Mazhar Gündoğ

ACI TECRÜBELERİN IŞIĞINDA

Mazhar Gündoğ

ACI TECRÜBELERİN IŞIĞINDA
              Bu tür ürkütücü, rahatsız edici, endişe verici ve giderek önlenmesi zor olan şiddet olaylarına karşı ülkemizin yakın geçmişi acı tecrübelerle dolu.
Bu tecrübelerin ışığında biz bu tür olayların ve olayların arkasındaki karanlık güç odaklarının maksadını, nereye varmak istediklerini çok iyi biliyoruz.
O günlere Zincidereler, Mamaklar ve birçok askeri yada sivil cezaevleri, hücrelerinin karanlıklarıyla şahit oldular.
Bu millet kendi gençliğine, dolayısıyla geleceğine yönelik amansız ve acımasız işkenceleri yaşatan dönemleri ve o dönemlerin sorumlularını tanıyor ve asla affetmiyor.
Güzel ülkemizi adım adım 12 Eylül ihtilaline götüren süreçten çıkarılmış dersler var.
Pırıl pırıl gençliğin, geleceğin Türkiye'sine imzasını atmaya hazırlanan idealist yüreklerin, uğruna ölmeyi göze aldığı devletinin yönetimini ele geçirenler tarafından maruz kaldığı muamelelerin izahı elbette yapılamadı.
Ama yapanlara yaptıranların maksadı artık biliniyor.
Her aklı başında Devlet kendi milletinin milliyetçilerini yetiştirmek için milyonlarca dolarlık yatırım yaparken, bizim, ülkesine kara sevdalı milliyetçilerimiz ise Türk Milliyetçiliği suçmuş gibi muamele edilerek sorgu odalarına çekildiler.
Şimdi ise sokaklar yine karışık, caddeler yine savaş alanı, düşünceler yine karanlık.
Dikkat edecek olursanız göreceksiniz. Dünlerde Öcalan posteriyle, PKK paçavralarıyla, muhtelif bahane üreterek caddeleri ateşe veren, molotof, havai fişek, taş, sopa demeden polise saldıran, etrafı cehenneme çeviren, anarşizmin şiddetini artırmak gayretinde olan PKK'lıların boş bıraktığı sahneyi başkaları doldurma gayretindeler.
Onlar iyi niyetle ve samimi duygularla hükümetin garip ve anlaşılmaz tutumunu, yolsuzluk ve dolandırıcılık iddialarını protesto etmek isteyenlerin arasına karıştılar...
Berkin Elvan da kendisinden önce birçok abisi gibi henüz gençlik yıllarını tanıyamadan göçtü bu dünyadan.
İnanıyorum ki şimdi bulunduğu yerden içtenlikle "Ben yandım, kimseler yanmasın, benim cenazem bahane edilerek çatışmalar körüklenmesin, başka anaların ciğerine evlat acısı düşmesin" diye haykırıyordur.
Ama sesini duyuramadığının çaresizliğini de yaşıyordur şüphesiz.
Eğer Berkin ELVAN sesini duyurabilseydi, cenazesinin protesto edilmesi için üretilen kargaşalarda Burakcan KARAMANOĞLU isimli gencimiz de gencecik yaşta toprağa düşermiydi?
Bir bahar tohumu gibi yeniden yeşersin, büyüsün dal budak versinler diye mi tekrar toprağa gömüldüler?
Şimdi Burakcan Karamanoğlu'nun anasının yüreği de kavruluyor.
Sorsanız Berkin'in anasının yüreğini kavuran alevle Burakcan'ın anasının yüreğini kavuran alevin acısı farklı mı?
Acı olan, düşündürücü olan elbette ayrım yapmak, farklı davranmaktır.
"Yüzde ellisi de evlerinde" ifadesini kullanmaktır.
"Bana oy veren, vermeyen" diye bakmaktır kendi insanlarına.
Doğru olan ise yetmişaltı milyon vatandaşımızın hiçbirini birbirinden ayırmamaktır.
Berkin'in erken kaybının acısını da yüreğinde hissedip ailesinin acısını bölüşebilmektir.
Mezhebi, inancı, siyasi kabulü ne olursa olsun onları bir emanet görebilmektir devlet adamına yakışan.
Ülkemizde vuku bulan hırsızlık, yolsuzluk gibi olayların arkasından siyasetçiler çıkarsa millet elbette tepkisini gösterecektir.
Kolluk kuvvetlerine orantısız güç kullanma talimatı verenlere ve sokak anarşizminin hortlamasına karşı vatandaşlarımızın demokratik tepkilerini koymalarından daha normal ne olabilir?
Ama haklı gerekçeler bile bahane gösterilse; arkasında karanlık ve maksatlı güçlerin olduğu, provokasyon maksatlı olaylara karşı, özellikle gençliğimiz çok uyanık olmalıdır.
Bir yanda Başbakan'ın, diğer yanda Kılıçdaroğlu'nun sırf oy uğruna germeye devam ettikleri bu toplum onlara hakettikleri dersi verecektir.
Ama MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin yerinde uyarıları, yapıcı muhalefet politikası, hırsıza olduğu kadar haine de dikkatleri çekmesi milletimizin takdirine mazhar olması için yeterli olmuştur.
Sayın Başbakan'ın kendisine yönelik ağır ve yakışıksız ifadelerine karşı, Sayın Bahçeli'nin verdiği cevaplardaki seviye ve uslüp ise dikkatlerden kaçmamaktadır.
Sayın Bahçeli bu uslübü ve seviyeli politika anlayışı ile bir devlet adamındaki sorumluluk nasıl olmalıdır? sorusunun cevabını vermektedir.
Çünkü toplumu germek, tansiyonu yükseltmek, karanlık projelere bahane üretmek ülkemizin hayrına değildir.
Israrla bu hayırsız gerginliğe devam eden Sayın Başbakan ve Kılıçdaroğlu durumlarını yeniden gözden geçirmeli, Sayın Bahçeli'yi anlamaya gayret göstermelidir.
Zira uzun gecelerin çatışmaya, aleve ve karanlığa mahkum olması öncelikle iktidar zafiyetini gösterir.
Bu çatışma ortamları başka Berkinleri, başka Burakcanları aramızdan koparmasın,
Anarşi ve karmaşa ortamı güzel ülkemizde yeniden sokak hakimiyeti kurmasın,
Hırsızlar, hainler, bölücüler ve emperyalizme hizmet edenler adaletin adil muamelesine tabi tutulup, yargılanabilsin diye düşünen sessiz çoğunluk MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'yi aynı sessizlik ve olgunlukla ama dikkatle takip ediyorlar.
İl il, ilçe ilçe, cadde cadde gezen ve vatandaşıyla buluşup, el sıkışan Sayın Bahçeli'nin neden tek umut olduğunu anlayamayanlar gizlemeye çalışsa da hakikat bu.
Çünkü ülkemizin problemleri artık yandaşlık ve candaşlık gösterileri ile çözülebilir olmaktan çıkmış.

Yazarın Diğer Yazıları