KAYSERİSPOR'UN GELECEĞİ PARLAK
Hakan Çiftci
Uzun mu uzun, çok mu çok bir yazı yazmayı düşünüyordum; fakat uzun değil, çok ta kısa olmamak üzere köşe yazmak istiyorum.
Bu nedenden ötürü, sıkılan okuyucularımızı hesaba katarak Bismillah diyerek, Kayserispor ile başlıyorum.
Evet, Kayserispor, Antalya gibi çok zorlu bir deplasman maçından ne yazık ki 86’ıncı dakikada yemiş olduğu şanssız bir gol ile altın değerinde 2 puan kaybetti. Sahada mücadele eden, yedeğe çekilen, hatta ve hatta kadroya bile alınmayan futbolcular vardı.
İstikrarsız futbolu ile ne yapacağı belli olmayan Biseswar, son haftalardaki kötü ve formsuz futbolu ile Cleyton, Antalya ile yapılan müsabakada yerlerini alamadı.
Bir önceki hafta sonu korkak bir futbol ortaya koyarak Galatasaray’a boyun eğen Kayserispor için Antalyaspor maçında bu sezonun en iyi futbolunu ortaya koydu desem, kimsenin bana itiraz edeceğini sanmam.
Kaleden orta sahaya, forvete ve yedek kulübesine, artık herkes işin ciddiyetindeydi.
Koşmayan, ruhsuz bir futbol ortaya koyan oyuncuların yanı sıra isteksizliği ile form düşüklüğü yaşayan Ertuğrul, Salih, Ömer, Abdullah’ında Antalya maçında ilk 11’de olmadığını gördük. Bu oyuncuların neden olmayışlarının tek sebebi, hırs yapıp kendilerine çekidüzen vermeleriyle alakalıydı. Ve nitekim de öyle oldu. Bu oyuncular, yedeğe çekilmenin vermiş olduğu hırs ile kendilerine bakmış ve oyuna dahil olmalarıyla bunu göstermiş oldu.
Bu futbolcuların yerlerine oynayanların ise, gerçektende sanki 40 yıllık bir Kayserisporlu edasında olmaları takdire şayan bir durum.
Kötü gidişe dur demek isteyen ve şok bir karar ile kaleye geçen Gökhan’a ayrı bir parantez açmak istiyorum. O nasıl bir savaşçı ruhu, o nasıl bir yetenek aman Allah’ım!
Madem elinizde böylesi bir cevher vardı da; neden daha önce oynatılmadı, yada güvenilmedi, bunu sorgulamadan geçemeyeceğim. Gökhan, 4 net gol pozisyonunda başarılı olurken; birde penaltı çıkardı. Bu da yetmedi, arkadaşlarına öylesine olumlu direktifler verdi ki, kazanılan 1 puanda aslan payını ona versek, diğer oyunculara haksızlık etmiş olmayız. Gökhan’ın bundan sonra sakatlık ve cezalı olmadığı takdirde Ertuğrul’a fırsat vereceğini hiç sanmıyorum. Tebrikler Gökhan demekten başka bir kelime bulamıyorum.
Revizyon dedik ve sakat futbolcuların iyileşmesine de değinmek istiyorum. Zurab, Simic, Jaja ve Nobre’nin de kazanılan 1 puanda hakkını telsim etmek lazım geliyor. Bu oyuncuların şanssız sakatlıklarını ve yeni iyileşmelerini hesaba katarsak, 90 dakika boyunca tam verim alınamadığı gördük, fakat bu istek ve arzu fazlasıyla yetti.
Yer yer Kayserispor, kötü oynadı, ev sahibi takım maçın belli dönemlerinde daha üstündü, ona diyecek sözümüz yok. Hatta Gökhan olmasaydı, Antalyaspor tarihi bir fark ile sahadan galipte ayrılabilirdi.
İki takım açık ve gözü hoş gelen oyunlarıyla aslanlar gibi çarpıştı desem, abartmış olmam. Maç bitiminde Kayserispor, 2 puanı sahada bıraktı, Antalyaspor ise, 1 puan kazandı desek yine mübalağa etmiş olmayız. İnanın şunu açık bir yüreklilikle söyleyeyim; Kayserispor sahadan puansız bile ayrılmış olsaydı üzülmezdim. Çünkü; bu istek ve arzu takımın düzeldiğini ve kısa zamanda patlama yapıp yeniden düzlüğe çıkacağının sinyallerini veriyordu.
Kayserispor’un önü açık diyerek, maçı tam kadro izleyen ve basın ile arasını düzelten Recep Mamur başkanlığındaki yönetimine kutluyorum. Evet, Kayserispor Yönetimi, tam kadro Antalya’daydı. Sadece yönetimiydi Antalya’da olan.
Tabiki de değil.
Kayseri’nin sevilen Valisi Orhan Düzgün de tribünden desteğini verdi. Bazıları para ile destek verir, bazılarının ise gölgesi yeter hesabı, sayın valimiz hafta içi nezaket ziyaretinde misafir olan yönetime jest yaparak kendi imkanlarıyla Antalya’ya giderek, farkını fark ettirdi.
Haberde de belirtmiş olduğum gibi, Sayın Valimiz Orhan Düzgün’ün son derece kibar, düzgün ve sportmen bir karakter olduğunu bir kez daha görmüş olduk.
Bu kadar olumlu ve geleceği parlak olan Kayserispor’un kötüsü yok muydu; vardı desem emek hırsızlığı yapmış olurum, emin olun ki yoktu.
Bu emeklerin başmimarı Süleyman Hurma ve teknik patron Robert Prosinecki’nin de ismini yazmamak çok haksızlık olur. Değerli teknik patronumuz Robert Prosinecki, maçı adeta bir maestro gibi okuyor ve anında nokta atışlarla oyuncu değiştiriyor ve takımın çarkının dönmesini sağlıyordu. Kısa dedim; ama uzun oldu, hakkınızı helal edin.