.
Oysa zehirlenmemek çok basit.
Zehirlenmemek için bizden farklı düşünen insanlara saygı göstermeyi, onların acılarına ortak olmayı öğrenmemiz gerekiyor.
Başka bir deyişle Fransız düşünür Voltaire’in ‘Senin düşüncelerine katılmıyorum ama düşüncelerini özgürce ifade edebilmek için hayatımı bile verebilirim” sözünü samimiyetle hayata geçirmemiz gerekiyor.
Samimiyet sözcüğünün altını özellikle çiziyorum.
Memlekette Voltaire’nin sözünü diline pelesenk eden o kadar çok kişi var lakin uygulamada ‘ama onlar da….’ cümlesi her şeyi boşa çıkartıyor.
Bakalım Silivri’den nasıl bir karar çıkacak
Ve bakalım hukuksuz bir durum ortaya çıktığında kaç kişi ‘ama onlar da…’ diyerek hukuksuzluğu savunacak.