Ahmet ZORLU

ZORBALIK DUVARA TOSLAR..

Ahmet ZORLU

Enformasyonda, saniyelerin hükümsüz kaldığı bir çağda yaşıyoruz..

Dolasıyla, dünya milletleri, dinine, ırkına, rengine, siyasal anlayışına bakmadan, yeri geldiğinde, “Dur arkadaş” diyerek yanlışın karşısında saf tutabiliyor.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, Trump’un dünya üzerinde tahakküm kurma girişimi ağır bir darbe aldı ve ezici çoğunluk, Trump’un Kudüs kararını onaylamadı..

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu kararı alırken, ‘Kudüs müslümanların kutsal şehridir’  diye almadı.

Zira Kudüs Semavi Dinlerin, ortak kutsalı olduğu için böyle bir karar çıktı.

O halde, başta Türkiye olmak üzere Filistin ve Kudüs Hassasiyeti bulunan ülkeler ortak hareket etmeli, Kudüs’ün bir inanç merkezi olarak kalmasını sağlamalı, İsrail ve ABD’nin yayılma politikalarına teslim etmemelidir.

Elbette Filistin konusunun, aynı diplomatik girişimlerle uluslar arası alanda tanınmasının sağlanması da bu anlamda özeldir, önemlidir.

Zira ABD bu oylamada yanında sadece, Palau, Guatamala, Togo, Nauru, Honduras, İsrail, Marshall Adaları, Mikronezya’yı bulabildi. Bu ülkelerin adını daha önce hiç duydunuz mu?

Çekimser kalan ülkelerin listesine baktığınızda da, çekimser kalarak ABD’den korkusunu belli eden ülkelerin sıralandığını görüyorsunuz..

Çekimserlerin genelini incelediğimizde, Kanada’yı çıkarırsak, Demokrasiden uzak  ama bir bölümü demokratik geçinen ülkeleri göreceksiniz.

Burada Bosna-Hersek’in çekimser kalmasını da hala anlamlandırmaya çalıştığımı belirterek Çekirser kalan ülkelerin listesine bir bakalım;

Çekya, Kanada, Arjantin, Fiji, Güney Sudan, Romanya, Polonya, Uganda, Panama, Filipinler, Meksika, Macaristan, Bosna-Hersek, Haiti, Jamaika, Kiribati, Kamerun, Kolombiya, Dominik Cumhuriyeti, Ekvator Ginesi, Benin, Vanuatu, Trinidad Tobago, Malavi, Tualu, Solomon Adaları, Ruvanda, Paraguay, Kiribati, Lesotho, Litvanya, Bhutan, Benin, Avustralya , Antigua ve Barbuda.

Bu karar tasarısına, ülkesinde demokrasiyi inşa etmiş, ekonomik bağımsızlığını bir nebze de kazanmış bir çok ülkenin ‘Evet’ demesidir aslında anlamlı olan.

Hem de, karar oylaması öncesi ABD’nin Birleşmiş Milletler  Daimi Temsilcisi Nikki Haley’in, diğer diplomatlara e-posta göndererek karara karşı oy kullanmamaları konusunda üstü kapalı tehdit etmesine ve oylamayı Başkan Trump’a rapor edeceğini belirtmesine rağmen. Haley, e-postasında, “Başkan oylamayı yakından takip edecek ve benden bize karşı oy kullanan ülkelerin raporunu istedi. Bu konuda bütün oyları not edeceğiz.” uyarısında bulunuyor.

Ülkelerin dış politikasındaki istikrar bu anlamda çok önemlidir.

Bir kelime, bir cümle bazen ülkenize çok pahalıya mal olabilir.

Kenan Evren’in Genelkurmay Başkanı iken ağzından çıkan, “Yunanistan’ın Nato’nun askeri kanadına yeniden alınmasını biz istiyoruz, ama siyasileri ikna edemiyoruz” sözü 12 Eylül sonrası kendisine hatırlatıldı ve elimizdeki bu büyük kozu bir imzayla kaybettik.

İsrail’in OECD’ye alınması, Türkiye’nin ve bu günkü hükümetin eseridir.

Ekmeleddin İhsanoğlu, 17 Temmuz 2014 tarihinde, NTV kanalında yayınlanan ropörtajında, İsrail’in OECD’ye AK Parti hükümeti vetoyu kaldırdığı için girebildiğini söylemiştir..

Aynı iddiayı,  halen AKP Hükümetinde bakan olan Numan Kurtulmuş, Has Parti Genel Başkanı iken defalarca dile getirmiştir.

Rus uçağı dürüldüğünde, ‘Ben emir verdim’ yarışına girenleri,  ‘Haftaya Emevi Camiinde Cuma namazı kılacağız’  diyenleri ise saymak bile gerekmez.

Ya da, ABD ve İsrail’in maşası Işiş’e ‘Öfkeli gençler’ tanımlaması, dış politikadaki utançlarımızdan birkaç tanesini oluşturur.

Yani, dış politika uzmanlığı, bir sanatçı estetiği ve özenini gerektirir.

Onları monşer deyip bir köşeye atar, önünüze gelene ‘Eyyy’ diye efelenirseniz olmaz.

Sevsekte sevmesekte, medeni dünyayla aynı gökyüzü altında olduğumuzu unutmamalı, sağlıklı ve saygın ilişkileri geliştirmeli, başka ülkelerin işlerine burnumuzu sokmamalı, ‘Barış’ı temel esas olarak kabul etmeliyiz.

Hepsinden önemlisi, uluslararası konularda,  ‘Haklılık’ esasını hep ön planda tutmalıyız.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun aldığı kararın yaptırım gücü ve bağlayıcılığı yoktur belki.

Ancak ABD, çağdaş dünyadan çok büyük bir tokat yemiştir.

Trump, bu tokadın acısını Türkiye ve tasarının çıkmasında etkili olan ülkelere ödetmeye de kalkışabilir.

Zira bu tokadın etkisi, Trump’a pahalıya mal olacak, iç siyasette belki de dönemini tamamlamadan görevine veda etmek zorunda kalacaktır.

Bu kararın, kral, sultan veya adına ne derseniz deyin, teokrat liderler tarafından yönetilen ülkelerin halklarına da ‘demokrasi’ taleplerini yüksek sesle haykırmaya başlamaları için vesile olmasını diliyorum.

Yazarın Diğer Yazıları