Basın İlan Kurumu (BİK), basın kuruluşları ile bir toplantı yaptı ve özetle daha iyi bir gazete hazırlanması durumunda, BİK’in gazetelere daha fazla ödeme yapacağını belirtti.
Eee, ne de olsa burası Kayseri:
Ticari zekamız zirve yaptığı için parayı duyan gazeteler bu kararı sevinçle karşıladı.
Kimileri daha toplantıda ne konuşulduğunu anlamaya çalışırken, ticari dahilerimiz daha çok para pardon daha iyi gazete için kolları sıvadı.
BİK’in daha çok ‘Özel Haber’e uyarısı yaptığı toplantının hemen ertesi gün, gazetelerimiz bir anda ‘Özel Haber’lerle dolu verdi.
O ‘Özel Haber’leri görünce anladım ki, BİK’in öncelikle gazetelerimizin çoğunluğuna ‘Özel Haber’ konusunda bir bilgilendirme yapması gerekiyor.
Örneğin bu ‘Özel Haber’lerden biri:Manşetin altından, başlıktan daha büyük puntolarla ‘Özel Haber’ logosunun olduğu, “Uzmanlar uyarıyor: 02-07 yaş arası sünnet yapılması uygun değil” başlıklı haberdi.
Sünnet uyarısından ‘Özel Haber’ mi olur, demiyorum.
Elbette olur.
Gidersiniz bir uzmana, uzmanın görüşlerini alır sonrasında da bunu haberleştirirsiniz.
Belki gündeme bomba gibi düşen bir haber olmaz ama emek harcanan, sizden başka kimsede bulunmayan bir ‘Özel Haber’ olur.
Yani itirazım, seçilen konuya değil.
İtirazım, söz konusu gazetenin ‘Özel Haber’ logosu ile verdiği haberden önce, Acı Badem Hastanesi bir basın bildirisi yayınlayarak, bu konuyu gündeme taşımıştı.
Ve söz konusu gazete bu haberi alıp, Acı Badem Hastanesi’nin adını çıkarmış, bir takım uzmanlar uydurmuş…
Gazete bununla da yetinmeyip, Acı Badem Hastanesi’nin basın bültenini neredeyse birebir, sonradan eklediği uzmanların açıklaması gibi aktarmış.
Ancak yaptığı çorba, pardon ‘Özel Haber’ biraz fazla karışmış:
Birinci sayfada 02-07 yaş için yapılan uyarı, içeride Acı Badem Hastanesi’nin basın bülteninden kopyalandığı için 02-05 yaş aralığı olarak değişivermiş.
İşte, ‘iş bilen gasteciler’imiz böyle ‘Özel Haber’lerle BİK’ten daha fazla katkı alacaklarını umut ediyor.
Umut ederim ki, umut etmekle kalırlar.
BİK, bundan önceki süreçte olduğu gibi elma ile armudu karıştırıp, herkesi aynı kefeye koymaz.
Zira, Kayseri yazılı basınını bitirme noktasına getiren süreçte; BİK elma ile armudu karıştırmış, ADALETSİZ bir uygulamaya imza atmıştı.
Peki tek suçlu BİK mi?
Elbette hayır.
Nazım Hikmet’in ‘Akrep Gibisin’ şiirindeki gibi,
“Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”
Evet, demeye dilim varmıyor ama kabahatin çoğu gazetecilik yaptığını düşünen ‘meslektaşlarımız’da…
Yıllarca kapalı devre yayınlarla ceplerini dolduran; çalıştırdığı gazetecinin yerine karısını, oğlunu, kızını sarı basın kartı sahibi yapan; gazetecilik adına tek bir adım atmayıp, ama lafa gelince mangalda kül bırakmayan; üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmek yerine, türlü hilelerle sorumluluklarından kurtulmaya çabalayan ‘meslektaşlarımız’ın vebali çok büyük.
Ve yarın bunlar herkesten önce BİK’ten ekstra para talep edecekler.
Umut ederim, BİK bu kez -bir önceki süreçte olduğu gibi değil- hakkaniyetin peşine düşer, elmayı armuttan, gazeteyi boyalı kağıttan ayırır ve bu vebale ortak olmaz.
Biz de, çuvaldızı BİK’e batırırken, kendi iğnemizi de ihmal etmeyelim.