NELERE SIKILIYORUZ?
Güler Ruhsar AKTAŞ
Sanırım toplum olarak bilgi sahibi olmadığımız konularda çözüm üretmemizin de ne kadar olanaksız olduğunu anlamamız gerekiyor. Mesela bir sıkıntının çıkışından çok o sıkıntıdan nasıl kurtulabilirime odaklanınca sıkıntı da nüksediyor. İşte buradan yola çıkışla bugünkü yazımda Psychology Today’in en popüler 5 bilimsel araştırma sonucunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Aslında bu araştırma konuları hepimizin özel hayatımızda ruh halimizde yaşadığımız temel sıkıntılara ilişkin yapılan araştırma ve ortaya çıkan sonuçlardan oluşuyor.
Kimi zaman kötü alışkanlıklarımızın bizi ne kadar sıkıntıya soktuğu malum işte araştırmanın birinci konusu kötü alışkanlıklardan kurtulmak için neler yapılması gerektiğinin cevabı; Sigara içmek ya da tırnaklarınızı yemek gibi kötü bir alışkanlığı bırakmaya çalışıyor ve dikkatinizi başka şeylere verme yolunu izliyorsanız, muhtemelen bu yolun pek de işe yaramadığını keşfetmişsinizdir. Beynin otomatik olarak komutunu verdiği alışkanlık hareketlerini görmezden gelmek yerine, onları durdurmaya odaklanmak çok daha faydalı olacaktır. “Bir diğer deyişle” diyor araştırmacı J. Quinn, “kendinizi sürekli gözlemek.”
2. araştırma konusu ise oldukça ilginç mesela giyindiğimiz kıyafetin bile nasıl hissettiğimizle ilişikli olduğuna dikkat ekiyor. Her şeyin daha kolay olması için başlığıyla yapılan araştırmaya şu şekilde dikkat çekiliyor; Hepimiz duygu durumumuzun, verdiğimiz tepkilerin ve hatta kararlarımızın dışarıdaki hava, dinlediğimiz müzik gibi dış etkenlere bağlı olduğunu fark etmişizdir. Fakat çok azımız, dokunma duyumuzun da en az diğer duyularımız kadar etkili olduğunu düşünürüz.
Joshua Ackerman, Christopher Nocera ve John Bargh adlı araştırmacılar, dokunduğumuz bir şeyin dokusunun, ağırlığının ve sertlik seviyesinin, verdiğimiz (ve dokunduğumuz şeyle hiç ilgisi olmayan) kararlar üzerinde etkili olduğunu gösterdi. Örneğin, iki deney grubundan biri normal bir yapbozu, diğerinin ise aynı yapbozun zımpara kâğıdından yapılmış olanını tamamladılar ve daha sonra her iki grubun üyelerinden, aynı iki kişi arasındaki ilişkiyi değerlendirmeleri istendi. Zımpara kağıdı ile haşır neşir olan grup, bu ilişkiyi “daha zor ve tuhaf” olarak nitelendirdi. Benzer şekilde, beynimiz yumuşak nesneleri kolaylık ile, sert nesneleri ise zorluk ile ilişkilendiriyor.
Araştırmacılar bu sonuçlardan hareketle, rahat ve sakin olmamız gereken durumlarda özellikle yumuşak ve bize “batmayan” şeyler giymemizi öneriyor. Bir araba alırken boğazlı yün kazak yerine, saten bir bluz giymek, gibi.
Hepimiz bir zaman sıkıntısıdır çekip duruyoruz. Ya bir şeylere geç kalıyor, yada yapmak istediklerimize zaman bulamadığımızdan yakınıyoruz. İşte burada devreye 3. Madde yani zamanı daha iyi kullanmak için başlığıyla neler yapabileceğimizin cevabı geliyor; Bir şeyi yapmanın ne kadar zaman alacağı konusunda Windows’un tahminlerinden daha başarısız bir şey varsa, o da insanoğlunun tahmini. Bu da sonunda planların tutmamasına ve işlerin sarkmasına sebep olabiliyor. Oysa zaman yönetiminin ilk adımı, nelerin ne kadar zamanda yapılacağını doğru şekilde tespit etmektir. Mario Weick ve Ana Guinote’un araştırması, insanın sahip olduğu güç arttıkça planlama kabiliyetinin zayıfladığını ortaya koydu. Weick ve Guinote bunu, güç arttıkça kişinin yapacağı işten çok elde edeceği sonuca, yani istediği şeye odaklanmasıyla açıkladılar. Araştırmacılara göre, bu kişiler her şeyin gerçekte alacakları zamandan çok daha kısa sürede gerçekleşeceğini düşünüyor ve yanlış planlama yapıyorlar.Bu durumun bilincinde olmak işi daha detaylı ele alıp, bir dahaki sefere yolumuza çıkabilecek engeller, işin daha önce ne kadar sürede bittiği gibi etkenleri de düşünmemiz için bizde belli bir farkındalık yaratıyor.
Keşke mutluluk para ile satın alınacak bir şey olsaydı sanırım bütün zenginler mutlu olurdu. Lakin dünya öyle bir yer değil zira öyle olsa bu kadar zengin mutsuz olmazdı. Peki daha mutlu olmak için neler yapılabilir sorusunu 4. Maddede Daha mutlu olmak için başlığı ile yanıtlamış uzmanlar; “Mutluluk parayla satın alınmaz” iddiasının doğruluğunun bilimsel araştırmalarla kanıtlandığını biliyor muydunuz? Jordi Quoidbach ve ekibinin araştırması gösteriyor ki, bu durum zengin insanların hayatın küçük zevklerine varma yetilerini giderek kaybetmelerinden kaynaklanıyor. Parayla satın alınabilen şeylerin verdiği keyif ise çok daha kısa süreli oluyor. Aldığımız keyfi artırmak için yapılabilecek en kolay şey, pozitif anı ve duygularımızı üzerinde düşünerek, paylaşarak, hayal ederek uzatmak.
5. ve son araştırma ise daha güçlü hissetmek için yapılan bilimsel araştırmalar; Hayvanlar aleminde olduğu gibi insanlarda da “alfa kişilikleri” vardır: Daha güçlü, daha dominant olan ve bunu duruşlarıyla bile belli edenler. Kalabalık bir odadaki en güçlü adam genelde bunu beden diline en çok yansıtabilen adamdır; örneğin öne doğru eğilerek konuşan, el-kol hareketleriyle anlattıklarını destekleyen ve ilgi toplayan kişi. Öte yandan, çekingen ve kendine güvensiz karakter de beden diliyle bunu belli eder. Omuzları düşük, ayakları bitiştirerek duran, kollarını göğsünde kavuşturarak bir nevi savunma zemini yaratan kişi, gibi. Beden dili genelde biz fark etmeden, bilinçaltımızın yönlendirmesiyle oluşur. Fakat araştırmacılar diyor ki, belli pozları ve hareketleri bilinçli olarak seçerek kendimizi olmak istediğimiz ölçüde güçlü hissetmek mümkün. Böylece kişide oluşan fiziksel değişiklik, başkalarının onu nasıl gördüğü hakkındaki düşüncesini değiştiriyor ve ruh durumuna da etki ediyor. Bu kişilerin ayrıca daha yüksek testosteron hormonu salgıladığı ve kortizol (strese bağlı salgılanan başka bir hormon) seviyelerinin düştüğü de gözlemlendi.