Ahmet ZORLU

YİTİK DEĞERLER..

Ahmet ZORLU

Kentte ardı ardına yaşanan intihar olayları ve bir kişinin eşi ile 3 çocuğunu öldürdükten sonra intihara kalkışması, nihayet birilerinin ‘Ne oluyor yahu’ sorusuna sormasına neden olmalı ki, farklı kesimlerden farklı sesler çıkmasına vesile oldu.

En tuhafı, Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğünden yapılan açıklama idi.

Müdürlük, ’70 Kişiyi ipten kurtardık’ diye övünüyor.

Aslında bu açıklama, ‘Bataklıktan 70 sivrisineği sağ salim çıkardık’ diye okunmadığı takdirde, önümüzdeki süreçte intiharlar, toplumsal travma devam edecektir.

Yaşananların geneline baktığınızda, geneli için kafa yormaya kalkıştığınızda, sağlıklı bir ruh hali, bu ülkede yaşayanlar için lüks bile kabul edilebilir.

İlaç firmalarının istatistiki verilerini önünüze koyun.

2 alanda kullanılan ilaç türlerinin satış grafiğinin sürekli yükselmekte olduğunu görürsünüz.

Bu iki alandan biri psikolojik tedavi ilaçları, diğeri de kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar.

Tepemizde, asabiyet ve karamsarlık aşılayan söylemleri ile her gün önüne geleni azarlayan, özeleştiriden uzak bir yönetim anlayışı var malesef..

Yaratılan hayali düşmanlıklar üzerine politik başarı elde etmeye çalışan bir bakış açısı..

Bunun sonucu karpuz misali ikiye bölünen bir toplum yapısı..

Değerlerdeki aşınma..

Aile bütçeleri üzerinde yaratılan yıkım.

Mutfağında tencere kaynamaz hale gelen aileler.

Bir yandan evine ekmek alamayan ve belediyenin ekmek dağıtımından yararlanıp çocuklarının önüne kuru bir ekmek parçası koyabilmenin çabasına düşmüş anneler, diğer yanda görkem, lüks, şaşaaa..

Eğitim sisteminin bilinçli olarak, hurafelerin eline teslim edilmesi..

Okul yetmez, evlere de İmam gitsin, çocukların kafasını evlerde de karıştırsın anlayışına ve temeline oturtulmuş bir eğitim sistemi..

Bir çocuk, bir anne-baba düşünün.

Ülkenin bir kentinde 30 dolayında çocuğun barındırıldığı evlerde cinsel istismara maruz kaldığı gerçeğini örtbas eden, bir vakfın görevlendirdiği adamın evinize gelerek çocuğunuza değerler eğitim verdiğini düşünün.

Daha ana okullarında, evlilik temalı uygulamalar verildiğini hayal edin.

Hem de ‘Değerler eğitimi’ diye nitelendirilerek, erkeğin ayaklarının kadın tarafından önüne leğen konularak yıkanması seansları verilen eğitim kurumları hayal edin.

Oysa ülkeyi yönetenler, eğer göndereceklerse evlere sohbet için tarikat adamlarını değil, psikyatri uzmanlarını, psikologları göndermeliler.

Toplumsal travmayı bu şekilde atlatabiliriz ancak..

Cinnet ve intihar girişimlerini, bilimin ışığında irdeleyip önce nedenlerini, sonra çözüm yollarını cesaretle tartışmadığımız sürece, bataklıkta sivrisinek avlamaya devam ederiz.

Zira, günümüzde bir çok uygulama din motifli olarak insanlara sunulurken, ahlak kavramı hep gözardı ediliyor.

Oysa toplumları ayakta tutan en temel değer ahlak kavramıdır.

Dinde ahlak.

İşte ahlak.

Eğitimde ahlak.

Sosyal hayatta ahlak.

Sağlıkta ahlak.

Ekonomide ahlak.

Trafikte ahlak.

Siyasette ahlak..

Günde 40 yalan söyleyen,  söylediklerine kendisi bile inanmayan bir yönetim anlayışının hakimiyetinde, cinnet ve intiharları önlemek mümkün değildir.

Baksanıza, Yüce’lik kavramı ile ödüllendirdiğimiz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kürsüye çıkan siyasilerimize.

Mikrofonu görünce, ‘Kırmızı görmüş boğa gibi’ cinnetin farklı versiyonlarını seyrettirmiyorlar mı bize.

Örnek mi?

Mustafa Elitaş’ın belge tomarını kürsüde yırtıp bu belgeleri ortaya çıkaranlara küfre varan sözler sarfetmesi, sağlıklı bir ruh halinin ürünü mü sizce..

Unutmayın, söyleyecek sözü olmayan, kültür yoksunu, birinin parmak işareti ile bir yerlere gelmiş siyasetçi, bürokrat, eğitimci ülkenin ve toplumun aydınlık geleceği için değil, bir dönem daha koltukta kalabilmek için, ülkeye ve topluma değil, kendisine o makamı lütfeden parmağa çalışır.

Türkiye maalesef son yıllarda bu alanda rekorlar kırmakta, birileri toplumu toplum yapan ortak değerleri, önce kendileri sonra kendilerini oralara getiren parmak için hoyratça harcamakta beis görmemektedir.

Ve asıl sorun, sözde toplum mühendislerinin bizi kobay olarak kullanmaya başlamasından kaynaklanmaktadır.

O nedenle oluşturulan bataklığın kurutulması için bilimin ışığına ihtiyaç duyuyoruz.

Zira, yönetenlerin ellerinde tuttukları ampül ömrünü doldurmuştur.

Yazarın Diğer Yazıları