Elinde terazi ile adalet dağıtan kadının gözleri bağlıdır.
Bağlıdır çünkü adalet dağıtırken adil olması gerekiyor.
Adil olması içinde de kime ceza verdiğini bilmemesi, ortada bir suç varsa suçun karşılığı olan cezayı vermesi gerekiyor.
Peki, 2007 yılından bugüne Türkiye gündemini meşgul eden o meşhur davada adalet dağıtanların gözü bağlı mıydı?
Ağırlaştırılmış müebbet cezalarının havada uçuştuğu dava sonrası adalet dağıtması gerekenlerin gözlerinin bağlı olduğunu söylemek, maalesef çok zor.
Öncelikle bir noktanın altını kalın çizgilerle çizmek gerekiyor:
Kimsenin suç işleme imtiyazı yoktur, olmamalıdır.
Ancak insanları ömür boyu demir parmaklıkların ardına gönderirken, iddia edilen suçun delilleri kuşku götürmeyecek şekilde ortaya konulmalıdır.
Bu davada delil diye ortaya konulan bir çok olgu maalesef inandırıcılıktan çok uzak.
Bu davada delil diye ortaya konulan olguların inandırıcılıktan uzak olmasının yanında isnat edilen suçlar açısından da trajikomik durumlar mevcut.
Hatırlayacaksınız Dönemin Genel Kurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un ele geçirildiği belirtilen lav silahlarıyla kameraların karşısına geçmiş ve silah olarak adlandırılan kullanılmış lav silahlarının borudan başka bir şey olmadığını söylemişti.
Öncelikle askerlik görevim sırasında lav silahını kullandım.
Kullandığım gibi bölüğümdeki askerlere de az buçuk eğitimini verdim.
Bir kez kullanılan bu silahın, tek seferlik kullanımı dışında işe yaradığı tek yer ise, askerde istasyon çalışması olarak adlandırılan eğitimler sırasında, eğitim aracı olarak kullanılmasıdır.
Tehlikesizdir.
Çünkü kullanılmıştır.
Asker eline alır, bu silahın nasıl kullanıma hazır hale geleceğini, nişangahının neresi olduğunu, omzunda nasıl tutması gerektiğini ve ateşlemesini nasıl yapacağını öğrenir.
Ama ateşleyemez.
Ateşleyemez çünkü tek kullanımlıktır ve kullanılmıştır.
Ama Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını devirmek isteyen aralarında Genel Kurmay Başkanı’nın da olduğu paşalar, bir yedek subay kadar dahi askeri bilgileri yok mu ki, bu oyuncakları toprağın altına gömüp, zamanı geldiğinde iktidarı devirmek için kullanmayı düşünürler.
Elbette böyle değil.
Bugün terör örgütü mensubu olduğu iddiasıyla müebbet hapis cezasına çarptırılan İlker Başbuğ, ordunun başında olduğu dönemde, Türkiye’nin gündemine oturan kullanılmış lav silahlarının boru olduğunu söyledi.
Haklıydı.
Ancak haklı etmek bu davada yetmedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bile dönem dönem şikayet ettiği Özel Yetkili Savcılar ve Mahkemeler durumu bu noktaya getirdi.
Ancak Başbakan MİT Müsteşarı Hakan Fidan konusunda gösterdiği hassasiyeti birlikte görev yaptığı Başbuğ için göstermedi.
Yeniden kimsenin suç işleme imtiyazının olmadığının altını çizerek vurguluyorum ki;
Özel yetkili savcılar ve mahkemelerin kararlarına güveniyorsanız Hakan Fidan söz konusu olduğunda yaptığınız müdahale nedir?
AKP iktidarı Hakan Fidan olayındaki duruşunun arkasında ise ‘Ergenekon’ olarak adlandırdıkları süreci bir kez daha gözden geçirmeli.
Söz konusu davanın ardından attığı Twett’lerle yine dikkatleri üzerinde toplayan ‘Ergenekon uzmanı’ AKP Milletvekili Şamil Tayyar’ın Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’ndaki paneli geldi aklıma.
Tayyar, Ergenekon’un başlangıcının Şemdilli bombaları olduğunu söylemişti ve dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı’nın bu yapının içinde olduğunu işaret etmişti.
Peki dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı’nı bu davanın her hangi bir yerinde gördünüz mü?
Ben görmedim…
Ancak en son Dolmaabahçe’de Başbakan’la baş başa görüş alışverişinde bulunuyorlardı…
Sonra ‘iyi çocuk’ oluverdi birden…