Gün içinde yada akşam saatlerinde şöyle bir televizyon kanallarını karıştırın.
Yaygın medyanın haber kanallarında kesinlikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a denk gelirsiniz.
Bazı zamanlar bu çok izlenen haber kanallarına diğer yaygın kanallarda eşlik ederek, hep birden Başbakan’ı bir açılışta, bir iftar yemeğinde, yurt dışına çıkarken yada yurda dönüşte yaptığı konuşmayı yayınlıyor.
Denk gelmediniz mi?
Haber bültenlerine bir bakın Başbakan’ın attığı her adım haber yapılıp, kamuoyu ile paylaşılıyor.
İşte tüm bunlar yaşanırken, Başbakan’ın konuşmasına kulak kabartıyorsunuz ve şaşırıyorsunuz.
Başbakan medyadan şikayet ediyor.
Neyi şikayet ediyor, neden şikayet ediyor anlam veremiyorsunuz.
Üç beş teslim olmamış kuruluş var herhalde onları kastediyordur.
Yaygında bunlar varken yerel de çok mu farklı?
Baştan sonra yerel iktidar haber bültenlerini kaplıyor.
Tartışma programı formatıyla izleyicilerin karşısına çıkanlara bakıyorsunuz, yerel de ve genel de iktidarı övmek için birbirleriyle yarışanları görüyorsunuz.
Neresi tartışma programı diye soracak olursanız, yerel de genelde reklam aralarında ‘sen mi daha çok yalakalık yapacaksın, ben mi?’ tartışmaları nedeniyle böyle adlandırılıyor olsa gerek.
Farklı görüş…
O da ne?
Arada bir olur gibi oluyor, sonra birileri rahatsız olacak diye, hooop tatil dönemi başlıyor.
Gazeteler, gazetecilik yapmaya çalışanlar ise varlık yokluk mücadelesi içinde…
İlimizde gazetecilik yapmaya çalışanlar, okuyucularıyla buluşabilmek için tahmininizden daha fazla fedakarlık yapıyorlar.
Her türlü zorluğa göğüs geriyor ama ekonomik nedenler, okuyucularına ulaşma konusunda her geçen gün işlerini daha da zorlaştırıyor.
Ama iktidarın desteklediği yada iktidarı destekleyen basın kuruluşlarına bakıyorsunuz (çalışanlarına yansımasa da) ekonomik hiçbir sorunları yok.
Ağızlarını milyondan aşağı açmıyorlar.
İşte hepiniz tanık olduğu bu günlük görüntüleri bir kez daha özetlemeye çalıştım.
Neden mi?
Çünkü bugün, basından sansürün kaldırılışın yıldönümü…
Bırakın politik baskıları, gazetecilerin yazabileceği gazetenin, çıkıp konuşabileceği televizyonun neredeyse kalmadığı bir dönemde neyi kutlayacağız.
Katıldığım bir panelde yanımdaki gazeteci arkadaşım, ‘Sansüre uğramadığı’ söylediğinde o arkadaşıma, ‘Eften püften haber yaparsan sansüre uğramazsın” demiştim.
Arkadaşım alınmıştı.
Niyetim arkadaşı alındırmak değildi ama bir gerçeği de ortaya koymak gerekiyordu.
Evet çalışmak, gazetecilik (! ) yaparak hayatınızı idame etmek istiyorsanız, eften püften haberler yapacaksınız.
Yok gazetecilik yapacağım diyorsanız, çalışacağınız ne gazete var ne televizyon.
Hadi buldunuz diyelim, o zamanda ekonomik baskılarla mücadele etmek zorundasınız.
Bu bir tercih işi…
Tercihini gazetecilikten yana kullananlara selam olsun.
Kalemini kiraya verenlerin değil ama gazetecilik yapan, yapmaya çalışan tüm basın emekçilerinin günü kutlu olsun.