1980 darbesini yaşayan çocuklar olarak, kitapların tehlikeli bir suç aleti olduğuna inanarak büyüdük.
12 Eylül’ün hemen akabinde insanların kitapları yaktığına tanıklık ettik.
Yakılmayan kitapların tutuklandığını okuduk, gazete sayfalarında…
Kadı Burhanettin Orta Okulu’nun karşısında, dar bir sokakta iki katlı sahaftan aldığım Cevat Macit’in Vietnam Geçidi ve Yeni Türk Şiiri Antolojisi aldığım ilk kitaplarımdı.
Yeni Türk Şiiri Antolojisi tüm yıpranmışlığıyla, hala kitaplığımda ama arkadaşlarımın Rambo’yu hayran hayran izlediği dönemde; ABD’nin Vietnam’da nasıl yenildiğini anlatan, Cevat Macit’in Vietnam Geçidi’ni bir türlü bitiremedim.
Büyük bir hevesle okumaya başladığım kitap, ders çalışmayıp kitap okuduğum için, yediğim zılgıtla birlikte yarıda kaldı.
Çünkü ders kitabı dışındaki kitaplar tehlikeliydi.
Maazallah insanın başına türlü türlü belalar açabilirdi.
Velhasıl lise bitip de üniversiteli olana kadar kitaplarla çok fazla kaynaşamadık.
Okulda iken çalışmaya başladığımda, 12 taksitle iki kocaman koli kitap aldığımı hiç unutmuyorum.
Tam 12 senet imzalamıştım.
Bugün neredeyse tamamı kapana, İstiklal Caddesi’nde kitapçılardan ve Beyazıt’taki sahaflardan aldığım kitaplarla küçük bir kitaplığım oldu.
Vedat Türkali’nin “Bir Gün Tek Başına” kitabını o günlerde zor bulmuş, George Orwell’in 1984 kitabını bulamamıştım.
Ne zaman yolum Cağaloğlu’na düşse, “Bir Gün Tek Başına”nın sayfaları arasında gezintiye çıkarım.
“Gülünün Solduğu Akşam”ı bitirdiğim hafta, hayatımdaki en güzel yanlışlardan birini yapıp, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde katları karıştırıp kitabın yazarı, Can Yayınlarının kurucusu, Erdal Öz ile tanışmam ise unutulmaz bir andı.
TÜYAP Kitap Fuarı’nda “Kamulaştırma” yapan arkadaşlarım olsa da ben kitapları satın almayı sevdim.
Yıllar içinde kitaba bakış açısı çok değişti.
İnsanların kitaba ulaşması kolaylaştı.
Kentimizde de yıllardır kitap fuarları açılıyor.
Ama Kayseri’de hala değişmeyen bazı şeyler var.
Üzülerek tanık oluyorum ki, birileri hala kitapları tehlikeli görüyor.
Geçmişte Kayserili Yazar İhsan Eliaçık ve Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’nun yaşadıkları da bunun en somut örnekleri…
O günlerde küçük bir grubun provokasyonu ve belediyenin yasaklarıyla gündem olan kitap fuarında görülen o ki “sakıncalı” görülen yazar ve yayınevleri fuarda yer verilmeyerek “sorun” çözülmeye çalışılmış.
Aslında sorun tam da bu…
Tek tip bir anlayışın dayatılması…
Farklı düşüncelere, farklı görüşlere tahammül edememe, yaşam şansı tanımama…
Kitabın, kitap fuarlarının ruhuna hiç yakışmayan bu anlayıştan bir an önce kurtulmak ümidiyle bol kitaplı günler diliyorum.